BIST 100 endeksinin son 30-35 yıllık seyri ile diğer önde gelen ülkelerin borsa endekslerini kıyaslayınca, borsamızın sığ sulardan bir türlü çıkamadığını görüyoruz. Diğer pek çok ülke endeksi kat kat artarken, BIST-100 endeksinin önünde sanki 500 dolar civarında örülmüş bir duvar var.
2007-2010-2013 yıllarında üç kez denenmesine rağmen, endeksimiz dolar bazında 500 puanın üzerine geçemedi. Birkaç yıl önce 120 puana kadar düştü. Şimdilerde ise 290 puan civarında.
Hisse senetleri fiyatlarını ülkenin, sektörün ve şirketin durumu ve potansiyeli belirliyor. Enflasyon, faiz oranları, ekonomik büyüme gibi makro ekonomik göstergeler, sektörün ulusal ve küresel durumu, şirketin mali durumu, karlılığı, gelecek potansiyeli gibi faktörler hisse fiyatı için kritik önemde.
Gelişmiş ülke ve akran ülke borsalarında dolar bazında ana trend yükseliş yönünde iken, Türkiye’nin BIST100 endeksi dolar cinsinden 100 ve 500 puan arasında gidip geliyor. 2008 küresel krizinden bugüne S&P 500 endeksi yaklaşık 9 katına, DAX 7 katına ulaşırken, BIST 100 endeksi dolar bazında 2,4 katına çıktı.
Peki neden?
Geçen hafta IMF’de yayımlanan bir blog yazısı aynı soruyu farklı bir perspektiften ele alıyor. Avrupa ve ABD’deki hisse değerleri arasından çok büyük fark olduğunu, Avrupa borsalarında işlem gören 50 yaş altındaki şirketlerin piyasa değerinin 5 trilyon dolar, ABD borsalarında işlem gören 50 yaş altındaki şirketlerin piyasa değerinin 42,9 trilyon dolar olduğunu ifade eden çalışma, bu uçurumun nedenini Avrupa’daki şirketlerin ölçek olarak küçük ve düşük-büyüme profilli olmalarına bağlıyor.
Avrupa ve ABD’ye kıyasla bizim şirketlerimizde ölçek yetersizliği çok daha büyük bir sorun. Bu konuya önceki yazılarımda sıklıkla değindiğim için burada girmeyeceğim ama belli başlı şirketlerimiz dışındakilerin çoğu, küresel rakipleri ile kıyaslanınca, son derece küçük ölçeklere sahipler.
Bizdeki zayıf yönlerden biri de şirketlerin sektörel dağılımı. ABD’de piyasa değeri en büyük on şirketin yedisi teknoloji sektöründe. Bunlar NVIDIA, Apple, Google, Microsoft, Amazon, Meta ve Broadcom. Avrupa’da en büyük şirketin üçü teknoloji alanında (ASML, SAP, Siemens). Diğerleri giyim, kozmetik ve finansta faaliyet gösteriyor. BIST’teki en büyük on şirketin zirvesine bir süre önce ASELSAN oturdu. Listenin başında savunma sanayi odaklı bir teknoloji şirketimiz olsa da; izleyen dokuz şirketin çoğu finans ve holding sektörlerinde.
Bunları kabul etmekle birlikte; küresel endekslerin hemen hepsi tüm zamanların zirvelerinde iken, BIST-100’ün dolar bazında 2013 yılındaki zirvesinin hemen hemen yarısında olmasını açıklamak güç. Önümüzdeki durumun nedenleri arasında, enflasyon görünümünün bozulması ve bunun getirdiği belirsizlik nedeniyle, bireysel ve kurumsal yatırımcıların her an dövize geçmeye hazır oluşları da geliyor. Çok sayıda hisse senedinde yapılan manipülatif operasyonlara, son zamanlara kadar, caydırıcı yaptırımlar getirilmemesi de.
Ama bu noktada bir de 2003-2007 dönemindeki göz alıcı hikayemizi hatırlamak gerekiyor. Bir yanda makro-ekonomik istikrara yönelik adımlar atılırken, diğer yanda alt yapı yatırımlarının hızlandığı, ama en önemlisi yıllardır beklenen yapısal reformların kısa bir sürede hayata geçirildiği bir süreç. 2003 başında dolar bazında 50 puan olan borsa endeksimizi, 2007 sonunda 500 puana yükselten dinamikler ne ise, beş yıla yakın bir sürede endeks nasıl 10 katına ulaştıysa, bugün de bize benzer bir çerçeve gerekiyor.