SHURA’nın “Türkiye Enerji Dönüşümü Görünümü 2025” raporu, Türkiye’nin yenilenebilir enerjide güçlü bir kapasite artışı yakaladığını, ancak enerji dönüşümünde yeni eşiğin artık şebeke, depolama, piyasa tasarımı ve sanayi dönüşümünden geçtiğini ortaya koyuyor. Rapora göre COP31, enerji güvenliği, yeşil finansman ve uygulama odaklı reformlar için stratejik bir kaldıraç olabilir.
SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi’nin “Türkiye Enerji Dönüşümü Görünümü 2025” raporu, Türkiye’nin yenilenebilir enerjide güçlü bir ivme yakaladığını, ancak artan enerji talebi, yüksek ithalat bağımlılığı ve altyapı ihtiyacının dönüşümün hızını sınırladığını ortaya koyuyor. Rapora göre COP31, Türkiye için enerji güvenliği, yeşil finansman ve uygulama odaklı yapısal reformlar açısından stratejik bir kaldıraç olabilir.
Rapor, Türkiye’nin enerji dönüşümünde kritik bir eşiğe geldiğini gösteriyor. Rapora göre 2025 yılında devreye alınan 7 GW’lık yeni elektrik kapasitesinin yüzde 99’u yenilenebilir enerji kaynaklarından geldi. Türkiye’nin toplam elektrik kurulu gücü 122,5 GW’a ulaşırken, bunun yüzde 62’sini yenilenebilir kaynaklar oluşturdu. Güneş ve rüzgâr kurulu gücü ise 40 GW seviyesine çıktı.
Her yıl 8 GW yeni güneş ve rüzgâr kapasitesinin devreye alınması gerekiyor
Ancak rapor, dönüşümün artık yalnızca kapasite artışıyla ölçülemeyeceğine dikkat çekiyor. Türkiye’nin 2035 yılına kadar güneş ve rüzgâr kurulu gücünü üç katına çıkararak 120 GW hedefine ulaşabilmesi için her yıl ortalama 8 GW yeni güneş ve rüzgâr kapasitesinin devreye alınması gerekiyor. Bu hedefin gerçekleşmesi ise yalnızca yeni santrallerin kurulmasına değil; iletim ve dağıtım altyapısının güçlendirilmesine, enerji depolama çözümlerine, talep tarafı katılımına ve piyasa tasarımının dönüşümü desteklemesine bağlı.
Raporda, yüksek ithalat bağımlılığının Türkiye’nin enerji sistemini jeopolitik risklere açık hale getirdiği de vurgulanıyor.
2025’te Türkiye’nin enerji ürünleri ithalatı 2024’e göre yüzde 5 azalarak 62,5 milyar dolara, enerji kaynaklı dış ticaret açığı ise yüzde 4 düşüşle 47 milyar dolara geriledi. Ancak bu iyileşmenin büyük ölçüde uluslararası fiyat hareketlerinden kaynaklandığı belirtiliyor.
SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi Direktörü Alkım Bağ, Türkiye’nin enerji sisteminin yüksek ithalat bağımlılığı ve coğrafi konumu nedeniyle küresel fiyat hareketlerinden doğrudan etkilendiğini belirterek, İran ile ABD ve İsrail arasında yaşanan gerilimlerin bu kırılganlığı daha görünür hale getirdiğini söylüyor. Bağ’a göre enerji dönüşümü artık yalnızca çevresel bir başlık değil; enerji güvenliği ve makroekonomik istikrar açısından kritik bir araç.
Bağ, yenilenebilir enerji yatırımlarının hız kesmeden devam etmesi gerektiğini vurgularken, bu artışın sürdürülebilir olması için şebeke esnekliği, depolama, talep tarafı katılımı ve toplayıcılık mekanizmalarının etkin şekilde devreye alınmasının önemine dikkat çekiyor. Yatırımcılar için öngörülebilir ve doğru fiyat sinyalleri sunan bir piyasa tasarımının da dönüşümün temel koşullarından biri olduğunu ifade ediyor.
Sanayi dönüşümü enerji gündeminin merkezinde
Raporda sanayinin dönüşümü de enerji gündeminin merkezine yerleşiyor. Enerji yoğun ve düşük katma değerli üretim yapısının sürmesi, enerji yoğunluğundaki iyileşmeyi yavaşlatıyor. Bu nedenle sanayide elektrifikasyonun hızlandırılması, verimlilik odaklı üretim yapısına geçilmesi ve yeşil hidrojen, batarya depolama, dijitalleşme gibi yeni teknolojilerin yaygınlaştırılması Türkiye’nin rekabet gücü açısından kritik görülüyor.
Bağ’a göre Türkiye’nin ev sahipliğinde yapılacak COP31, enerji dönüşümünü hızlandırmak için önemli bir fırsat sunuyor. Türkiye’nin yenilenebilir enerji kapasitesi, yerli üretim kabiliyeti ve politika geliştirme deneyimiyle uygulama odaklı çözümlere liderlik edebilecek konumda olduğunu belirten Bağ, COP31’in ulusal enerji dönüşümünü hızlandıracak reformlar ve uluslararası yeşil finansman kaynaklarının mobilizasyonu açısından stratejik bir kaldıraç olabileceğini vurguluyor.