FARUK ŞÜYÜN - MUSTAFA KEMAL ÇOLAK
Bir derginin kapağı, okuruna verdiği ilk sözdür. Kimi zaman yeni bir kitabın heyecanını, kimi zaman bir ustanın dünyasını, kimi zaman da yokluğuyla içimizde derin bir boşluk açan bir insanın hatırasını taşır.
KİTAP’ın bu sayısının kapağında Birol Altınkılıç var.
Bu kapağı hazırlarken onun yalnızca iş dünyasındaki başarılarını, kurduğu ve büyüttüğü markaları anlatmak istemedik. Rakamların, yatırımların ve üretim tesislerinin ardındaki insanı; ailesinde, dostluklarında, çalışma hayatında, kültür ve sanatla kurduğu ilişkide kendisini gösteren Birol Altınkılıç’ı anlatmaya çalıştık.
Çünkü insanın hikâyesi, özgeçmişine yazılabilenlerden her zaman daha büyüktür.
Birol Bey’in yaşamında da başlıkların ve tarihlerin açıklayamayacağı pek çok şey vardı: Birlikte çalıştığı insanlara duyduğu güven, ailesine bağlılığı, evlatlarının önünü açarken gösterdiği incelik, kültürel değerlere sahip çıkma konusundaki hassasiyeti, sanatı gündelik hayatın doğal bir parçası olarak görmesi ve bütün bunları büyük sözlere ihtiyaç duymadan gerçekleştirmesi…
Onu tanıyanlar iyi bilir: Kendinden çok yaptığı işin konuşulmasını isterdi. Gösterişten uzak durur, verdiği destekleri anlatmaktan hoşlanmazdı. Bir şeyin doğru, güzel ve gerekli olduğuna inanıyorsa, sessizce elini taşın altına koyardı.
KİTAP dergisiyle yıllara yayılan dostluğu da böyleydi.
Dergimizin arka kapağında yer alan destek, zaman içinde aramızda kıymetli bir gönül bağı kurdu. Birol Bey’in kitaba, edebiyata ve kültür yayıncılığına gösterdiği ilgi, bir iş ilişkisinin sınırlarını çoktan aşmıştı. O desteğin arkasında, düşünce ve sanat hayatının ancak süreklilikle yaşayabileceğini bilen bir insanın duyarlılığı vardı.
Bu yıllar boyunca Kahve Dünyası’nın gerçekleştirdiği etkinlikler de diğer yazılı ve görsel medyada olduğu gibi dergimizin sayfalarında haber olarak yer buldu. Kültür ve sanatla kurdukları ilişkiyi, hayata geçirdikleri çalışmaları okurlarımızla paylaştık. Bugün eski sayılarımıza dönüp baktığımızda, o haberlerde bir markanın faaliyetlerinin yanı sıra yıllar içinde oluşmuş bir kültürel birikimin izlerini de görüyoruz.
Yıllarca destek verdiği KİTAP’ın kapağında onu ağırlamak ise içimizi acıtan bir vefa borcu…
Keşke bu sayıyı başka koşullarda hazırlayabilseydik. Keşke kapağımızı eline alıp o mahcup gülümsemesiyle sayfaları çevirebilseydi. Ama hayat, kimi buluşmaları ne yazık ki hatıraların ülkesine bırakıyor. Bize de anlatmak, kaydetmek ve unutturmamak düşüyor.
Bu dosyada Birol Bey’in yaşamına farklı pencerelerden bakıyoruz.
Pencerelerin en özeli, hiç kuşkusuz çocukları Dilara ve Kaan’ın açtığı… Mustafa Kemal Çolak’ın hazırladığı İz Bırakan Babalar (EKONOMİ Gazetesi Yayınları) kitabında onların anlattıklarında yalnızca başarılı bir iş insanını değil, hayatlarının her döneminde yanlarında bulunan bir babayı görüyoruz. Çocuklarını korurken hayattan uzak tutmayan; küçük yaşlardan itibaren emeğin, üretimin ve sorumluluğun içine alan; onlara hazır cevaplar vermek yerine kendi cevaplarını bulabilecekleri bir alan açan bir baba…
Birol Bey, evlatlarına güvenmenin onları her türlü güçlükten sakınmak olmadığını biliyordu. Asıl güvenin, sorumluluk vermek, hata yapmalarına izin vermek ve düştüklerinde yeniden kalkabileceklerine inanmak olduğunu düşünüyordu. Dilara ve Kaan’ın bugün taşıdıkları sorumluluklarda onun bu anlayışının izleri var.
Çocuklarının tanıklıkları, dışarıdan bakıldığında görünmeyen küçük ayrıntıları da getiriyor sayfalarımıza. Aile içindeki hâlleri, çalışma disiplini, hiç dinmeyen merakı, yeni bir düşüncenin ardından giderken duyduğu heyecan… Bir babanın çocuklarına sözlerle değil, yaşayışıyla öğrettikleri…
Merkez ofisin yan duvarında hayat bulan “Yan Köşe” projesi ise Birol Bey’in sanatla kurduğu ilişkinin anlamlı örneklerinden biri.
Bir yapının kör ve sessiz kalabilecek cephesi, onun yaklaşımıyla sanatçılara ve kente açılan bir alana dönüşüyor. Sergi salonlarının dışında, hayatın tam ortasında duran bu duvar, her yeni çalışmayla başka bir söz söylüyor; sokağın ritmine renk, düşünce ve hayal katıyor.
“Yan Köşe” küçük gibi görünen bir dokunuşun bir mekânı nasıl değiştirebileceğini gösteriyor. Aynı zamanda Birol Bey’in çevresine bakışını da ele veriyor: Başkalarının yalnızca boş bir yüzey gördüğü yerde yeni bir imkânı fark etmek… Sanatı erişilmez bir yere koymak yerine çalışanların, komşuların ve gelip geçenlerin gündelik hayatına katmak…
İstanbul’a ve kültür hayatına duyduğu ilginin izlerini daha önceki yıllarda da görmek mümkün. Kahve Dünyası’nın “İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti” projesine çözüm ortağı olarak verdiği destek, bu yaklaşımın somut örneklerinden biriydi. Proje kapsamında hazırlanan İstanbul 2010 kahve ve çikolata koleksiyonu, kentin kültürel heyecanını gündelik hayatın içine taşıdı.
Bir fincan kahve, bir kutu çikolata, sanatla buluşan bir duvar… Birol Bey’in dünyasında kültüre yer açmak için hayatın dışına çıkmak gerekmiyordu. Yapılan işe, yaşanılan yere ve paylaşılan zamana bu duyarlılığı katmak mümkündü.
Dosyamızda onu tanıyan insanların yazıları da yer alıyor. Her biri kendi hatırasından yola çıkıyor; kimi bir dostluğun sıcaklığını, kimi onun cömertliğini ve çözüm üretme gücünü anlatıyor. Bu metinler yan yana geldiğinde tek bir yaşamın ne kadar çok insanda ayrı ayrı karşılık bulduğunu görüyoruz.
Bir insan hakkında en sahici portre, galiba böyle oluşuyor. Bir tek kişinin uzun uzun anlatmasıyla değil; farklı hafızalarda kalan parçaların birbirini bulmasıyla…
Kendisi adına hazırlanan Birol Altınkılıç Kitabı da bu yaşamı kayda geçiren kıymetli bir eser. Biyografik anlatıyla kurumsal hafızayı buluşturan bu özel anı kitabı, onun hem iş felsefesini hem de insani yönünü geleceğe taşıyor. Kurduğu yapıların ardındaki düşünceyi, insanlarla ilişkisini ve benimsediği değerleri bir arada ele almasıyla, başarıların ötesindeki Birol Bey’i tanımamıza imkân veriyor. Şimdi onu anarken, bu kitabın varlığı daha da anlam kazanıyor.
Yıllarca destek verdiği KİTAP’ın kapağında onu ağırlamak ise içimizi acıtan bir vefa borcu.
Birol Altınkılıç’ın portresinde üretim önemli bir yer tutuyor. Mısır Çarşısı ve Tahtakale’den başlayan yolculuğu, Altınmarka’nın dünya çapındaki başarısına, Kahve Dünyası’nın büyümesine ve farklı coğrafyalara ulaşmasına uzanıyor. Fakat onun üretim anlayışında insan, daima yapılan işin merkezindeydi. Bir ürünün niteliği kadar onu ortaya çıkaran emeğin değerine de inanıyordu. Baylan’a yaklaşımı da bu anlayıştan ayrı düşünülemez.
Cumhuriyet döneminin kültür ve edebiyat hafızasında özel bir yeri bulunan Baylan’ı, geçmişinden koparılabilecek sıradan bir işletme olarak görmedi. Çalışanları, müdavimleri, lezzetleri ve biriktirdiği hatıralarla birlikte devralınmış bir kültürel emanet olduğunu biliyordu.
Baylan’ı devraldıktan sonra yıllarını oraya vermiş çalışanlarla yola devam etmesi, emeğe duyduğu saygının somut bir göstergesiydi. Baylan’ı Baylan yapan insanların tecrübelerine ve hafızalarına sahip çıktı. Kadıköy’deki Baylan’ın özgün dekorunu da korudu; mekânı geçmişinden koparmadan geleceğe taşıdı.
Baylan’ı yenilerken eskitmedi, büyütürken kimliğine kıymadı.
Bu duyarlılığın bir başka karşılığı, Sevecen Tunç tarafından hazırlanan İstanbul’un Baylan’ı: 100 Yıllık Serüven kitabıydı. Eser, KİTAP dergimizin “2023 Yılın En İyileri” değerlendirmesinde oy birliğiyle Yılın İş Dünyası Kurum Kitabı Ödülü’ne değer bulundu.
Baylan’ın yaşatılmasıyla tarihinin kitaplaştırılması birbirini tamamlıyordu. Birinde mekân, çalışanlar, lezzetler ve hatıralar korunuyor; diğerinde bütün bu birikim gelecek kuşakların okuyabileceği sayfalara taşınıyordu.
Birol Bey’i anlatırken sanayi ile sanatı, üretim ile kültürü, iş hayatı ile aileyi birbirinden ayıramıyoruz. Onun dünyasında bunlar ayrı ayrı odalar değil. Birbirine açılan, birbirini besleyen ve merkezinde insan bulunan bir bütünün parçalarıydı.
Elinizdeki dosya da o bütünün çevresinde oluştu.
Biz bu sayıda kesin çizgilerle tamamlanmış bir yaşamöyküsü sunmuyoruz. Birol Altınkılıç’ı çocuklarının sevgisinden, dostlarının hatıralarından ve destek verdiği kültür çalışmalarından okuyabilmek için kimi izleri bir araya getiriyoruz. Her hatıra onun başka bir yanını gösterecek, her anlatı portresine yeni bir çizgi ekleyecek.
Onların anlattıklarında Birol Bey’le yeniden karşılaşacağınızı düşünüyorum: Bazen bir çalışma masasının başında yeni fikirler geliştirirken, bazen çocuklarına yol açarken, bazen bir dostunun yanında sessizce dururken, bazen de kentin yan köşesinde sanata yer açarken…
Bizim için bu kapak, bir vedadan çok vefanın ifadesidir.
Sevgiyle ve özlemle…
şekib avdagiç/istanbul ticaret odası başkanı
onu ülkesi için üreten, dertlenen bir dostumuz olarak hatırlayacağız
Bİrol Altınkılıç’ı 1990’lı yılların ortalarında İstanbul Ticaret Odası’nda birlikte görev yaptığımız sırada tanıdım. Onun dolu dolu geçen hayatına baktığımda, geride bıraktığı eserlerin ve başarıların yanında asıl hatırlanacak olanın onun müşfik, insana kıymet veren, iyilik ve sevecenlikle örülen özellikleridir.
Birol Altınkılıç’ı sadece şirketlerinin büyüklüğüyle ya da üretim kapasitesiyle anlatmak ona haksızlık olur. Çünkü onun yaptığı işlerde, ticaretin ötesine geçen gelenekleriyle bütünleşen bir anlayış vardı. 2004 yılında hayata geçirdiği Kahve Dünyası bunun en güzel örneklerinden biridir. Türk kahvesi kültürünü çağdaş bir yaklaşımla yeniden yorumlayarak Türkiye’nin ve dünyanın dört bir yanına yaydı. Markalı ihracatın gelişmesine katkı sağladı.
Yine 2009 yılında Baylan Pastanesi’ni devraldı. 2023’te 100. yılını kutlayan Baylan’ın işletmesine sadece bir pastane olarak değil, şehrin bir hafızası olarak baktı. Kültür ve sanata yaklaşımında da aynı hassasiyeti görürdük. Tophane’deki şirket binasının Boğaziçi’ne bakan dış duvarını bir resim sergisine dönüştürmesi, onun sanatı yalnızca galerilerde ve salonlarda değil, hayatın içinde görmek istemesinin yansımasıydı.
Güler yüzlüydü. Cömertti. Nazikti. Alçakgönüllüydü. Bulunduğu ortama pozitif bir enerji verirdi. Kendisinden çok işini ve çalışanlarını ön planda tutardı. Emeğe ve fikre değer verirdi. Çalışanlarıyla sadece iş hayatını değil, hayatın kendisini de paylaşırdı.
Yönetim Kurulu Üyesi ve Meclis Üyesi olarak görevler üstlendiği İstanbul Ticaret Odası’na katkılarını da elbette unutmayacağız. Şahsen Birol Bey’i daha yakından tanıma fırsatı bulduğum dönemlerden biri de İstanbul Kültür Başkenti Ajansı çalışmalarıydı. O dönemde birlikte çalışma imkanımız oldu. Nazik, sakin, ölçülü ama kararlı tavrına yakından şahitlik ettim.
Birol Altınkılıç bu fani dünyadan ayrıldıktan sonra geride büyük bir sanayi grubu, güçlü markalar ve önemli başarılar bırakıyor. Ama bütün bunların yanında çok daha kıymetli bir miras bıraktığını düşünüyorum: İnsanlara değer vermek. Kültüre ve sanata sahip çıkmak. Aileye ve dostluğa önem vermek.
Onu ülkesi için çalışan, üreten, dertlenen, çevresine hep pozitif enerji veren, ahlaklı ve yardımsever bir dostumuz olarak hatırlayacağız. Kendisini rahmetle anıyorum. Tüm ailesine, yakınlarına, çalışma arkadaşlarına ve Altınmarka Grubu camiasına şahsım ve İstanbul Ticaret Odası ailesi adına sabır ve başsağlığı diliyorum.
murat ülker/yıldız holding ykü
birol yaptıklarını, daha çok da yapacaklarını anlatırdı
Bİrol’la birbirimizi genç iş adamları olduğumuz yıllarda tanıdık. İlk karşılaştığımızda heyecanlı, istekli ve yenilikçi gençlerdik. Ama heyecanının yanında hesabı kitabı da kuvvetliydi. İyi tüccardı. Kısacası Tahtakaleliydi. Piyasayı bilir, kokusunu alır, fırsatı görürdü.
Dostluğumuz zamanla ticaretin ötesine geçti. İşleri konuşurduk hem gezer, tozar, eğlenirdik. Bazen adada, bazen denizdeydik. Bazen Afrika’da mal alıyor, bazen Avrupa’da iş kovalıyorduk. Hatta bazen Umre’de beraber olurduk. İkimiz de çok çalışıyorduk ama birbirimizi görmeye, konuşmaya vakit bulurduk. Piyasaya bakışımız da birbirine benzerdi.
Birol yaptıklarını, daha çok da yapacaklarını anlatırdı. Bazen bana sanki istişare etmekten çok, düşündüğünün teyidini almak için anlatıyor gibi gelirdi. Kararını kafasında vermiş olurdu ama bir de konuşmak isterdi. Ben de onu dinler, fikrimi söylerdim. Beraber iş de yaptık, ticaret de yaptık. Bazısı güzel neticelendi, bazısı piyasanın rekabetine yenildi. İş hayatı böyle bir şey. Kazandıklarımız da oldu, öğrendiklerimiz de. Ama bütün bunların ötesinde iki iyi arkadaş olduk. Yıllar geçtikçe dünya gailesi arttı. İşler büyüdü, sorumluluklar çoğaldı, öncelikler değişti. Eskisi kadar sık görüşemez olduk. Öyle ki bir zaman sonra ortak dostlarımız vesilesiyle birbirimizden haber almaya başladık. Ama her karşılaşmamızda aynı şeyi söylüyorduk, görüşelim. Görüşemedik. Nasip…
Birol’u çalışkanlığıyla, tüccarlığıyla, girişimciliğiyle hatırlayacağım tabii ki. Ama hatırımda yalnızca başarılı bir iş adamı olarak kalmayacak. Gençliğimizden itibaren yollarımızın kesiştiği, beraber çalıştığımız, seyahat ettiğimiz, güldüğümüz, konuştuğumuz ve hayatın pek çok farklı anını paylaştığımız bir dost olarak kalacak.
Allah rahmet eylesin. Mekânı cennet olsun.
tuncay özilhan/anadolu grubu onursal başkanı
üretime, girişimciliğe ve değer katmaya adanmış bir hayat
Bİrol Altınkılıç’ı, Türk iş dünyasına uzun yıllar emek vermiş; çalışkanlığı, girişimciliği ve ortaya koyduğu eserlerle kalıcı iz bırakmış değerli bir iş insanı olarak daima saygıyla hatırlayacağız.
İş hayatında kalıcı başarı sağlamanın yolu, yalnızca büyümekten değil; üretmekten, yeniliklere açık olmaktan ve uzun vadeli değer üretmekten geçiyor. Birol Bey’in iş yaşamı da bu anlayışın önemli örneklerinden birini oluşturuyor. Altınmarka’yı güçlü bir sanayi kuruluşuna dönüştürmesi, kakao ve çikolata üretiminde Türkiye’nin uluslararası pazarlardaki konumuna sağladığı katkı ve Kahve Dünyası gibi ülkemizden doğan bir markayı büyütmesi, girişimcilik vizyonunun somut sonuçlarıdır. Bu başarıların arkasında ise yıllara yayılan büyük bir emek, kararlılık ve işine duyulan bağlılık bulunuyor. Birol Bey’in ardından onun yalnızca başarılı bir sanayici ve girişimci olarak değil; mütevazı, insana değer veren, emeğe saygılı ve çevresinde sevgiyle anılan bir insan olarak iz bıraktığını görüyoruz.
İş dünyasında rakamlar, yatırımlar ve markalar elbette önemlidir. Ancak yıllar geçtikten sonra bir insanı gerçekten değerli kılan, başarılarının yanında çevresinde nasıl bir iz bıraktığıdır. Güvenle ve emekle kazanılmış bir itibar, en kıymetli miraslardan biridir. Türkiye’nin üretmeye, dünyayla rekabet eden güçlü markalar üretmeye ve girişimcilik kültürünü gelecek kuşaklara aktarmaya ihtiyacı var. Birol Altınkılıç’ın iş hayatı boyunca ortaya koyduğu üretme azmi, girişimcilik cesareti ve geride bıraktığı güçlü yapılar bu açıdan da her zaman takdirle anılacaktır.
Kendisini saygı ve rahmetle anıyor; ailesine, yakınlarına, çalışma arkadaşlarına ve Altınmarka Grubu camiasına başsağlığı ve sabır diliyorum. Birol Altınkılıç’ın iş dünyasında bıraktığı saygın iz ve güzel hatırası her zaman yaşayacaktır.
mustafa taviloğlu/mudo grubu kurucusu
insanı şaşırtan bakış açılarına sahipti
Yaşına sığmayacak kadar olumlu işler yaptı. Çok dost edindi. Güleryüzlüydü. Yardımseverdi, cömertti. İnsanı şaşırtan bakış açıları vardı. Bunu bizzat yaşadım. Koleksiyonumla ilgili bir sergi projem vardı. İstanbul Mecidiyeköy’deki Likör Fabrikası da sergi alanıyla ilgili düşündüğüm yerler arasındaydı. Birkaç kez görüştüm, bir sonuç çıkmadı. Yanıt uzayınca tekrar aradığımda, oranın satıldığı bilgisi verildi. Satın alan Birol Altınkılıç idi. Aradım konuştuk. Bana “orası benim değil” deyince önce şaşırdım tabii. Sonra, “Abi orası benim değil, senin yerin. İstediğin şekilde kullanabilirsin” sözleriyle çok mutlu oldum. Hakikaten de önce 3 ay için açtık sergimizi, 3 ay daha uzattık. Birol Bey ne bir ücret istedi, ne başka şey. Binayı benim yerim gibi kullanmama imkân sağladı. İstanbul Resim Heykel Müzesi’nde de devam eden sergide de çok destekleri oldu. Mekânı cennet olsun, hep çok iyi duygularla anacağımız, çok özel bir insandı.
Dipnot: İstanbul Likör Fabrikası binası, Taviloğlu eserlerinin yer aldığı Bir Koleksiyoner Hikâyesi sergi projesi kapsamında 7 mekân arasında yer aldı. Küratörlüğünü Neslihan Muratoğlu'nun yaptığı İstanbul Resim ve Heykel Müzesi'ndeki (İRHM) sergi Yarısı Gümüş Yarısı Köpük adı ile gerçekleşti.
prof. dr. azmi hamzaoğlu
kahve ve kakao müzesi kurma isteği vardı
Bİrol Altınkılıç, çok dostlukları olan, çok sevilen bir insandı. Hep pozitif, hep yardımseverdi. Sevgisi karşılıksızdı. İstanbul Mecidiyeköy Likör Fabrikası için özel düşünceleri vardı. Cumhuriyet’in ilk yıllarında bizzat Mustafa Kemal Atatürk’ün talimatıyla kurulan, mimarisi ile çok özgün bir yapısı olan Mecidiyeköy Likör Fabrikası’nın, kuruluş değerlerine uygun sanatsal faaliyetlere yönelik kullanılmasına ilişkin düşünceleri vardı. Birol Bey’in, sanatsal aktivitelerin yanı sıra binada kahve ve kakao müzesinin kurmak istediğini biliyorum. Hep iyilikten yana duruşuyla, sevgisiyle, pozitif enerjisiyle Birol Altınkılıç’ı çok arayacağız.
mehmet reis/reis gıda kurucusu
müthiş girişimci, işinde detaycı, yardımsever
90’lI yılların ortalarıydı. Kamuoyuna yaptığım bir açıklamada, ithal bakliyat ürünlerine ilişkin görüşlerimi dile getirmiştim. Aradan çok geçmediğini hatırlıyorum. O tarihlerde bulunduğum Rami Gıda Çarşısı’ndaki ofisimin önüne bir otomobil yanaştı. İçinden çıkan kişi geldi, kendisini tanıttı. Evrakları masama koyarak, “İthal fasulyemiz var. Madem bakliyat işini iyi biliyorsun, satışını da sen yap” diyerek teklifte bulundu. Tanışmamız o şekildedir. Birol Altınkılıç, müthiş bir girişimcidir. Mütevazı, işinde heyecanlı ve detaycı, yardımsever ve kalbi hep iyilikten yana insan olarak gördüm. Esenyurt’ta ki fabrikasıyla komşuluğumuz vardır. Bir iftarda, bir toplantıda görüştüğümüz olurdu. Mekânı cennet olsun, hep iyilikleriyle, iyi kalpliliğiyle anılacaktır.
bülent erkmen / grafik sanatçısı
kendisini geride tutarak ürettiklerini öne çıkarırdı
Bİrol Bey, güler yüzüyle, her konuda tartışılabilmesiyle, yeni ve farklı önerilere açık olmasıyla birlikte çalışması çok zevkli bir iş insanıydı. Her toplantının, her sunumun sonunu da teşekkür ederek bitirirdi. Birol Bey’in en tipik özelliklerinden biri kendini hiç göstermeden yaptıklarını, ürettiklerini, ortaya koyduklarını
göstermesiydi. Yaptıkları konuşur, ürettikleri görünürdü. Kendisini geride tutarak yaptıklarını, ürettiklerini öne çıkarırdı. Konuşan değil, konuşturan bir kişiydi. Hiçbir başarısını tek başına sahiplenmezdi Birol Bey, “birlikte yaptık” derdi.
can elgiz/giz inşaat yönetim kurulu başkanı
sanata desteğini yakından izledim
Bİrol Bey ile kişisel tanışıklığım olmadı maalesef. Kızım Ayda Güreli ile değerli kızlarının yakın arkadaşlıkları vardı. Ancak uzaktan sanat sevgisini, sanata desteğini ve açık hava sergilerini yakından izledim. Doğal olarak kurgulanmış-oluşmuş açık hava mekânını (mekân demek doğru değil aslında) bir sanat alanına dönüştürüp, hergün önünden geçen onbinlerce kişinin merak ve ilgi ile izlediği bir sanatsal aktivite sunmak, yılmadan bıkmadan bunu sürdürmek, sanata katkısı ölçülemeyecek bir değer oluşturmak, şehirde bir ilk ve tek olmak, ayakta alkışlanacak, takdirlerin üstünde bir süreç oldu. Saygıyla anıyorum.
boğaziçi ile kucaklaşan sokak sanatı
Kabataş’ta bir binanın dış cephesi, sanatla kentin gündelik hayatını buluşturuyor. Onuncu yılına girecek olan Yanköşe, Boğaz’dan da izlenebilen geçici yapıtlarıyla barınmadan doğaya, toplumsal ilişkilerden kültürel karşılaşmalara uzanan bir düşünme alanı açıyor.
KAHVE Dünyası’nın ilk şubelerinden Kabataş işletmesinin de yer aldığı Altınmarka Grubu'nun yönetim binası, 2017 yılından bu yana Türkiye’nin en özgün sanat projelerinden birine ev sahipliği yapıyor. İstanbul Boğazı’na nazır binanın dış cephesi ile onu kesen duvarın oluşturduğu toplam 260 metrekarelik alanda Yanköşe adı verilen sanat projesi gerçekleştiriliyor.
10’uncu yılına girecek olan Yanköşe, deneysel, güncel konuları işleyen eserler üreten seçkin sanatçılara bir ifade alanı açıyor. Her sene iki farklı sanatçının projesini ağırlamayı hedefleyen Yanköşe, bir karşılaşma alanı olarak taşıdığı potansiyel, şehrin görünür bir parçası olması ve kolay ulaşılabilirliğinin yanı sıra sergilenen işlerin meta temelli olmayışı ve geçiciliğiyle de öne çıkıyor.
Yanköşe’de yer alacak eserin seçimi, projenin koordinatörlüğünü üstlenen Tuna Ortaylı Kazıcı tarafından üç sanatçının davet edilmesi ve Altınmarka Grup Şirketleri Yönetim Kurulu Üyesi ve Detay Gıda CEO’su Dilara Altınkılıç Kutmangil, Altınmarka Grup Şirketleri Yönetim Kurulu Üyesi ve Kahve Dünyası Genel Müdürü Kaan Altınkılıç, sanat yazarı Evrim Altuğ, tasarımcı Bülent Erkmen ile küratör Fatoş Üstek’ten oluşan Seçici Kurulun sanatçıların önerdikleri projeleri değerlendirmesinin ardından yapılıyor. Eser seçiminde, sunulan projenin içeriği, görselliği, kentle ilişkisi gibi unsurlar göz önünde bulunduruluyor.
Türkiye’de örneği az bulunan kamusal sanat projelerinden biri, sözünü ettiğimiz. Konumu sayesinde her gün binlerce kişiye ulaşan, Boğaz’dan da rahatlıkla izlenebilen Yanköşe’nin ağırladığı çalışmalar, davet edilen sanatçıların, binanın özelliklerini göz önünde bulundurarak ürettikleri, mekâna çok yakışan yapıtlardan oluşuyor.
Yanköşe’de yer alan çalışmalar, yıllarına göre sanatseverlere şu şekilde sesleniyor.
- Nermin Er – Tek Göz Oda (2017): Yanköşe’nin açılış projesi olan çalışma, duvara yerleştirilen farklı renklerdeki 120 adet kuş evinden oluşarak şehirdeki barınma, sığınma ve mahremiyet kavramlarına kentin ortasında şiirsel bir vurgu yapıyor.
- Vahit Tuna – İsimsiz (2018): Toplumsal alanda kadına yönelik şiddet vakalarına ve iktidar/güç ilişkilerine odaklanan; mekânsal ölçeği ve yerleşimiyle doğrudan farkındalık yaratmayı hedefleyen enstalasyon.
- Özlem Günyol & Mustafa Kunt – AYRIAYRIBİRARADA (2018): Türkiye Cumhuriyeti Anayasası metninin güncel hâlini oluşturan kelimeleri soyut ve karmaşık bir çizgi örüntüsüne dönüştürerek toplumsal sözleşme ve bir arada yaşam kavramlarını görselleştiriyor.
- Yağmur Duası (2018–2019): Kentin suyla ve iklim olaylarıyla kurduğu ilişkiyi sorgulayan çalışma, yağmur yağdıkça formu, hacmi ve bıraktığı izler değişen dinamik bir enstalasyon yapısı sunuyor.
- Ali Cabbar – Son Gergedanı Ben Vurdum (2020): Avcıların öldürdükleri hayvanların kafalarını sergiledikleri ganimet odalarından ilham alan yerleştirme, insanın doğayı katletmesini, tüketim hırsını ve soyu tükenen canlı türlerini odağına alıyor.
- Bilal Yılmaz – Seri Zanaat (2021): Kinetik nesneler ve düzenlemelerden oluşan eser, günümüzde kaybolmaya yüz tutan zanaat kültürünü ve el emeğini kamusal alanda görünür kılıyor.
- No More Lies – (2022): Sokak sanatı kökenli uygulamasında şablon ve sprey boya tekniklerini kullanarak kentsel duvara müdahalede bulunan doğrudan ve ifade odaklı çalışma.
- Tomokazu Matsuyama – Omuz Omuza Bölünmüşüz (2022): Sanatçı, Doğu ve Batı kültürlerini sembolize eden tarihsel ve popüler görselleri yan yana getirerek küreselleşme, kimlik ve kültürel karşılaşmaları kamusal duvarda katmanlı bir görsel dille sunuyor.
- Sena Başöz – Geleceğe Salınmak (2023): Yapı Kredi Tarihi Arşivi
Selahattin Giz Koleksiyonu fotoğraflarından kesilerek çıkarılmış, Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki genç sporcu bedenlerinin görsellerine yer veren çalışma, iyileşme, tazelenme ve geleceğe bakış temalarını kamusal alana taşıyor.
- Cansu Cürgen & Avşar Gürpınar (Muğlak Standartlar Enstitüsü) – Balık Kavağa Çıkınca (Nisan 2023): Gündelik yaşamda sıklıkla karşılaşılan LED tabelaların kullanıldığı çalışma, zaman algısının dildeki karşılığını ve toplumsal yaşamdaki standartları deneysel bir dille ele alıyor.
- Alper Aydın – Jeo-Atlas (Geo-Atlas, 2025): Eser, Yanköşe duvarını dikey bir yeryüzüne dönüştürerek insanın doğayla son dönemdeki ilişkisini ve geri dönülemez çevresel tahribatı konu alıyor. Dikey yeryüzünde yer alan dozerler aracılığıyla kentsel dönüşümün agresif yüzüne, kontrolsüz yapılaşmaya ve azalan yeşil alanlara dikkat çekiyor.
- Yanyana – TUNCA (2026) (Hâlihazırda asılı olan eser).
işini aşkla yapan, emeğe, yeni fikirlere hangi pozisyonda olursa olsun çok değer veren babamız
Birol Altınkılıç, EKONOMİ Yayınları arasında 2021 yılında piyasaya çıkarılan İz Bırakan Babalar kitabının konukları arasında yer aldı. Çocukları Dilara Altınkılıç Kutmangil ile Kaan Altınkılıç, kitapta Birol Altınkılıç'ın baba yönü kadar girişimci ve iş insanı yapısına da ışık tutmuşlardı.
Babamız çalışma hayatına çok genç yaşlarda adım atarak, Tahtakale’de karabiber, kahve ve kakao ithalatına başlamış. İş hayatındaki azmi ve çalışkanlığıyla 1992 yılında üretim yapmaya karar vermiş ve Altınmarka Gıda’yı kurmuş. Babamızın yönetim kabiliyeti, vizyoner bakış açısı, liderlik özellikleri, kaliteden ödün vermemesi bizi bugünlere taşıdı. Altınmarka Grubu’nun bugün bu noktada olmasının en önemli sebeplerinin başında babamızın yatırım iştahı, yenilikleri ve ilkleri hayata geçirme misyonu geliyor. Öyle ki babamızın asla “Bu kadar yatırım yeter. Şu noktada duralım, bekleyelim. Yeni mağazaya gerek yok” dediğini görmedik, duymadık. Tam tersine her zaman üretimden, yatırımdan yanadır. Daha iyisini yapmak, daha verimli olmak, kaliteyi en üst seviyeye taşımak için sürekli çalışır.
Çok çalışkan, üretken ve enerjik
Çocukları olarak babamızın başarısının en büyük sırrının, fırsatları önceden görüp doğru değerlendirebilme sezgisi olduğunu düşünürüz. Tabii çalışkanlığına ayrıca değinmemiz gerekir. Tanıdığım en çalışkan ve enerjisi en yüksek insandır. Sabah erkenden kalkar, ofise de erkenden gelir. Sabah ofis 08.00’da açılıyor, öncesinde 06.30’da açılan mağazalarımıza gider. Çalışanları yakından tanır ve onlarla sohbet eder, ihtiyaçlarını sorar, gözlem yapar, 08.00 olmadan da ofise gelir. Yorulmak nedir bilmez! Babamızın hiç boş durduğunu görmedik. Tatilde bir kafede veya restorandayken bile gözüne çarpan bir makineyi internetten araştırır, yediği bir tatlının içinde neler olduğunu keşfetmeye çalışır veya nasıl kendine göre yorumlayıp Türkiye’ye uyarlayacağını düşünür. Fuarlarda hep detaylı olarak gözlem yapar. Fuarın kapanmasına 20 dakika kalsa bile mutlaka keşfedecek, ziyaret edecek yeni stantlar bulur ve bizi de onları ziyaret etmeye teşvik eder.
işini aşkla yapan, emeğe, yeni fikirlere hangi pozisyonda olursa olsun çok değer veren babamız
Babamız, çalışanlarıyla arasına asla patron-çalışan mesafesi koymaz. Emeğe, yeni fikirlere hangi pozisyonda olursa olsun çok değer verir. Çalışanlarıyla iş dışında da vakit geçirir. Örneğin sabah ofiste kim varsa onlarla birlikte kahvaltı yapar, akşam da eğer bir proje için geç saatlere kadar kalınmışsa babam da kalıp herkesle çalışır, birlikte akşam yemeği yer. Her şeyi gözlemleyerek, sürpriz ziyaretler yaparak kontrol eder. İşini aşkla yapar, bu nedenle işini hayatının bir parçası gibi görür. Çocukları olarak biz de işimizi böyle görüyoruz. Onun için özel hayat ya da iş hayatı diye bir ayrım yapmıyoruz, ikisini bir bütün olarak görüyoruz. Bu nedenle hafta sonu ya da tatilde çalışmamız gerektiğinde bu bizi rahatsız etmiyor. İşten konuşmak, iş yapmak tatilimizi etkilemiyor.
Babamızın öyle yaratıcı bir enerjisi var ki hep bir şeyler üretir. Aklına bir şeyi koydu mu mutlaka yapar. Örneğin; bir saatlik bir toplantı için gerekirse 20 saatlik uçak yolculuğu yapar. Hep daha iyisi nasıl olur, daha başarılı nasıl oluruz konularına kafa yorar. Bu arada kimsenin bilmediği bir şeyi de sizinle paylaşmak isteriz; babamız 4 haneli rakamları bile aklından çok çabuk birbiriyle çarpabilir. Bu yaratma arzusunun da bu zekâsından geldiğini düşünmüşüzdür hep.
Ailemizin kuralları geleneklerimizdir
Babamız, aileyi her şeyin üzerinde tutan, herkese karşı çok cömert, verici ve pozitif biridir. Çalışmayı bu kadar sevse de bizleri bir gün bile ihmal etmedi. Ailemize her zaman vakit ayırır. Örneğin, ofiste o gün hangi aile üyeleri varsa öğlen yemeği muhakkak hep birlikte yenir. Torunlarını da ofise getiririz ki bu ritüeli deneyimlesinler ve aile yemeklerinin, aile bağının önemini daha küçük yaşlarda kavrasınlar.
Ailemizin bazı kuralları vardır, bunları bizim geleneklerimiz olarak görüyoruz. 31 Aralık gecesi herkesin ayrı programı olsa da yeni yıla birlikte gireriz. Doğum günleri de çok önemlidir, hep birlikte kutlarız. Senenin belli dönemleri geniş ve büyük bir aile olarak birlikte tatile çıkarız.
dilara altınkılıç kutmangil: babam bizlere her zaman çok güven duydu
14 yaşındayken babamla toplantılara girmeye başladım. Bana ve kardeşime çok küçük yaşlarımızdan itibaren üretimden, paketleme ve logoya kadar operasyonun her aşamasını öğrenmemiz için fırsatlar yarattı. Hiç unutmam, 2009’da Detay Gıda’nın başına geçtiğimde beni tamamen özgür bıraktı. Fabrikaya yönetici olarak gitmeye başladığımda, her pazartesi geniş katılımlı büyük toplantılar yapardık ve babam o toplantılara girmezdi. “Sorarsan ben sana yorumumu söylerim ama sen bildiğin gibi yap” derdi. Onun bu tutumu bizi her zaman motive etti. Burada elbette hem benim inisiyatif alabilmem için gerekli ortamı sağlamaya çalıştığını hem de sürdürülebilirlik adına ikinci nesli temsilen benim yetkinlik ve iş yönetebilme yeteneğimi gözlemleyebilmek adına kendine ortam hazırladığını görüyorum. Bize duyduğu bu güveni boşa çıkarmamak için kardeşim de ben de elimizden geleni yapıyoruz.
kaan altınkılıç: oyuncak eşittir emek, çikolata eşittir emek
Babamın çok erken yaşta çalışmaya başlamış olması çok büyük artılar getirmiş. Bizi de çok küçük yaşlarımızda fabrikaya götürmesi bizim için de çok ciddi avantajlar sağladı. Ablam ile bana çocukken nasıl davrandıysa şimdi de torunlarına öyle davranıyor. Küçük yaşlardan itibaren bizi fabrikaya götürürdü. Şimdi de 4 yaşındaki büyük yeğenim Mehmet Bekir ile güzel bir ritüeli var. Şu an Kabataş Kahve Dünyası’nda büyük bir inşaat çalışması yapılıyor. Mehmet Bekir her sabah 07.30’da okula gitmeden önce Kabataş’a uğruyor, dedesiyle inşaatı gezip kontrol ediyor. Bunun karşılığında da okula arkadaşlarına götürmek üzere çikolata kazanıyor. Babam bize yaptığı gibi torunlarına da elde edecekleri şeyin değerini öğrensinler diye emek harcamanın önemini öğretmeye çalışıyor. “Oyuncak eşittir emek” veya “çikolata eşittir emek” kavramı ondan bize aktarılmış en önemli değerlerden biridir.