Bir kurumun gerçek sınavı, yangını söndüreni değil; yangının hiç çıkmamasını sağlayanı fark edip edememesidir.
Bir çiftçinin çiftliğini fareler basar. Ürünler zarar görür, düzen bozulur. Çiftçi çözüm olarak beyaz bir kedi alır.
Beyaz kedi işini çok iyi yapar. Kısa süre içinde farelerin tamamını temizler. Çiftlik yeniden güvenli ve huzurlu bir yer haline gelir. Sorun ortadan kalkmıştır.
Çiftçi düşünür:
"Artık fare yok. Bu kediye de ihtiyacım kalmadı."
Ve beyaz kediyi gönderir.
Aradan zaman geçer. Fareler yeniden ortaya çıkar. Çünkü sorun çözülmüş olsa da, onu çözebilen kişi artık orada değildir. Bu kez çiftçi kara bir kedi alır.
Kara kedi farklı davranır. Fareleri tamamen yok etmez. Her gün birkaçını yakalar, birkaçını bırakır. Sorun hiçbir zaman tam olarak bitmez ama hiçbir zaman kontrolden de çıkmaz. Böylece çiftçi sürekli kediye ihtiyaç duyar. Kara kedi çiftlikte kalır.
Bu hikâye kedilerden çok liderlik anlayışıyla ilgilidir.
Bazı liderler, bir problemi tamamen çözen insanların değerini göremezler. Çünkü onların başarısı görünmez hale gelir. Sorun ortadan kalkınca, sanki hiçbir zaman var olmamış gibi düşünülür. Oysa ortada duran düzen, o kişinin emeğinin sonucudur. Böyle organizasyonlarda en yetenekli çalışanlar bazen ödüllendirilmek yerine göz ardı edilir. Hatta kimi zaman işten ayrılmalarına neden olacak kadar değersiz hissettirilirler. Çünkü başarılarının bedeli görünmez olmaktır.
Diğer yandan bazı insanlar vazgeçilmez görünmenin yolunun problemleri tamamen çözmek değil, onları yönetilebilir seviyede tutmak olduğunu öğrenirler. Sürekli ihtiyaç duyulan kişi olurlar. Çünkü varlıklarının gerekçesi, hiçbir zaman tamamen ortadan kaldırılmayan sorunlardır.
Gerçek liderlik ise beyaz kedileri fark edebilmektir. Bir kurumun başarısı, içeride kaç problem olduğu ile değil, kaç problemin sessizce çözüldüğü ile ölçülür. En değerli çalışanlar bazen en çok görünenler değil, sorunlar ortaya çıkmadan önce onları ortadan kaldıranlardır. Çünkü iyi liderler problemi görür. Büyük liderler ise problemi çözen insanı görür.
Ama burada önemli bir ayrım var: Kurnaz kişiler her zaman daha başarılı olmazlar; ancak kötü yönetilen kurumlarda daha kalıcı olabilirler. Ne yazık ki gerek özel sektörde gerek kamu sektöründe gerek kar amacı gütmeyen kurumlarda oldukça sık rastlanan bir durum kötü yönetim. Doğal olarak bu kurumlar uygulamalarında ve yönetimlerinde ve adil olmuyorlar.
Bu durumda liderler sonuçtan çok görünürlüğü, gerçek katkıdan çok algıyı ödüllendiriyor. Böyle ortamlarda problemi tamamen çözen kişi, kendi önemini de görünmez hale getiriyor. Sorun ortadan kalktığında yöneticinin gözüne çarpan şey çözüm değil, artık ihtiyaç duyulmuyor gibi görünen kişi oluyor ne yazık ki.
Buna karşılık kurnaz çalışanlar farklı bir oyun oynuyorlar. Bilgiyi paylaşmaz, süreçleri karmaşık tutar, kendilerinden başka kimsenin çözemeyeceği bağımlılıklar yaratırlar. Hatta bazen sorunları tamamen ortadan kaldırmak yerine kontrollü biçimde sürdürürler. Böylece kurum onların varlığını sürekli hisseder.
Fakat burada trajik olan şey şudur: Kurum kısa vadede kara kediyi ödüllendirirken, uzun vadede bedelini öder. Çünkü;
- Beyaz kedi kuruma değer üretir. Kara kedi ise kuruma bağımlılık üretir.
- Beyaz kedi sistem kurar. Kara kedi sistemin eksiklerinden beslenir.
- Beyaz kedi yokken sorun geri gelir ama onun çözümü kuruma öğretilebilseydi sorun bir daha dönmezdi. Kara kedi ise sorunun hiçbir zaman tamamen bitmemesinden fayda sağlar.
- Beyaz kedi sessiz çalışır. Kara kedinin ise çalıştığını herkes duyar.
Aslında bu hikâye liderlik kalitesinin bir testidir.
Yetenekli liderler "Bu kişi ne kadar meşgul?" yerine şu soruyu sorar: "Bu kişi sayesinde hangi problemler artık yaşanmıyor?"
Yetersiz liderler ise genellikle yalnızca gördüklerini yönetirler. Yangını söndüren kişiyi alkışlarlar ama yangının çıkmasını engelleyen kişiyi fark etmezler.
Bu nedenle birçok kurumda paradoksal bir durum ortaya çıkar:
En iyi çalışanlar, işlerini o kadar iyi yaparlar ki yöneticiler onların ne kadar değer yarattığını göremez hale gelir.
En kötü çalışanlar ise sürekli görünürdür; çünkü etraflarında sürekli çözülmesi gereken problemler vardır.
Belki de hikâyenin en acı tarafı budur. Fareleri tamamen yok eden beyaz kedi gönderilirken, farelerin hiç bitmemesini sağlayan kara kedi "vazgeçilmez" ilan edilir.
Oysa sağlıklı kurumların amacı vazgeçilmez insanlar yaratmak değil, vazgeçilmez sistemler kurmaktır. Liderin görevi de kendisini veya çalışanlarını vazgeçilmez yapmak değil, başarıyı tekrar edilebilir hale getirmektir.
Bu yüzden soru "Kurnaz kişiler kurumlarda daha mı kalıcı olur?” Adil bir yönetim ya da adil bir yönetici gelene kadar evet.
Liderler, kimin kurum için değer ürettiğini, kimin ise kurumun zayıflıklarından faydalandığını ayırt edebiliyor mu?
Bir kurumun geleceğini belirleyen şey ise bu soruya verdiği cevaptır.
En iyi çalışanları neden kaybederiz?
Çünkü birçok kurumda gerçek değer değil, görünürlük ödüllendirilir.
- Sorunları çözdükleri için görünmez hale gelirler.
- Yüksek performansları zamanla normal kabul edilir.
- Bilgiyi paylaşır, sistem kurar ve bağımlılık yaratmazlar.
- Yangını önlerler; bu yüzden kahraman olarak görülmezler.
- Sonuç üretirler ama sürekli meşgul görünmezler.
- Algının performanstan daha değerli olduğu ortamlarda motivasyonlarını kaybederler.
- Daha fazla sorumluluk alır, aynı oranda takdir veya yetki görmezler.
- Değerlerinin ancak ayrıldıktan sonra anlaşılır.
İyi çalışanlar iş bulmakta zorlanan insanlar değildir. Kendi değerlerini görebildikleri anda, onları görebilen başka kurumlar da bulurlar. En iyi çalışanlar genellikle daha iyi teklifler yüzünden değil, yeterince değer görmedikleri için giderler.