Bu yıl 76. gerçekleştirilen Dünya Döküm Kongresi iki anlamlı yıl dönümünün buluştuğu bir dönüm noktası oldu. Dünya Dökümcüler Birliği (WFO) 100. yılını kutlarken, Türkiye Döküm Sanayicileri Derneği (TÜDÖKSAD) de 50. yılını geride bırakıyor. Bir asrı bulan küresel örgütlenme ile yarım asırlık ulusal birikimin aynı çatı altında, 76. Dünya Döküm Kongresi'nde İstanbul'da buluşması, sektörün nereden nereye geldiğini değerlendirmek ve önümüzdeki yarım asra bakmak için eşsiz bir fırsat sunuyor. TÜDÖKSAD'ın kurulduğu 1976 yılında Türkiye'nin yıllık döküm üretimi yaklaşık 223 bin ton düzeyindeydi. Bugün bu rakam 2,3 milyon tonu aşmış, yani yarım asırda yaklaşık on kat büyüme kaydedildi. Bu büyüme çizgisi, aynı dönemde küresel döküm üretiminin 1966'dan bu yana kabaca ikiye katlanarak 110 milyon tonu aşmasıyla paralel, ancak çok daha hızlı bir yükselişin hikayesi. Bu yolculukta birkaç kırılma dönemi belirleyici oldu. 1980'li yıllar, sektörün iç pazara dönük yapısından ihracata açılan bir sanayiye dönüştüğü dönem oldu.
Talepteki daralmaya rağmen ihracat yapısı korundu
1990'lar ve 2000'ler, otomotiv sanayinin yükselişi ve Gümrük Birliği ile Avrupa tedarik zincirlerine entegrasyon sayesinde üretimin ve kalite düzeyinin sıçrama yaptığı yıllardı. 2010'lu yıllar, demir dışı dökümün ve özellikle alüminyumun güç kazandığı yapısal bir dönüşüme sahne oldu. Bu dönemde üretim 2022 yılında 3,1 milyon tonla tarihî zirvesine ulaştı; sonraki dönemde küresel talep dalgalanmaları nedeniyle bir miktar gerileme yaşansa da, sektörün yapısal gücü ve ihracat kabiliyeti korundu. Bu yarım asırlık yolculuk, yalnızca bir tonaj artışının değil; aynı zamanda basit döküm parçalarından yüksek mühendislik gerektiren karmaşık ve kritik komponentlere uzanan bir kalite ve katma değer sıçramasının da hikayesi. Bugün Türk dökümhaneleri, dünyanın en talepkâr müşterilerine, en zorlu teknik şartnameler altında üretim yapabilen kurumsal yapılara dönüşmüştür.
Son on yılda Türkiye ve dünyadaki durum
Son on yıllık tabloya bakıldığında Türkiye metal döküm sanayinin gösterdiği ilerleme çarpıcıdır. 2015'te yaklaşık 1,85 milyon ton olan üretimimiz, dalgalanmalara rağmen 2025'te 2,3 milyon tona ulaşarak yaklaşık yüzde 24 artış kaydetti. Asıl dikkat çekici gelişme ise ihracatta yaşandı: doğrudan ihracatımızın değeri son on yılda yaklaşık 2,7 milyar eurodan 6,09 milyar euroya yükselerek yaklaşık yüzde 126 büyüdü. Bu, sektörün yalnızca daha çok değil, daha yüksek katma değerle üretip ihraç ettiğinin somut kanıtıdır. Küresel ölçekte ise üretim 110 milyon tonu aşmış durumda; Çin yaklaşık yüzde 50 payla açık ara lider, onu yaklaşık 12 milyon tonla Hindistan ve 10 milyon tonla ABD izliyor. Avrupa Birliği 12,6 milyon tonluk üretimiyle küresel payın yaklaşık yüzde 12'sini, yıllık yaklaşık 42 milyar euroluk üretim değeriyle de önemli bir ekonomik ağırlığı temsil ediyor; küresel döküm ürünleri pazarının büyüklüğü ise yaklaşık 112 milyar dolar olarak tahmin ediliyor. Türkiye bu tablonun içinde Avrupa'nın 2’nci, dünyanın 7’nci büyük üreticisi olarak stratejik konumunu pekiştirdi.
Alüminyum dökümde ivme yukarı yönlü
Döküm sektörü, önümüzdeki yarım asra üç temel eksende hazırlanmalıdır. Birincisi, hafif metallere ve alüminyuma yöneliştir. Küresel alüminyum döküm üretimi 2000-2018 arasında yaklaşık yüzde 144 artmış, Avrupa'da demir dışı döküm üretiminin yüzde 87,5'i hafif metallere kaymıştır. Elektrikli araç dönüşümü ve hafifletme eğilimi bu yönelimi hızlandıracaktır. İkincisi, yeşil dönüşüm ve döngüsel ekonomidir. Dökümhaneler, doğaları gereği dünyanın en büyük endüstriyel geri dönüşüm sistemlerinden biridir; bu doğal avantaj, karbon düzenlemelerinin yaygınlaştığı bir dünyada en güçlü kozumuz olacaktır. Üçüncüsü ise dijitalleşme ve nitelikli insan kaynağıdır. Simülasyon, otomasyon ve veri temelli üretim sektörün verimliliğini belirlerken; genç mühendislerin ve araştırmacıların sektöre kazandırılması, bu dönüşümün sürdürülebilirliğini güvence altına alacaktır. Bir milyonun üzerinde insana istihdam sağlayan, on binlerce tesisten oluşan ve çoğunlukla KOBİ yapısındaki küresel döküm sanayii, bu üç eksende atacağı adımlarla geleceğin sanayisine yön vermeye devam edecektir. Türkiye, genç ve dinamik iş gücü, güçlü mühendislik birikimi ve stratejik coğrafi konumuyla bu geleceğin en avantajlı oyuncularından biri olmaya adaydır; yeter ki dönüşüm adımları kararlılıkla ve kamu-sektör-akademi iş birliği içinde atılsın.