Döküm, çelik, alüminyum ve makine sektörleri birbirinden ayrı faaliyet alanları gibi görünse de üretim zincirinde birbirini tamamlayan, birbirinin gücünden beslenen sektörler. Bu sinerjiyi güçlendirmek adına Türkiye Döküm Sanayicileri Derneği, Türkiye Makine Federasyonu, Türkiye Alüminyum Sanayicileri Derneği, Türkiye Çelik Üreticileri Derneği’nin katılımıyla Türkiye Ağır Sanayi Koordinasyon Platformu'nun lansmanı yapıldı. Platformun temel amaçları arasında ise sanayinin karşılaştığı sorunlara ortak çözümler geliştirmek. Türkiye Döküm Sanayicileri Derneği Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Arda Çetin, platformdaki derneklerin kendi içinde çok güçlü kuruluşlar olduğuna dikkat çekerek, “Koordinasyon kelimesiyle altını çizmek istediğimiz konu biraz farklı. Bir ortak diyalog mekanizması oluşturmak. Dolayısıyla bu dijital ürün pasaportu olabilir, karbon düzenlemesi olabilir ya da bazı koruma önlemleri olabilir. Bu sektörlerin beraber hareket edip beraber kamuyla iletişim kurmaları durumunda kamuda da bir verimlilik yaratma olasılığının olabileceğini düşünüyoruz. Dolayısıyla niyetimiz oldukça temiz” dedi.
“KOORDİNASYON İÇERİSİNDE OLMAMIZ HAYATİ ÖNEM TAŞIYOR”
Dünyada gerek ticarette gerek farklı konularda yeni bir sistemin ortaya çıkma ihtiyacı olduğuna vurgu yapan Çetin, “Devletlerin rolünün birçok ülkede arttığına tanıklık ediyoruz; serbest piyasa ekonomisinde daha çok bir hakem rolü varken şu anda daha oyun kurucu gibi bir rolde görüyoruz. Bunun yanında döküm sektörü perspektifinden baktığımızda biz en çok Avrupa’ya ihracat yapan bir sektörüz. Şu anda yaşanan durumları da hep beraber izliyoruz. Dolayısıyla Avrupa’nın koyduğu bu mevzuatlara adapte olma sürecinde, gerekse de bu yeni düzene adapte olma sürecinde bir koordinasyon ihtiyacının ortaya çıktığı çok aşikar” diye konuştu. Avrupa’da Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması ve Sanayi Hızlandırma Yasası bünyesindeki Made in Europe konularının bir sürü alt kırılımları var. Öte yandan Dijital Ürün Pasaportunda bütün girdilerin artık bir yerde kayıt altına alınacak olması, dökümcü olarak bizi etkilerken tabii ki bizim tedarikçisi olduğumuz makine sektöründe de bir etkisi olacak. Dolayısıyla birbirimizle bir koordinasyon, bir diyalog içerisinde olmamız hayati önem taşıyor” şeklinde konuştu.
“YAŞADIĞIMIZ SORUNLAR BİZLERDEN KAYNAKLANMIYOR”
Türkiye Çelik Üreticileri Derneği Genel Sekreteri Veysel Yayan, oluşturulan sinerjinin önemine dikkat çekerek, “Uluslararası piyasa için çok fazla bir şey yapmamız mümkün olmayabilir ama en azından kendi iç piyasamızı belirli ölçülerde kontrol edebilir durumdayız” şeklinde konuştu. Küreselde adil olmayan rekabet şartlarıyla mücadele ettiklerine işaret eden Yayan, “Günü sonunda üretimi bu kadar kutsamayalım gibi ifadeler kullanılıyor. Üretim olmadan sadece hizmetlerle de meselenin götürülmesi rasyonel bir tavır değil. Mutlaka üretimi de korumak, gelişmesini sağlamak mecburiyetindeyiz. Burada bizim yaşadığımız sıkıntılar bizden kaynaklanmıyor, bizim dışımızdaki sorunlardan kaynaklanıyor” değerlendirmesinde bulundu.
“FARKLI İŞLER YAPSAK DA SORUNLARIMIZIN ÇOK BÜYÜK BÖLÜMÜ ORTAK”
Türkiye Alüminyum Sanayicileri Derneği Ali İhsan Yeşilova, platformun Türk sanayisi için örnek teşkil edeceğine dikkat çekerek, “Biz bu birlikteliğin çok önemli olduğuna inanıyor ve çok önemsiyoruz. Sanayimizde de böyle bir birlikteliğe ilk defa adım atılıyor. Birlikteliğimiz, faydalı ve verimli çalışmaları hayata geçirecek ve Türkiye için de bir örnek teşkil edecek diye düşünüyorum” şeklinde konuştu. Bugün karşılaştıkları zorlukları aşmakta güçlük çektiklerine değinen Yeşilova, “Sektör olarak baktığınızda maliyetlerimizi oluşturan kalemlerin yüzde 80’ine yakını bizim dışımızda gelişiyor, yüzde 80’ine biz şu anda hakim değiliz. Hammaddemizin fiyatına hakim değiliz, enerji fiyatlarına hakim değiliz, enfl asyondan dolayı işçiliklere hakim değiliz. Bütün bunları topladığımızda yüzde 80’i bizim dışımızda gelişiyor ve bunların yönetimi için bizim mutlaka siyasi iradeyle, politika yapıcılarla birlikte hareket etmek mecburiyetimiz var. Sorunlarımızı yeteri kadar her ortamda anlatmamıza rağmen istediğimiz sonuçları alamadık. Bu durum Türk sanayisinin gün geçtikçe kan kaybettiğinin ve gerilediğinin gösteriyor. Kısacası biz farklı bir şeyler yapmak zorundayız. Bu da bugün temelini attığımız birliktelik güçlü bir ağır sanayi platformu oluşturmak için güçlü bir adım olacak. Bu sanayi platformunda farklı işler yapsak da süreçlerimiz farklı da olsa sorunlarımızın çok büyük bölümü ortak ya da birbirine benziyor” dedi.
“BİRLİKTELİĞİMİZ PLATFORM SAYESİNDE GÖRÜNÜR HALE GELDİ”
Sorun ve çözüm önerileri konusunda önemli olanın hem nitelik hem de nicelik anlamında güçlü bir yapı kurmak olduğuna vurgu yapan Türkiye Makine Federasyonu Başkanı Kutlu Karavelioğlu, “Çünkü bu bir ekosistem; üstüne otomotiv gelir, beyaz eşya gelir, savunma sanayi gelir. Platformları sorunlar bir araya getiriyor, bizi de sorunlar bir araya getirdi. Bu platform aynı zamanda birlikteliğimizi görünür hale getirme çabasıdır. Ağır sanayi kömür, madencilikle başlamış, ana metal, döküm, haddeleme eklenmiş, ağır makineler ve tesisler eklenmiştir. OECD tanımlamasına göre böylesi tek bir kategori olmamakla beraber; çok enerji harcayan, çok karbon salan, sermaye ihtiyacı yüksek bir yapı olarak ağır sanayiyi nitelediğimiz zaman bunların stratejik konularda birlikte davranma lüzumu vardır” ifadelerini kullandı.

REKABET VE GÜÇBİRLİĞİ ÖNEM KAZANIYOR
Yeni dönemde şirketler bazında organizasyon ve işbirliği kabiliyetinin kritik önemde olduğuna vurgu yapan İstanbul Sanayi Odası Başkan adayı Adnan Dalgakıran, “Artık herkes her şeyi üretebilir; önemli olan ürünü herkesten farklı veya kimsenin yapamadığı şekilde yapabilmek. Türkiye kamu kaynaklı Ar-Ge desteğinde yüksek oranlara sahip ama çıktılar verimsizdir. Şirketlerde süreç verimsizlikleri dijitalleşmeye aynen aktarılmaktadır. Sivil toplum örgütleri uçtan uca rekabet analizleri yapmalıdır. Mercedes ile BMW, ABB ile Siemens küresel ölçekte işbirliği yaparken bizim şirketlerimiz birbirleriyle işbirliği yapmıyor. Rekabetin temeli işbirliğidir. Rekabet analizlerinde teknoloji kullanımı ve ölçek ekonomisi dikkate alınmalı” diye konuştu.
“SANAYİDE İŞBİRLİĞİ KÜLTÜRÜNÜ GELİŞTİREREK YERLİ GİRDİ KULLANIMINI ARTIRMALIYIZ”
Çelik İhracatçıları Birliği (ÇİB) Yönetim Kurulu Başkanı Uğur Dalbeler, Çelik sektöründe korumacılık ve haksız rekabetin ciddi boyutlarda olduğuna vurgu yaparak, “ABD çeliğe yüzde 50 vergi uyguluyor; ABD’de çeliğin tonu bin 350 dolar, AB’de 850 dolar, Türkiye’de 650 dolar, Çin’de ise devlet sübvansiyonlarıyla 550 dolar. Japonya ve Kore’de yerli çelik kullanım kültürü yüksektir. Otomotiv üretiminde ton başı çelik maliyet farkı araç başına sadece 200 dolar. Sanayide işbirliği kültürünü geliştirerek yerli girdi kullanımını artırmalıyız” dedi.
“GİRİŞİMCİLER İLE SANAYİYİ BULUŞTURUYORUZ”
Düşük maliyetli iş gücü fırsatının sona erdiğini ifade eden TAYSAD Yönetim Kurulu Başkanı Yakup Birinci, “Türkiye’de 1000 kişiye düşen araç sayısı Avrupa ortalamasının üçte biri seviyesindedir, iç pazar büyük bir fırsat barındırıyor. Kurumların yapay zeka ve dijital dönüşüm yol haritalarını 5-10 yıllık planlarla oluşturması gerekir. Bu nedenle Teknoloji ve Mobilite Fonu’nu kurarak girişimciler ile sanayiyi buluşturuyoruz. ‘Üretimde Güçlü Türkiye’den ‘Teknolojide ve İnovasyonda Güçlü Türkiye’ye geçmeliyiz. Kur ile enflasyon arasındaki ilişki tam olarak oturtulmalı, aradaki makas kapatılmalıdır. Güçlü bir iç pazar oluşturulmalı ve Türkiye›ye özel "Ortak Otomotiv Endüstrisi Stratejisi" hayata geçirilmelidir” şeklinde konuştu.
Borcun sürdürülebilirliği kaygısı öne çıkmaya başladı
Birçok ülkede sadece enfl asyon kaygısının yanı sıra borcun sürdürülebilirliği kaygısının da olduğuna dikkat çeken Ekonomist Hakan Kara, “Fransa’nın borç yükü ve bütçe açığı çok yüksek; aşırı sol ve sağ popülist yükseliş nedeniyle kemer sıkma politikaları uygulanamıyor. Japonya’da bile 35 yıl aradan sonra faizler %4’ün üzerine çıktı. Diğer taraftan Çin, imalat sanayini domine etmeye başladı. Çin sadece kendi ihracatını artırmakla kalmıyor, küçük ülkeler üzerinden ürün değiştirme yoluyla gelişmiş ülkelerin bariyerlerini aşıyor. Bu gelişmeler iktisadi açıdan dijital dönüşüm, iklim değişikliği, demografik değişimler ve ekolojik sürdürülebilirlik anlamına geliyor. İktisadi fayda modellerinden stratejik ve güvenlik odaklı modellere geçiliyor. Ülkeler ham madde tedarikinin ve pazar güvenliğinin sürdürülebilirliğini sorguluyor. Korumacılık artıyor, kendi kendine yetme saiki güçleniyor; devletlerin iktisadi rolü artıyor. Enerji, gıda, savunma, lojistik ve tedarik güvenliği ön plana çıkıyor. Dijital ve yeşil dönüşüm için ciddi yatırımlar gerekiyor. Türkiye'de finansman maliyetleri yüksek olduğu için yeşil dönüşüm standartlarına uyum ve karbon salınımının azaltılması uygun finansmana erişim açısından kritik önem taşıyor. Pazar, ürün ve tedarik çeşitlendirmesi zorunlu hale geliyor. Sanayide güç birliği ve ortak koordinasyon şarttır” diye konuştu.
Finansman maliyeti ve faizler yüksek düzeyde
Türkiye’de 2023 yılı ortalarından itibaren sıkı para politikası yoluyla enfl asyonu düşürmeyi ve cari açık dengesini korumayı amaçlayan bir politika izlendiğini kaydeden Kara, “Geçmişte yaşanan uzun negatif reel faiz döneminde şirketler yüksek karlar elde etti ancak bu durum sürdürülebilir değildi ve birçok sektörde kapasite fazlasına yol açtı. Faizlerdeki düşüş süreci küresel ve yerel şoklar nedeniyle kesintiye uğruyor. Petrol ve doğalgaz fiyatlarındaki artışlar, rafineri marjları ve dizel/motorin fiyatlarındaki yükseliş enfl asyonla mücadeleyi zorlaştırıyor. Türkiye’nin yenilenebilir enerjide elektrik üretim payını %60- 70 seviyelerine çıkarması dışa bağımlılığı azaltarak direnci artırıyor. Sıkı para politikası nedeniyle finansman maliyetleri ve faizler yüksek seviyelerde. Türkiye’nin kamu borcunun milli gelire oranının yüzde 25’in altında olması ve bütçe açığının Maastricht kriteri olan yüzde 3 seviyelerinde bulunması krizlere karşı koruyucu bir tampon oluşturuyor” değerlendirmesini yaptı.