Zirveden çıkan sonuçlar, BRICS’in şimdilik ortak para birimi ya da Batı karşıtı bir ittifak yerine, ulusal para birimleriyle ticaret, alternatif ödeme sistemleri ve Küresel Güney’in uluslararası kurumlarda daha fazla söz sahibi olması ekseninde ilerleyeceğini gösterdi. Ancak Çin’in gelecek dönem başkanlığı örgütün yönünü yeniden değiştirebilir.
Yeni Delhi’de düzenlenen 18. BRICS Zirvesi, örgütün geleceğine ilişkin dünyanın en çok nüfuslu iki ülkesi arasındaki "yaklaşım farkını" ortaya koydu. Çin, BRICS’i Batı merkezli finansal ve siyasi düzene karşı daha güçlü bir alternatif haline getirmek isterken, Hindistan bu yapıyı herhangi bir güç bloğunun uzantısına dönüşmeden, Küresel Güney’in hareket alanını genişleten bir platform olarak korumaya çalıştı.
Çin'in vizyonu; Alternatif bir küresel mimari...
Yeni Delhi zirvesinde Çin Devlet Başkanı Şi Jinping'in mesajları Çin açısından BRICS'in yükselen ekonomilerin işbirliği platformundan daha fazlası olmasının amaçlandığını ortaya koydu. Pekin yönetimi, örgütü Batı merkezli uluslararası düzenin sınırlarını aşındırabilecek, Küresel Güney’in ekonomik ve siyasi ağırlığını kurumsal bir güce dönüştürebilecek bir yapı olarak gördüğünün ipuçlarını verdi.
Şi, BRICS işbirliğinin “üçüncü altın on yılına” girilmesinden söz ederken, örgütün gelişmekte olan ülkeler açısından etkili bir işbirliği platformuna dönüşmeye doğru yönlenmesi isteğini de vurguladı.
Pekin, BRICS'in ekonomik kapasitesini yalnızca ticaret ve yatırım alanında değil, ödeme sistemleri, teknoloji, dijital altyapı ve finansal kurumlar üzerinden de küresel etkiye dönüştürmek isteğinin işaretlerini verdi.
Üstelik Pekin yönetimi bu yönde hazırlıkları da sürdürüyor; Çin’in altın rezervlerini artırması, Hong Kong’da Şanghay Altın Borsası’yla bağlantılı yeni takas altyapıları geliştirmesi ve alternatif ödeme kanallarını desteklemesini, Yuan'ın uluslararası kullanımının yaygınlaştırılmasının ön adımları olarak okumak yanlış olmaz.
Yine de tüm bu adımların, uluslararası sistemdeki başat para birimi olan Amerikan Doları'nın yakın zamanda terk edileceği ve bunun yerine Yuan'ın kullanılmaya başlaması anlamına gelmiyor; Çin’in -şimdilik- hedefi daha çok, doların tek seçenek olma niteliğini azaltacak bir finansal ekosistem oluşturmayı çağrıştırıyor. Bu ekosistemde altın, ulusal para birimleri, alternatif ödeme sistemleri ve Çin merkezli finansal kurumları da birbirini tamamlayan araçlar olarak değerlendirmek mümkün.
Hindistan'ın yaklaşımı; Reform, ama kopuş değil...
Hindistan’ın BRICS’e bakışı ise daha temkinli ve çok yönlü. Yeni Delhi yönetimi, mevcut uluslararası düzenin Batı merkezli yapısının değiştirilmesini istiyor, ancak bunun Batı’yla ekonomik, teknolojik ve stratejik ilişkiler koparılmadan yapılmasını savunuyor.
Hindistan Başbakanı Narendra Modi’nin zirvede yaptığı konuşmada BRICS’in “hiç kimseye karşı olmadığı” yönündeki vurgusunu da bu açıdan okunmalı; Hindistan, daha temsili bir küresel yönetişim, Küresel Güney’in karar alma mekanizmalarında daha fazla söz sahibi olması ve ekonomik yaptırımların bir baskı aracı olarak kullanılmasına karşı daha fazla güvence istiyor. Ancak aynı zamanda ABD, Avrupa, Japonya ve Avustralya ile ilişkilerini de stratejik denklem içinde tutuyor.
Hindistan için BRICS’in değeri, Çin ve Rusya’yla aynı platformda bulunabilmek kadar, bu platformu Çin’in öncülük ettiği bir jeopolitik kutba dönüşmekten uzak tutabilmesinde de yatıyor. Yeni Delhi, ulusal para birimleriyle ticareti ve sınır ötesi ödeme sistemlerinin entegrasyonunu destekliyor; fakat ortak bir BRICS para birimi ya da Amerikan Doları'nın yerine geçecek merkezi bir finansal sistem konusunda Pekin'le aynı hevesi paylaşmıyor.
Üstelik Yeni Delhi'nin bu yaklaşımının altında sadece Hindistan’ın Batı’yla ilişkilerinin yattığını düşünmek de yanlış olur; Hindistan ile Çin arasındaki stratejik rekabet, sınır sorunları, ticaret açığı ve ekonomik bağımlılık endişesi de bu politikanın belirleyicilerinden.
Sonuç; Şimdilik orta yol bulundu
Son zirvede Hindistan'ın ev sahipliğini iyi kullandığını ve -şimdilik- BRICS açısından Yeni Delhi'nin vizyonunun BRICS'in hakim yönü olarak kaldığını söylemek yanlış olmaz. Nitekim Hindistan'ın etkisiyle zirve sonunda yayınlanan bildiride;
- BRICS’i Batı karşıtı bir ittifak olarak tanımlamaktan kaçınıldı:
- Ortak para birimi konusunda karar alınmadı;
- Doların terk edilmesine yönelik iddialı siyasi ifadeler de yer almadı.
Bunun yerine ulusal para birimleriyle ticaret, sınır ötesi ödeme sistemlerinin geliştirilmesi, tedarik zincirlerinin dayanıklılığı, dijital kamu altyapıları, enerji ve gıda güvenliği ile uluslararası kurumlarda reform başlıkları öne çıktı.
Hindistan'ın vizyonunun ağır basmasıyla BRICS, -bugün için- tek bir siyasi ve ekonomik sistem kurmaktan çok, üyelerine mevcut sistem karşısında daha fazla seçenek ve pazarlık gücü kazandırmaya çalışan bir platform görünümü aldı. Ancak önümüzdeki yıl Çin'in BRICS dönem başkanlığını üstlenmesiyle örgütün çok farklı bir yöne evrilmesi olasılığı da hala masada.
İkili ilişkiler; BRICS'in iç dengesi...
BRICS’in geleceğini anlamak için örgütün içindeki ikili ilişkiler de dikkatle izlenmeli. Yeni Delhi Zirvesi’nde Hindistan-Rusya ve Hindistan-Çin görüşmeleri, BRICS’in yalnızca kurumsal bir yapı olmadığını, üyeler arasındaki ilişkilerin örgütün yönünü doğrudan etkilediğini de gösterdi.
Hindistan Başbakanı Narendra Modi ile Rus Lider Vladimir Putin arasındaki görüşme, Hindistan’ın Rusya’yı hâlâ enerji, savunma ve stratejik işbirliği açısından önemli bir ortak olarak gördüğünü teyit etti. Belli ki Moskova’nın Batı yaptırımları altında Çin’e daha fazla bağımlı hale gelmesi, Hindistan’ın Rusya’yla ilişkilerini koruma isteğini otomatik olarak ortadan kaldırmıyor. Aksine, Yeni Delhi Moskova ile ilişkileri enerji ve savunmanın ötesine taşıyarak teknoloji, imalat ve sanayi işbirliği alanlarında geliştirmek istiyor.
Ancak bu ilişki, Hindistan’ın Rusya ve Çin öncülüğündeki bir blokla siyasi hizalanması anlamına da gelmiyor.
Yeni Delhi’nin stratejik özerklik anlayışı, farklı güç merkezleriyle aynı anda ilişki kurabilme kapasitesine dayanıyor. Hindistan açısından Rusya’yla yakınlık, ABD ve Avrupa’yla ilişkilerin alternatifi değil. Sadece Yeni Delhi'deki karar vericilerin seçeneklerini çoğaltan unsurlardan biri.
Yeni Delhi zirvesinde Modi'nin Çinli lider Şi ile ikili görüşmesi ise BRICS’in iç dengesi açısından daha kritikti; Şi Jinping’in yaklaşık yedi yıl sonra Hindistan’a yaptığı bu ilk ziyaret, 2020’deki sınır çatışmasının ardından iki ülke arasında ciddi biçimde gerilen ilişkilerde siyasi iletişim kanalının yeniden açıldığını gösterdi.
Nitekim Modi, sınır bölgelerinde barış ve sükûnetin korunmasının ikili ilişkilerin geneli açısından temel önemde olduğunu yineledi. Şi’nin Hindistan’la ilişkilerin stratejik ve uzun vadeli bir perspektifle ele alınması gerektiği yönündeki mesajı da, Çin’in de gerilimin ekonomik ve diplomatik maliyetlerini sınırlamak istediğini gösterdi.
Bu sonuç iki ülke ilişkilerinde bir "stratejik yeni başlangıçtan" çok, kontrollü istikrar arayışı olarak değerlendirilebilir.
Ancak iki ülke arasındaki sınır anlaşmazlıkları, ticaret dengesizliği, ekonomik rekabet ve bölgesel nüfuz mücadelesinin devam etmekte olduğu da açık. Bu nedenle Modi-Şi görüşmesini BRICS içinde Çin-Hindistan uzlaşmasının sağlandığı anlamında değil, iki ülkenin rekabeti "yönetilebilir" bir çerçevede tutma ihtiyacını kabul etmesi olarak yorumlamak mümkün.
Orta Doğu meselesi de BRICS masasında
Zirvede Orta Doğu meselesi de BRICS’in iç dengelerini ve diplomatik kapasitesini gösteren önemli bir başlık olarak öne çıktı.
BRICS liderleri, Yeni Delhi Deklarasyonu’nda Orta Doğu’daki savaşın ve gerilimin tırmanmasından duydukları “derin endişeyi” dile getirdi; taraflara azami itidal çağrısında bulundu. Açıklamada, uluslararası anlaşmazlıkların diyalog, istişare ve diplomasi yoluyla çözülmesi gerektiği vurgulandı. Tek taraflı tarife ve tarife dışı önlemlerin küresel ticareti bozduğu yönündeki eleştiriler de, yaptırımlar ve ekonomik baskı araçları konusundaki ortak rahatsızlığın bir parçası olarak kayıtlara geçirildi.
Şi jinping’in BRICS ülkelerinin Orta Doğu’da barışın sağlanmasına katkıda bulunması gerektiğini söylemesi ise, Çin’in örgüte biçtiği daha siyasi rolü ortaya koydu. Belli ki Pekin, BRICS’in yalnızca ekonomik işbirliği platformu değil, küresel krizlerde Batı dışındaki ülkelerin diplomatik ağırlığını artıran bir mekanizma olmasını istiyor.
Ancak deklarasyonun dili, örgütün sınırlarını da gösterdi. İran ile BAE gibi bölgesel gerilimlerin doğrudan tarafı olan ülkelerin aynı metne imza atabilmesi için ifadeler genel tutuldu. Bu da BRICS'in ortak ilkeler üzerinde uzlaşabildiğini, ancak üyelerinin çıkarları çatıştığında açık sorumluluk tayin etmekte ve ortak eylem üretmekte zorlandığını ortaya koydu.
Bu durum, İran ile BAE arasındaki temaslarda da görüldü. İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın Abu Dabi Veliaht Prensi Şeyh Halid bin Muhammed bin Zayed Al Nahyan ile görüşmesi, bölgesel gerilimin ortasında diplomatik kanalların açık tutulmaya çalışıldığını gösterdi.
