Boğaziçi Üniversitesi’nde düzenlenen “İş Dünyasının Gerçek Gündemi” buluşması, iş dünyasının bugün en çok ihtiyaç duyduğu iki başlığı aynı zeminde bir araya getirdi: Kurumsallaşma ve yeni nesil ticaret. Boğaziçi Üniversitesi Teknopark, Boğaziçi Üniversitesi Yaşamboyu Eğitim Merkezi, American Financial Service ve Ekonomi Gazetesi iş birliğiyle gerçekleştirilen etkinlikte; BÜYEM Müdürü Doç. Dr. Ali Coşkun, AFS Genel Müdürü Dr. Türker Çelik, Ekonomi Gazetesi Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Güldağ, Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Metin Ercan, TÜRKONFED Başkan Yardımcısı Perihan İnci gibi isimler iş dünyasının dönüşen gündemini farklı boyutlarıyla ele aldı.

Dünya ekonomisinin omurgasını oluşturan aile şirketleri, yalnızca sahiplik yapılarıyla değil, yarattıkları istihdam, ürettikleri katma değer ve uzun vadeli bakış açılarıyla da küresel sistemin en kritik aktörleri arasında yer alıyor. Ancak bu gücün sürdürülebilir olması, soyadından çok sistemle, aile bağından çok kurumsal yapıyla;, mirastan çok yönetişim kalitesiyle doğrudan bağlantılı.
Prof. Dr. Metin Ercan’ın aile şirketlerinin yapısı, ekonomik ağırlığı ve kurumsallaşma ihtiyacı üzerine yaptığı sunum, Türkiye açısından da son derece güncel bir tartışmayı yeniden gündeme taşıdı: Aile şirketlerinde esas mesele şirketi kimin devralacağı değil, devrin hangi kurallar, hangi liyakat ölçütleri ve hangi kurumsal çerçeve içinde gerçekleşeceği.
Küresel ekonominin büyük bölümünü aile şirketleri taşıyor
Sunumda paylaşılan verilere göre aile şirketleri, dünya ekonomisindeki ağırlıkları bakımından sanıldığından çok daha merkezi bir konumda bulunuyor. UNCTAD verilerine göre aile şirketleri, küresel gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 70’ten fazlasını oluşturuyor. Küresel istihdama katkıları ise yüzde 60’ın üzerinde. IMF verilerine göre 2021 yılında küresel GSYH 98,23 trilyon dolar olarak gerçekleşirken, bunun çok büyük bir kısmında aile şirketlerinin doğrudan ya da dolaylı etkisi bulunuyor.
Finansal olarak daha güçlüler
Sunumda dikkat çeken bir diğer nokta, aile şirketlerinin finansal performans üstünlüğü. Credit Suisse’in 2023 yılında yayımladığı ve 2022 verilerine dayanan Family 1000 raporuna göre, aile şirketleri aile şirketi olmayan benzer ölçekli şirketlere göre daha yüksek FAVÖK marjına sahip. Verilere göre aile şirketleri, aile dışı şirketlerden yıllık ortalama 370 baz puan daha yüksek EBITDA marjı yaratıyor. Bu fark Avrupa’da 470 baz puana, Asya’da ise 500 baz puana kadar çıkıyor. Küresel ortalamada da aile şirketlerinin daha güçlü bir operasyonel verimlilik sergilediği görülüyor. Bu üstünlüğün arkasında ise yalnızca mali disiplin değil, uzun vadeli düşünme biçimi, daha temkinli büyüme anlayışı ve kuşaklar boyunca birikmiş işletme refl eksi bulunuyor.
Aile şirketlerine ilişkin tartışmalarda gözler halefiyet meselesine, yani şirketin bir sonraki kuşağa nasıl devredileceğine çevriliyor. Oysa esas mesele, bu devrin hangi kurallar içinde, hangi yetki sınırlarıyla, hangi yönetim anlayışıyla ve hangi liyakat sistemi üzerinden yapılacağı. Başka bir ifadeyle, aile anayasasından önce ele alınması gereken asıl başlık kurumsallaşma.
Türkiye açısından neden önemli?
Türkiye ekonomisinde aile şirketleri hâlâ çok büyük bir yer tutuyor. Ancak şirketlerin önemli bir bölümü artık yalnızca büyüme baskısıyla değil; kuşak geçişi, profesyonelleşme, kurumsal yönetim, yetenek çekme, küresel rekabet ve sermayenin korunması gibi eş zamanlı başlıklarla karşı karşıya. Kurucunun karizması ve sezgisiyle büyüyen birçok şirket, ikinci ve üçüncü kuşağa geçerken aynı başarıyı sürdüremiyor. Çünkü mesele çoğu zaman aile içi uyum değil, şirketin bir sistem üzerinde çalışıp çalışmadığı oluyor. Şirketin karar alma mekanizmaları kişilere mi bağlı, yoksa kurallara mı? Yönetim kurulu gerçekten çalışıyor mu? Halefiyet planı var mı? Aile üyeleriyle profesyoneller arasındaki sınırlar net mi? Liyakat ölçütleri yazılı mı? Bu sorulara net yanıt verilemediğinde, ekonomik olarak güçlü görünen yapıların içeriden zayıfl aması kaçınılmaz hale geliyor. Bu nedenle aile şirketlerinin geleceği konuşulurken romantik devamlılık anlatılarından çok, sistem kurma kapasitesine bakmak gerekiyor. Çünkü sürdürülebilirlik artık yalnızca çevresel ya da finansal bir mesele değil; aynı zamanda yönetişim meselesi.
TİM BAŞKANI MUSTAFA GÜLTEPE’DEN ABD PAZARI İÇİN STRATEJİK UYARI:
“Tek pazar değil, 50 ülke gibi düşünülmeli”
Türkiye İhracatçılar Meclisi Başkanı Mustafa Gültepe, panelin “E-ticaret ve ihracatta yeni trendler” bölümünde yaptığı değerlendirmede, ABD’ye yönelik büyüme stratejisinin yeniden tanımlanması gerektiğini söyledi.
Gültepe, ABD’nin tek bir pazar olarak ele alınmasının önemli bir hata olacağını vurgulayarak, “50 eyaleti ile ABD’yi tek bir ülke gibi değil, 50 farklı ülke gibi değerlendirmeliyiz” dedi. ABD pazarında başarı için yalnızca ürün satmanın yeterli olmadığını belirten Gültepe, özellikle ilk aşamada güven inşa etmenin kritik olduğuna dikkat çekti. Sertifikasyon süreçleri, marka tescili, satış sonrası hizmetler ve eyalet bazlı stok yönetimi gibi unsurların, ihracatçının pazardaki kalıcılığı açısından belirleyici başlıklar arasında yer aldığını söyledi.
Uzun vadeli büyüme için ise marka algısının güçlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Gültepe, dijital görünürlüğün artırılmasının ve veri odaklı pazar analizlerinin önem kazandığını kaydetti. ABD içinde eyaletlere göre tüketici davranışlarının, rekabet koşullarının ve düzenleyici çerçevenin değiştiğine işaret eden Gültepe, bu nedenle standart bir ihracat modeli yerine bölgesel farklılıkları dikkate alan esnek stratejilere ihtiyaç olduğunu belirtti.