Küresel borç stoku 365 trilyon doları aşarken, teknoloji ve yapay zekâ yatırımlarından savunma harcamalarına kadar uzanan yeni mali yükümlülükler piyasalardaki borç endişesini büyütüyor. Asıl soru ise giderek daha fazla borçlanan ülkelerin bu faturayı nasıl ödeyeceği; özellikle de enflasyonun borçları eritmenin bir aracı olarak görülmeye başlanması yeni bir küresel riskin habercisi olabilir.
Bir önceki yazımda gelişmiş ülkelerde yükselen ikincil piyasa faizlerinin, merkez bankalarının kontrolü dışındaki değişkenlere tepki verdiğinden ve risk priminin yükseldiğinden bahsetmiştim, hatırlar mısınız? Riski artıran birden fazla faktör var ama ben yazımda özellikle yükselen borç oranlarına işaret etmiştim. Bugün kaldığım yerden devam edeceğim.
Dünyada borcun yükselişi yeni değil. Bunun bir sorun olarak karşımıza çıkacağını zaten biliyorduk. Bilmediğimiz şey, bunun zamanlamasıydı. Yine de piyasanın faturayı ilk kez gördüğünü ve alt toplama şaşırıp “Ne yemişiz be kardeşim!” diyerek tepki verdiğini düşünmek gerçekçi değil. Piyasa tepkiyi, faturanın mevcut haline değil, ilerleyen dönemde daha da şişecek olmasına veriyor.
Önümüzdeki döneme dair bütün plânların daha fazla borçlanma üzerine kurulması, piyasayı endişelendiriyor. Teknoloji ve yapay zekâ yatırımları, savunma harcamaları, yaklaşan seçimlerin tetiklemesi beklenen mali genişleme… Bunların hepsi faturanın hesapsızca daha da şişeceğine işaret ediyor. Eh, piyasa da hesap biliyor.
ABD çok konuşuluyor ama tek mesele o değil. Bütçe disiplini söz konusu olduğunda kriterleri ile ünlü olan Avrupa Birliği (AB), geçen yıl savunma harcamalarını bütçe limitlerinin dışında bırakmayı konuşuyordu. Teknolojik gelişmeleri kaçırdığını ve sanayide geride kaldığını kabul eden AB’nin bu alandaki yol haritası ve harcama plânı kesin değil ama savunma yatırımları için borçlanarak harcayacağı kesin. Şu an Fransa çok konuşulsa da yakından bakıldığında liste daha kabarık. AB’nin sanayide ayranı yok içmeye, borçlanarak gider savunma projelerine… Avrupa Merkez Bankası’nın faiz artırımlarıyla birleştiğinde, Avrupa’nın borç yönetiminde daha sağduyulu bir yere geleceğini umuyorum. Meseleyi Euro/Dolar perspektifinden izlemek de gerekli. Velhasıl belli oldu, biz bunu daha çok konuşacağız.
Fakat bu yazıda Avrupa’yı bir kenara bırakalım ve genel görünüme bakalım. Uluslararası Finans Enstitüsü (IIF), eylül sonunda Küresel Borç Raporu’nu yayımladı. Rapordan ilgimi çeken ve bana vurucu gelen birkaç tespit ve rakamı paylaşmak istiyorum:
- Gelişmiş ülkelerin faiz ödemeleri, küresel ölçekte yapay zekâya, savunma sanayine veya temiz enerjiye yapılan yatırımların her birinden daha yüksek bir düzeye ulaşmış durumda.
- Borç, sadece ekonomik ve finansal istikrarı ilgilendiren bir konu değildir; politik yönü de olan bir konudur.
- ABD’de ara seçimler yaklaşırken ve 2027 yılında Fransa, İspanya ve İtalya’da genel seçimlerin yapılması beklenirken, mali taahhütler ve seçim kampanyalarında verilen vaatler bütçe disiplinini zayıflatıyor.
- Küresel borç stoku 2026'nın ilk yarısında 365 trilyon doları aştı. (Yakın dönemde yaşanan) yüksek enflasyon, borcun millî gelire oranını kontrol altında tutmaya yardımcı olarak altta yatan kırılganlıkların üzerini kısmen örttü.
IIF raporundaki bu son kısım önemli. Pandemi döneminde yükselen enflasyon, borcun milli gelire oranını tıraşladı. Oysa enflasyon sizin için gelip borcu ödemez. Sadece nominalde bir illüzyon yaratır. Yine de iktisat tarihi, borç yükseldiğinde siyasilerin çözümü enflasyonun yükselmesine izin vermekte aradıkları örneklerle dolu.
Benim zihnim bu endişeyle doluyken, ABD Başkanı Donald Trump 1 Ekim’de TIME dergisine verdiği röportajda enflasyonun ABD’nin borcunu çok hızlı ödeyebileceğinden bahsediyordu. Trump’ın aklına koyduğunu, uygulamaya da koyma gibi bir niyeti var mı bilmem ama mesele endişe verici olabilir.
Borçla, kaldıraç arasında ince bir çizgi vardır muhteremler. Şu an teknoloji ve savunma sanayi yatırımları için yapılan borçlanmalar, hızlıca verimli bir iktisadi karşılık bulursa adına “kaldıraç” der geçeriz. Yoksa borcun miktarını, geri ödemesini – ödeyememesini konuşmak zorunda kalırız. Şimdiden borcu enflasyonla eritme ihtimalinden bahsedilmesi beni endişelendiriyor.
Haydi, biz kalbimizi temiz tutalım. O nedenle yüksek borç oranlarına bakıp şimdilik enflasyonla ilgili bir yorum yapmıyorum. Ama o kadar James Bond’u da boşuna okuyup izlemedim, değil mi? Yazarı Ian Fleming, “Bir kez olursa tesadüftür. İki kez olursa rastlantıdır. Üç kez olursa plânlı saldırıdır.” (Once is happenstance. Twice is coincidence. Three times is enemy action.) der. Ben de Trump’ın açıklaması için şimdilik tesadüf diyeyim. İkincisi olursa rastlantı derim, üçüncüsünde dertleniriz…