Çocukların hayatını kolaylaştıracak kadar destek olmak, kendi yollarını kurma ihtiyacını ortadan kaldırmamalı. Asıl miras ise bırakılan para değil, parayla kurulacak sağlıklı ilişki olabilir.
Morgan Housel’ın çok satan kitabı The Psychology of Money’den sonra yeni kitabının kapağını görünce Kafayı parayla bozmuş olduğunu düşündüm.
Yeni kitabının adı The Art of Spending Money — Para Harcama Sanatı.
Ama kitabı okumaya başladığımda Housel’ın aslında kafayı parayla bozmuş bir yazar olmadığını, tam tersine insanların parayla neden kafayı bozduğunu anlamaya çalışan bir yazar olduğunu gördüm.
Çünkü Housel’ın asıl meselesi para değil; insan. Burada sizlerle derinleştirerek paylaşmaya değer gördüğüm bölüm ise.
Çocuklarınız
Onlar parayı nasıl harcayacak..
Parayı siz kazandınız. Çocuklarınız kazanmadı.
Siz o paranın arkasındaki yılları biliyorsunuz.
Ne kadar çalıştığınızı, hangi riskleri aldığınızı, hangi geceler uyuyamadığınızı, hangi yatırımlarda kaybettiğinizi, hangi dönemlerde “Acaba olacak mı?” diye düşündüğünüzü biliyorsunuz.
Çocuğunuz ise bütün bunların sonunda dünyaya geliyor.
Başka bir deyişle, o filmin tamamını değil, son sahnesini görüyor.
Bunların arkasındaki otuz-kırk yıllık hikâye ise onun hikâyesi değil.
Kazandığımız parayı çocuklarımızla nasıl paylaşacağız?
Daha doğrusu:
Onlara ne kadar harcama yetkisi vereceğiz?
Çünkü para vermek başka bir şey. Harcama yetkisi vermek bambaşka bir şey.
- Parayı Siz Kazandınız, Çocuklarınız Değil
Para kazanmayı öğrendik. Biriktirmeyi öğrendik. Yatırım yapmayı öğrendik. Peki kazandığımız parayı çocuklarımızla nasıl paylaşacağımızı öğrendik mi?
Ve asıl soru:
Ben kazandım. Çocuğum kazanmadı. O halde benim kazandığım parayı harcama konusunda onun yetkisi ne olmalı?
- Aynı para, iki kuşak için aynı para değildir
Burası yazının en önemli bölümlerinden biri olabilir.
Birinci kuşak 1 milyon liraya baktığında onun arkasındaki emeği görür.
İkinci kuşak 1 milyon liraya baktığında onun satın alma gücünü görür.
Bu ahlaki bir üstünlük meselesi değil. Deneyim meselesi.
Çocuğunuz kötü, şımarık veya sorumsuz olduğu için değil; o paranın nasıl kazanıldığını bedensel olarak deneyimlemediği için parayla ilişkisi sizinkiyle aynı olamaz.
Dolayısıyla ebeveynlerin yaptığı büyük hatalardan biri şu olabilir:
“Benim para anlayışımı çocuğum da taşımalı.”
Neden taşısın?
Sizin yokluğunuzu yaşamadı.
Sizin korkularınızı yaşamadı.
Sizin risklerinizi almadı.
Siz zaten bütün bunları yaşamasın diye çalışmadınız mı? ( Daha doğrusu öyle olduğunu düşündünüz ki değil )
- Başarılı ebeveynin paradoksu
Çocuğumuz için istediğimiz şey nedir?
“Benim çektiğim sıkıntıları çekmesin.”
Bütün hayatımızı bunun için çalışarak geçiriyoruz.
Sonra çocuk bizim çektiğimiz sıkıntıları çekmeyince:
“Biz sizin yaşınızdayken…”
diye başlayan konuşmalar yapıyoruz.
Önce çocuklarımızın önündeki bütün taşları temizliyoruz. Sonra da neden bizim kadar iyi engel aşamadıklarını merak ediyoruz.
Housel’ın tartıştığı sorun tam da buna yakın: Çocuğu bütün zorluklardan korumak, ona yardım etmekle aynı şey olmayabilir. Bazı finansal kıtlık ve kısıt deneyimleri bütçe yapmayı, ihtiyaçla arzuyu ayırmayı öğretir.
- Para vermek başka, harcama yetkisi vermek başka
Şirketlerde bunu çok iyi biliyoruz.
Bir yöneticinin şirket kaynaklarına erişimi olması, onları sınırsız kullanabileceği anlamına gelmez.
Yetki vardır. Limit vardır. Sorumluluk vardır.
Aile servetinde neden aynı kavramları konuşmuyoruz?
Çocuğuma ev alabilirim.
Eğitimini karşılayabilirim.
Bir iş kurmasına sermaye sağlayabilirim.
Dünyayı görmesini sağlayabilirim.
Torunlarımın eğitimini üstlenebilirim.
Ama bunların hiçbiri:
“Benim servetim senin sınırsız tüketim bütçendir.”
demek değildir.
Serveti paylaşmak ile servetin kontrolünü paylaşmak aynı şey değildir.
- Peki harcama yetkisinin sınırı nerede?
Üç ayrı para kategorisi var aslında.
Hayatı kuran para: eğitim, sağlık, ilk ev, çocuk bakımı, zor dönemde destek.
Hayatı zenginleştiren para: seyahat, kültür, deneyimler, ailece geçirilen zaman.
Statü satın alan para: daha pahalı otomobil, sürekli yükselen yaşam standardı, marka tüketimi, gösteriş.
Birinci kategoriye ebeveyn olarak çok daha cömert yaklaşabilirsiniz.
İkincisi aile değerlerine göre değişebilir.
Üçüncüsünde ise dur demek gerek.
“Bunu gerçekten istiyorsan kendin kazan.”
- Çocuğunuzu hangi hayat standardına alıştırıyorsunuz?
Housel’ın çok önemli noktalarından biri bu.
Çocukken sunduğunuz hayat standardı, yetişkinlikte çocuğun “normal” kabul ettiği standarda dönüşebilir. Çok varlıklı bir evde yetişen çocuk, ileride kendi geliri o hayatı finanse etmeye yetmediğinde başarısız olduğunu düşünebilir. Hatta sevdiği işi değil, çocukluğundaki yaşam standardını sürdürebilecek işi seçmek zorunda hissedebilir.
Bu müthiş bir paradoks:
Çocuğunuza iyi bir hayat vermeye çalışırken, onun gelecekte mutlu olmasını zorlaştırmış olabilir misiniz?
Bunu mutlaka açalım.
Bu kırmızı Ferrari ile gezen bir çocuktan daha derin.
Çocuk Boğaz’da bir evde büyüdüyse, iyi otellerde tatil yaptıysa, iyi restoranlarda yemek yediyse, iyi okullarda okuduysa bunlar onun için “zenginlik” olmayabilir.
Normal hayat olabilir.
Fakat o standardı kendi geliriyle yeniden üretmek olağanüstü zor olabilir.
Dolayısıyla ebeveynin başarısı farkında olmadan çocuğun gelecekteki başarı çıtasını çok yukarı taşır.
- Ben lüks yaşıyorum, sana tutumlu ol diyorum
Burada Housel’ın bir başka güçlü fikri var: Çocuklar para konusunda söylediklerimizden çok yaptıklarımızı öğreniyorlar. Ayrıca ebeveynin lüks içinde yaşayıp çocuğundan bambaşka bir maddi standart beklemesi de çocuğunuzun içerlemesine neden olur.
“Gösterişe gerek yok.”
Ama otomobili her iki yılda bir değiştiriyorsunuz.
“Para kolay kazanılmıyor.”
Ama çocuk sizin para kazanırken geçirdiğiniz 30 yılı değil, bugün geldiğiniz noktayı görüyor.
Sonra ona finansal eğitim verdiğimizi düşünüyoruz.
Oysa çocuk konuşmayı değil, sizin hayat içindeki duruşunuzu seyrediyor.
- Mirasa 60 yaşında sahip olmak
Burada Housel’ın kitap dışında da dile getirdiği çok güzel bir mesele var.
Miras çoğu zaman çocukların paraya en az ihtiyaç duyduğu zamanda geliyor.
Anne-baba 90 yaşında öldüğünde “çocuk” 60–65 yaşında olabilir. Kariyerini yapmış, evini almış, çocuklarını büyütmüş olabilir.
Oysa para 30 yaşındayken çok daha fazla şeyi değiştirebilirdi.
Housel bir söyleşide varlıklı ebeveynlerin çocuklarına desteğinin en yüksek etkiyi çoğunlukla 20–40 yaş arasında yaratabileceğini söylüyor: ev almak, evlenmek, çocuk sahibi olmak, çocuk bakımını karşılamak gibi hayatın pahalı kuruluş dönemlerinde.
Buradan güzel soru:
Çocuğunuz 65 yaşında iken sahip olduğunuz tüm serveti bırakacaksınız. Ancak çocuğunuz hayatını kurarken yapılacak destek daha mantıklı mı acaba ?
- Ama yardım ne zaman koltuk değneğine dönüşür?
Asıl zor soru.
İlk evi aldınız.
İkinciyi de mi?
İş kurdu, sermaye verdiniz.
Batırdı.
İkinci sermayeyi de mi vereceksiniz?
Üçüncüyü?
Çocuğun maaşı yaşam standardına yetmiyor.
Aradaki farkı ömür boyu siz mi kapatacaksınız?
İşte burada güvenlik ağı ile yaşam standardı finansmanı arasındaki farkı tartışabiliriz.
Çocuğun düşmesine engel olacak kadar para verin; yürümesine gerek bırakmayacak kadar değil.
- Asıl miras: Para kullanma karakteri
Housel’ın çocuklar bölümünün vardığı yer yalnızca miras değil. Çocukların anne babalarından gözlemleyerek aldıkları değerler ve duygusal güvenlik, bırakılan maddi varlıklardan daha kalıcı olabilir. Bölümü Jonas Salk’ın “iyi bir örnek” olma fikrine bağlaması da bunun altını çiziyor.
Çocuklarıma ne kadar para bırakacağımı bilmiyorum. Ne kadarını ne zaman vermem gerektiğinin de matematiksel bir formülü olduğuna inanmıyorum.
Ama artık başka bir sorunun daha önemli olduğunu düşünüyorum.
Onlara ne kadar para bırakacağım değil, parayla nasıl bir ilişki bırakacağım?
Ben kazandım. Onlar kazanmadı. Dolayısıyla benim parayla kurduğum ilişkinin aynısını kurmalarını bekleyemem.
Ama bir şeyi aktarabilirim:
Paranın amaç değil araç olduğunu.
Özgürlük satın alabileceğini ama karakter satın alamayacağını.
Güvenlik sağlayabileceğini ama özgüven sağlayamayacağını.
Çocuğunuzun önündeki bazı taşları kaldırabileceğinizi ama bütün yolu asfaltlamayın.
Çocuklarımızın hayatını kolaylaştıracak kadar vermek; kendi hayatlarını kurma ihtiyacını ortadan kaldıracak kadar değil.
Tüm bu maddeler ve düşüncelere rağmen, konu o kadar çok değişken ve duygu barındırıyor ki, görüşlerinizi ve deneyimlerinizi duymak isterim.
