Türkiye, güneyde İsrail’in Suriye ve Doğu Akdeniz’deki hamleleri, kuzeyde ise Rusya-NATO geriliminin yükseldiği bir güvenlik tablosuyla karşı karşıya. Ankara, bir yandan caydırıcılığı artırmaya çalışırken diğer yandan Rusya, Batı ve bölgesel ortaklarla denge politikasını sürdürmeye çalışıyor bugün.
Türkiye’nin etrafındaki güvenlik haritası aynı anda iki yönden birden değişiyor:
Ortadoğu'da bir tarafta İsrail-Yunanistan ve Kıbrıs Rum Kesimi, diğer tarafta Suudi Arabistan-Pakistan ve Türkiye'nin imzaladığı Mekke Paktı'yla saflar netleşiyor.
Kuzeyde ise Rusya-Ukrayna savaşı artık yalnızca Ukrayna topraklarında yaşanan bir savaş olmaktan çıkıp NATO’nun doğu kanadını doğrudan etkileyen bir güvenlik krizine dönüşüyor. Türkiye ise bu "iki ateş" arasında yolunu bulmaya çalışıyor.
İsrail'le Suriye restleşmesi
Güney cephesindeki en büyük hareketliliklerden biri Suriye'de yaşanıyor. İsrail’in 18 Ağustos’ta Suriye’nin kuzeyindeki Abu el-Duhur hava üssünü vurması doğrudan Ankara'ya verilen "Suriye'de daha güneye ilerleme" mesajıydı.
Türkiye'nin karşı mesajı ise kuzeyde, Deyrizor'da geldi; Türk Silahlı Kuvvetleri, sivillerin Fırat Nehri’ni geçişini kolaylaştırmak amacıyla geçici yüzer köprü kurdu. Türk ve Suriyeli askerler birlikte çalıştı, Türk zırhlı araçları köprüden geçirildi, tüm inşa süreci boyunca havada Türk SİHA’ları görev yaptı.
İsrail'den Ankara'nın bu hamlesine karşı henüz herhangi bir somut hareket gelmedi. Eğer önümüzdeki günlerde Ankara ve Tel Aviv arasında Suriye merkezli yeni bir askerî gerginlik yaşanmazsa durumu şöyle okumak mümkün:
İsrail’in gerçek kırmızı çizgisi Türkiye’nin kaç kilometre güneye gideceğinden ziyade Türkiye’nin Suriye’de hangi askerî kapasiteyi kuracağı ile ilgili gibi duruyor. Geçici bir köprüye tepki vermeyen İsrail yönetimi, konu Türkiye'nin Suriye'de yeni ve kalıcı askerî üs, radar, hava savunma sistemi kurması olunca karşı hamle yapmayı tercih ediyor. Belli ki İsrail’in asıl korkusu, Türkiye’nin Suriye’de İsrail Hava Kuvvetleri’nin faaliyetlerini izleyebilecek veya sınırlayabilecek stratejik bir askerî altyapı kurması.
Doğu Akdeniz'de etki mücadelesi
İsrail ile Türkiye arasındaki tek gerginlik merkezi Suriye de değil: İki ülke, Doğu Akdeniz'de "etkinlik alanı" konusunda ciddi rekabet içinde.
İsrail, Doğu Akdeniz'deki doğrudan etkinlik alanını Kıbrıs Rum Yönetimi'ne askerî üsler kurarak, Kıbrıs Adası'nın güneyinde ve Girit'te doğal gaz arama sahaları ve su altı elektrik hatları üzerinden oluşturma planları yaparak genişletmeye çalışıyor.
Tel Aviv yönetimi Ege'deki hamlelerini ise dolaylı yoldan, askerî ittifakını giderek yoğunlaştırdığı Yunanistan üzerinden yapıyor. İsrail ile Yunanistan'ın 31 Ağustos'ta imzaladığı yaklaşık 3 milyar Euroluk hava savunma anlaşmasını bu açıdan okumak yanlış olmaz.
Anlaşma, İsrail'in Yunanistan için David’s Sling, SPYDER ve BARAK MX sistemlerinden oluşan çok katmanlı bir hava ve füze savunma ağı kurmasını öngörüyor. Ancak burada asıl mesele, Yunanistan'a gönderilecek İsrail füzelerinin sayısı değil, iki ülkenin erken uyarı, radar, komuta-kontrol ve önleme kapasitesini birbirine bağlayan savunma altyapısı kurmak. Bazı SPYDER sistemlerinin Ege adalarında konumlandırılacağı iddialarını da ihmal etmemek gerek elbette.
Türkiye'nin İsrail-Rum-Yunan üçlü ittifakına karşı Akdeniz'deki hamleleri giderek sıklaşmakta:
Ankara'nın NAVTEX ilanları, Doğu Akdeniz ve Ege'ye deniz araştırma gemileri gönderme sürecini hızlandırması, deniz millî parklarının ilanı, Mavi Vatan yaklaşımının artık fiilen uygulamaya konulduğuna işaret ediyor.
Mekke Paktı'nın kurumsallaşması...
Ankara'nın Ortadoğu'da İsrail'in etkinliğini sınırlamaya yönelik bir başka adımının ise Pakistan, Türkiye ve Suudi Arabistan'ın imzacısı olduğu Mekke Paktı'nı kurumsallaştırmak olduğunu söylemek mümkün:
Mekke Paktı'nın ilk Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi toplantısı 31 Ağustos'ta İstanbul’da yapıldı. Toplantıda, Pakt'ın sekreteryasının Riyad'da kurulması, ilk genel sekreterinin Pakistan'dan olması kararlaştırıldı. Ayrıca savunma sanayii, ortak üretim ve teknoloji geliştirme alanlarında yeni iş birlikleri hedeflendiği açıklandı.
Mekke Paktı, İsrail-Yunanistan-Güney Kıbrıs hattının askerî ve teknolojik olarak bütünleşmesine karşı, Türkiye'nin de kendi bölgesel güvenlik ağını oluşturmaya çalışması gibi duruyor.
Kuzeyde Rusya-NATO gerilimi sıcak temasa dönüşmekte
Türkiye'nin güneyinde yaşanan askerî gerilimin bir benzeri, daha tehlikeli şekilde kuzeyde de şekillenmekte:
Son gelişmeler, Rusya-Ukrayna savaşının artık yalnızca Ukrayna topraklarında yaşanan bir çatışma olmaktan çıkıp NATO'nun doğu kanadını doğrudan etkileyen bir güvenlik krizine dönüştüğünü ortaya koyuyor.
1 Eylül gecesi Estonya hava sahasında yaşanan İHA alarmı bu açıdan çok dikkat çekici. Estonya'nın doğu sınırı yakınlarında tespit edilen İHA'lar nedeniyle NATO hava alarmı verildi ve Ämari Hava Üssü'nde NATO görevi yapan Türk F-16'ları havalandı. İHA'ların hangi ülkeye ait olduğu henüz kesinleşmiş değil. Ancak aynı saatlerde Rusya'nın Leningrad bölgesinde yoğun İHA saldırılarının yaşanması ve Baltık Denizi kıyısındaki stratejik Ust-Luga Limanı'nın hedef alınması, gelişmeleri Rusya-Ukrayna savaşıyla birlikte değerlendirmeyi gerekli kılıyor.
Estonya'da halka İHA görülmesi halinde sığınaklara gitmeleri yönünde uyarılar yapılması da meselenin yalnızca askerî değil, psikolojik bir boyuta da ulaştığını gösteriyor.
Üstelik bu, Türk savaş uçaklarının da NATO kapsamında devriye uçuşları yaptığı Baltıklar'daki ilk gerilim de değil:
Daha önce de Rusya'ya yönelik Ukrayna saldırıları sırasında İHA'ların NATO hava sahasına yönelmesi, GPS karıştırmaları ve hava sahası ihlalleri gündeme gelmişti. Ağustos ayında Letonya hava sahasına giren bir İHA'nın İtalyan Eurofighter'ları tarafından düşürülmesi, aynı riskin NATO'nun farklı ülkelerinde de yaşanabileceğini ortaya koymuştu.
Yine Almanya'nın resmî bir açıklamayla Leipzig'deki saldırının arkasında Rusya'nın bulunduğunu bildirmesi ve NATO Genel Sekreteri Mark Rutte'nin Berlin'e açık destek vermesi de bu çerçevede kritik önemde. Rutte, NATO'nun Almanya ile tam dayanışma içinde olduğunu vurgularken, ittifakın Rusya kaynaklı hibrit saldırılara karşı caydırıcılığını güçlendireceği mesajını verdi.
Ukrayna merkezli savaşta Rusya'nın NATO ülkelerine yönelik hibrit saldırıları ile doğrudan askerî saldırı arasındaki sınır giderek bulanıklaşıyor. Bir İHA'nın NATO hava sahasına girmesi ne zaman bir hava ihlali olmaktan çıkıp kolektif savunmayı gerektiren bir saldırıya dönüşecek? Bir sabotaj veya siber saldırı hangi noktada NATO'nun 5. maddesini gündeme getirecek? Rusya'nın NATO'yu tam da bu gri alanda test ettiği çok açık.
Türkiye açısından ise durum daha karmaşık: Ankara bir yandan NATO'nun doğu kanadının aktif bir parçası olarak Estonya'da F-16 uçakları ile devriye görevi yaparken, diğer yandan Rusya ile enerji, ticaret, Karadeniz güvenliği ve Suriye gibi çok sayıda stratejik başlıkta ilişkilerini sürdürmeye çalışıyor.
Bu nedenle kuzey cephesindeki gelişmeler, Türkiye'nin sadece NATO içindeki konumunu değil, Moskova ile kurduğu dengeyi de doğrudan etkilemeye aday; Rusya-Türkiye ilişkileri eski yoğunluğundan farklı bir çizgiye girmiş durumda.
Nitekim Bişkek'teki Şanghay İşbirliği Örgütü marjında gerçekleşen Erdoğan-Putin görüşmesinden somut olarak sadece nükleer enerji iş birliğinin artırılması vaadinin çıkması şaşırtıcı olmadı. Ankara, Rusya ile eskiden çok kapsamlı ve katmanlı olan ilişkileri, Batı'nın henüz yaptırımlar koymadığı tek alanda, nükleer enerjide sürdürerek Moskova'yı teskin etmeye çalışıyor.
İki ateş arasında denge mümkün mü?
Türkiye'nin dış politikası ABD Başkanı Trump ile Cumhurbaşkanı Erdoğan arasındaki yakınlık nedeniyle giderek Washington eksenine doğru kayarken, geleneksel denge politikasını yürütmek giderek zorlaşmakta.
Türkiye’nin kuzeyinde ve güneyinde aynı anda yeni güvenlik mimarileri kuruluyor. Bu ortamda Ankara'nın askerî caydırıcılık kadar diplomatik hareket alanına da ihtiyacı var.
İki cephede birden caydırıcı kalırken, iki cephede birden savaşa sürüklenmemek gerekiyor.
Bir yandan caydırıcılığı artırmak, bir yandan yeni ortaklıklar kurmak, diğer yandan Rusya ve Batı arasındaki ilişkilerini korumaya çalışmak: “Denge siyaseti” artık geçmişe göre çok daha yüksek maliyetli...
