FİKRİ CİNOKUR/ANTALYA
Akdeniz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Özlenen Özkan, kasım ayında Antalya’da gerçekleştirilecek BM İklim Değişikliği Zirvesi (COP31) öncesi, Antalya’da yaşanabilecek derin su krizine dikkat çekti.
‘’Geleceğimiz risk altında’’ diye konuşmasına başlayan Prof. Dr. Özkan, suyun herkes ve her kesim tarafından korunması çağrısında bulunarak, ‘’Suyumuzu hep birlikte koruyalım. Sağlığımız, tarımımız, turizmimiz ve geleceğimiz risk altında. Suyumuza hep birlikte sahip çıkmalıyız” dedi.
Akdeniz Üniversitesi Rektörü, bir Antalyalı olarak görevlerinin şehirdeki en önemli konuya dikkat çekmek olduğunu anlatan Prof. Dr. Özkan, şöyle devam etti:
‘’Akdeniz Üniversitesi olarak suyun böyle gitmeyeceğini anlatarak, bir farkındalık oluşturmak istedik. Sonuç olarak bu böyle gitmez. Çünkü biz Antalya'da ne gördük? Düden şelalesini, Gelidonya’sını hatırlarsınız, bilirsiniz. Şu an Düden'in ne kadar azaldığını konuşuyoruz. Sular oradaydı, hep öyle kalacak sandık. Ama öyle değil. Bugün gördüklerimiz bize bas bas bağırıyor. Su elimizden gidiyor. Sadece miktar olarak değil, nitelik olarak da elimizden gidiyor.”
"Suyu yanlış kullanımının zararı çok büyük"
Suyun yanlış kullanımının yanında doğaya verilen diğer zararlara da dikkat çeken Rektör Özkan, şöyle devam etti:
“Suyu fütursuzca kullanmanın yanı sıra su bitmiş, başka yerden su getirmeye kalkmışız, orada da bütün üretimi mahvetmişiz. Su azalmış, deniz suyunu kullanmaya kalkmışız, o aldığımız deniz suyunu dönüştürmüş, yüzde 50 işlenmiş suları tekrar denize geri vermişiz. Bu sefer denizlerdeki algleri, denizi mahvetmeye başlamışız. Özellikle kıyılarda deniz suyu, yer altı sularına karışmış, tatlı suyu mahvetmişiz. Sadece tatlı suyu değil. Denizdeki suları mahvederek de biz 10 yıl sonra bu kadar medeni yaşayamayacağız, bunun farkında değiliz.”
Su kullanımının artık bir kültür haline dönüştürülmesi gerektiğini anlatan Rektör Özlenen Özkan, ‘’Bizim suyu tüketirken bunu kültür haline dönüştürmemiz lazım. Kent nüfusu 2 milyon 700 bin. Ama yıl içinde 12 ayda 17-18 milyon turist ağırlıyoruz. Sonuç olarak hem suyu hem de altyapımız aslında 19. yüzyıldan kalma tasarlanmış. Hem altyapıyı hem suyu kullanırken ona göre bir planlama yapmamız gerekiyor” dedi.
"Su tüketimi faturalara yansımalı"
Tarımda sulamaya mevcut haliyle devam etmesi halinde bir süre sonra gıda krizi yaşanabileceğini anlatan Prof. Dr. Özkan, tarım, turizm ve sanayi sektörlerinde su kullanımın önemini vurguladı. Özkan, şöyle konuştu:
‘’Çünkü tarım demek gıda güvenliği demek. O yüzden bizim bir kere kapalı sistemlere geçmemiz gerekiyor ve kaçak suları önlememiz gerekiyor. Turizmde kişi başına bir günde 1 ton su harcanıyor. Bir turist başına Antalya'da 1 ton su. Bu korkunç bir rakam. Bu o kadar kolay tüketiliyorsa bu suyun faturalara yansıması gerekiyor. İkincisi, o suyu gerçekten şebekeden mi çekiyorlar yoksa farklı yöntemlerle mi o suyu elde ediyorlar. Buna bakmak gerekiyor. Yine sanayide kullanılan suyun kesinlikle temiz su olmaması gerekiyor. Geri dönüşüm suyu olması gerekiyor. Bunlar için en kısa sürede yaptırımlar ortaya koymamız, regülasyonlar ortaya koymamız gerekiyor.”
Suyun hep birlikte korunması çağrısında bulunan Rektör Özkan, konuşmasına şöyle tamamladı:
“Küçükten büyüğe eğitimle dikkat çekmemiz gerekiyor. Biz eğer tasarruf etmezsek, bunu regüle edemezsek 10 yıl sonra temiz hava da bulamayacağız. Sağlığımız risk altında. Medeniyetimiz, biyolojimiz, tarımımız, turizmimiz risk altında. Biz eğer geç kalırsak 10 yıl sonra çocuklarımıza yeşil, sulak, turizmi güzel, tarımı güvenli, sanayisi gelişmiş bir Antalya bırakmak istiyorsak suyumuza hepimizin sahip çıkması lazım.’’
"Türkiye’nin su potansiyeli 9 yılda çok ciddi miktarda düştü"
Çevre Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü Prof. Dr. İbrahim Ethem Karadirek de, sunumunda iklim değişikliğinin Akdeniz sucul biyoçeşitliliğine ve su kaynakları üzerine etkilerini anlattı.
Türkiye’nin su stresi yaşayan bir ülke olduğunu ifade eden Prof. Dr. Karadirek, şöyle devam etti:
‘’DSİ'nin resmi verilerine göre 2017'de 2,4 milyar metreküp yeraltı suyu potansiyelimiz 2026 yılında 1,7 milyar metreküpe düştü. Toplamda 781 milyon metreküplük koca bir miktarda yeraltı suyu potansiyelinde bir kayıp var. Bu sıcaklık artışı, yağış rejimindeki değişimler ve yeraltı suyunda gerçekleşen aşırı çekimler sebebiyle gerçekleşti. Biz bu 1,7 milyar metreküplük su potansiyelimizi zirai sulama, içme suyu kullanma ve endüstriyel sanayiye tahsis etmiş durumdayız. Tabii bunların içerisinde çevresel su tahsisleri de var.”
"2100 yılına kadar 30 milyar metreküp su kaybedeceğiz"
Su kaynakları üzerindeki baskıda iklim değişikliğinin büyük etkisi olduğunu, ancak tek sorumlu olamadığına dikkat çeken Prof. Dr. Karadirek, nüfus artışının da etkisi olduğunu söyledi:
Son verilere göre, Türkiye'de nüfus artışının yüzde 5, Antalya'da ise yüzde 7 olduğunu anlatan Prof. Dr. Karadirek, ‘’Nüfus artış hızı ve kentleşme su kaynaklarımız üzerinde baskı oluşturuyor. Antalya özelinde kentleşmenin ciddi etkisi var. İklim değişikliğinin mevcut hem ortalama sıcaklık hem de su kaynaklarımız üzerindeki etkisi olacak. Bugün 112 milyar metreküp kullanılabilir su miktarımız var. Bunu 2050 yılında ortalama sıcaklığın 2,5 santigrat derece artışı ve kullanılabilir su miktarının ise 100 milyar metreküpe düşüşüyle karşılaşacağız. Bu 2100 yılına geldiğimizde yaklaşık 30 milyar metreküp suyu iklim değişikliğiyle kaybetmiş olacağız” dedi.