Son zamanlarda Amerika’da açıklanan ve sosyal medyanın da üzerine üzerine gittiği bazı dosyalar var. Ülkemizde ise bu durumu aratmayan, hatta kimi zaman gölgede kalan başka insanlık suçları yaşanıyor. Bu ve benzeri olaylar artarken, dozu yükselip daha görünür hale geldikçe, sıkça şu cümleyi duyar olduk:
“Biliyor musunuz sorunumuz ne? Utanmayı unuttuk.”
İlk bakışta bu cümle doğruymuş gibi geliyor. Çünkü utanç, bazı şeyleri yapmamızı engelleyen, sınır koyduran bir duygu olarak düşünülüyor. Sanki utanç olsaydı, bunlar yaşanmazdı gibi…
Oysa bu ifade, sorunu yanlış yerden tarif ediyor.
Çünkü utanç ve korku, neredeyse her zaman etik olmayan davranışlara yol açar. İnsanları daha iyi olmaya değil, yakalanmamaya motive eder.
Tam da bu durumu, Cem Yılmaz’ın bir parodisinde çok iyi görürüz. Hani “aman eller duymasın” gibi bir replik vardır; mesele yapılan şeyin yanlış olması değil, kimsenin görmemesidir. Utanılacak bir durum olmaktan çok, görünür olmaması önemlidir. Utanç burada ahlaki bir fren değil, davranışı gizlemeyi öğreten bir kaçınma refleksidir.
Bu noktada Brené Brown, Liderlik Etmeye Cesaret Etmek kitabında utancın neden ahlaki bir pusula olmadığını açıkça ortaya koyar. Araştırmalara göre utanç, “duyguların efendisi” olarak adlandırılır; çünkü diğer tüm duyguları bastırır. Hatta bazı araştırmacılar utancı çok daha çarpıcı bir şekilde “istenmeyen kimlik” olarak tanımlar.
Utanç, “Yanlış yaptım” dedirtmez; “Ben yanlıştım” dedirtir.
Brown, utancın nasıl çalıştığını Utanç 1-2-3 diye adlandırdığı bir zincirle açıklar.
Önce kişi yaptığı davranışı değil, kendini problemli görmeye başlar.
Ardından geri çekilir, yalnızlaşır.
Zamanla utanç bir duygu olmaktan çıkar, kişinin kendini tanımlama biçimine dönüşür.
Bu noktada kritik bir cümle devreye girer:
“Utanç, gücünü dile getirilmeyen şeylerden alır.”
Konuşulmadığında, adlandırılmadığında ve empatiyle karşılanmadığında utanç büyür. Sessizlik onun yakıtıdır.
Brown’ın çok çarpıcı bir başka tespiti de şudur:
Narsizm, sıradan olmaktan duyulan utançtır.
Özellikle işyerlerinde gördüğümüz büyüklenen, yüksekten atan, sürekli “poz kesen” davranışların altında çoğu zaman sağlıklı bir özgüven değil, derin bir utanç yatar. Güçlü görünme çabası, kırılganlığı gizler.
Oysa bizim ihtiyacımız olan şey daha fazla utanç değil, daha fazla empatidir.
Çünkü utanç; değişebileceğimize, öğrenebileceğimize ve daha iyisini yapabileceğimize inanan parçamızı eritir. Empati ise tam tersine, sorumluluk alabilen o parçayı güçlendirir.
Utanç çoğu zaman bireysel bir zayıflık değil, bir sistem sonucudur.
Hangi davranışların ödüllendirildiği, hangilerinin cezalandırıldığı;
hataların öğrenme mi yoksa teşhir vesilesi mi sayıldığı…
Bütün bunlar, bir kurumda utancın üretilip üretilmediğini belirler.
Bu yüzden cesur liderlik, insanları utandırmayı değil, utandırmamayı bilmeyi gerektirir. Utandırmak kısa vadede sessizlik sağlar; ama uzun vadede yaratıcılığı, etik duruşu ve sorumluluk alma cesaretini yok eder. İnsanlar utandıklarında daha iyi davranmazlar; sadece daha iyi saklanırlar.
Utançla yönetilen bir kurumun 5 belirtisi
- Hatalar öğrenme fırsatı değil, teşhir aracıdır.
Hata yapan kişi konuşulmaz; ima edilir, örnek gösterilir, dolaylı olarak utandırılır.
Sonuç: İnsanlar hata yapmamayı değil, hata saklamayı öğrenir. - Sessizlik, uyum ve “sorunsuzluk” ödüllendirilir.
Soru sormak, itiraz etmek ya da farklı bir bakış sunmak risklidir.
Toplantılarda herkes aynı fikirdeymiş gibi görünür.
Bu bir uyum kültürü değil, utanç kültürüdür. - Geri bildirim yukarıdan aşağıya, empatisiz verilir.
Geri bildirim; gelişim için değil, güç göstergesi olarak kullanılır.
Ton serttir, bağlam yoktur, niyet açıklanmaz.
İnsanlar neyi değil, kim olduklarını sorgulamaya başlar. - Narsistik davranışlar “liderlik” sanılır.
Büyüklenen, yüksekten atan, her şeyi bilen pozlar alkışlanır.
Oysa bu davranışların altında çoğu zaman sıradan olmaktan duyulan utanç vardır.
Güçlü görünme çabası, kırılganlığı gizler. - Utanç görünmez ama her yerdedir.
Kimse “utanıyorum” demez;
ama korku, savunma, suçlama ve içe kapanma davranışları yaygındır.
Utanç, kurumun duvarları arasına gizlenmiştir.
Bu noktada Liderlik Etmeye Cesaret Etmek’in çok çarpıcı bir benzetmesi devreye girer:
Kurumlarda utancı araştırmak, evdeki tahtakurularını araştırmaya benzer.
Ortadaysa, orada akut bir problem vardır.
Utanç kültürünün panzehiri: empati
Empati yumuşaklık değildir.
Empati sınırların kalkması da değildir.
Empati, netlik ile insanlığın aynı anda var olabilmesidir.
Empatiyle yönetilen kurumlarda:
- Hata karakter değil, davranış üzerinden konuşulur.
- Geri bildirim utandırmadan, açık ve bağlamlı verilir.
- Soru sormak ve itiraz etmek tehdit değil, katkı sayılır.
- Güç gösterisi değil, sorumluluk ödüllendirilir.
- Kırılganlık zayıflık değil, güven göstergesi olarak görülür.
Empati konuşmayı başlatır.
Konuşulan utanç, gücünü kaybeder.
Empatiyle yönetilen kurumlarda ne olur?
- Empati, utandırmadan netlik sağlar.
Zor konuşmalar ertelenmez.
Ancak geri bildirim, kişinin kimliğine değil davranışa yöneltilir.
Mesaj şudur:
“Bu davranışın etkisi var ve bu etkiyi konuşabiliriz.”
Bu yaklaşım mesajı yumuşatmaz;
mesajın duyulmasını sağlar.
- Empati, sorumluluğu azaltmaz - mümkün kılar.
Utanç insanı savunmaya iter.
Empati ise sorumluluk almaya.
Çünkü empati şu ayrımı netleştirir:
“Hata yaptın” ≠ “Değersizsin”
Bu ayrım yapılmadığında insanlar öğrenmez;
saklanır.
- Empati, psikolojik güven üretir.
Empati olan yerde insanlar:
- soru sorabilir,
- itiraz edebilir,
- “bilmiyorum” diyebilir,
- hata bildirebilir.
Bu bir zayıflık göstergesi değil,
yüksek güven göstergesidir.
- Empati, gücü değil insanı merkeze alır.
Empatik liderlikte otorite bağırarak değil,
tutarlılıkla ve temasla kurulur.
Güç gösterisi yerine:
dinleme, bağlam verme ve anlamaya çalışma vardır.
Bu da narsistik savunmaların yerini
olgun liderliğe bırakmasını sağlar.
- Empati, kırılganlığı risk değil veri olarak görür.
Empati duyguları romantize etmez;
ama yok da saymaz.
Kırılganlık, nerede destek gerektiğini gösteren bilgidir.
Bu bilgiye kapalı kurumlar,
aynı hataları tekrar tekrar üretir.
- Empati, utancı görünür kılar ve etkisizleştirir.
Çünkü utanç konuşulmadığında güçlenir.
Bu yüzden şu cümle kritik önem taşır:
“Utanç, gücünü dile getirilmeyen şeylerden alır.”
Empati, utancı ifşa etmek için değil;
onun üzerindeki sessizliği kaldırmak için vardır.
