Küresel ticaret yeni bir döneme giriyor. Gümrük tarifelerinin yerini kritik mineraller, temiz enerji yatırımları, karbon düzenlemeleri ve güvenli tedarik zincirleri alırken, Uluslararası Sürdürülebilir Kalkınma Enstitüsü’nün yeni raporu yeşil dönüşümün ekonomik rekabetin merkezine yerleştiğini gösteriyor.
Küresel ticaretin kuralları sessizce değişiyor. Hükümetler yeni dönemde serbest ticaret anlaşmalarını yalnızca ihracatı artırmak için değil; kritik minerallere erişimi güvence altına almak, temiz enerji yatırımlarını hızlandırmak ve tedarik zincirlerini yeniden kurmak için kullanıyor. Uluslararası Sürdürülebilir Kalkınma Enstitüsü’nün (IISD) hazırladığı Trade & Climate Tracker raporu, iklim politikalarının giderek ticaret politikalarının ayrılmaz bir parçası haline geldiğini ortaya koyarken, küresel ekonomide yeni rekabet alanının karbon, enerji ve kritik hammaddeler etrafında yeniden tanımlandığını gösteriyor. Ocak 2025-Haziran 2026 döneminde imzalanan 71 ticaret ve ekonomik iş birliği anlaşmasını inceleyen çalışma, ülkelerin yeşil dönüşümü artık çevre politikalarıyla sınırlı görmediğini gösteriyor. İncelenen anlaşmaların yüzde 54’ünde kritik mineraller, yüzde 37’sinde yenilenebilir enerji, yüzde 59’unda ise iklimle ilgili hükümler yer alıyor. Başka bir ifadeyle ticaret diplomasisi, temiz enerjiye geçişin ve sanayi dönüşümünün en önemli araçlarından biri haline geliyor.
Kritik mineraller yeni petrol mü?
Raporda öne çıkan en önemli bulgulardan biri kritik mineraller. İncelenen anlaşmaların yüzde 54›ünde lityum, kobalt, bakır ve nadir toprak elementleri gibi kritik hammaddelere ilişkin hükümler bulunuyor. Bu oran, kritik minerallerin artık küresel ticaretin en stratejik başlıklarından biri haline geldiğini gösteriyor. Elektrikli araçlar, bataryalar, rüzgâr türbinleri, güneş panelleri ve dijital teknolojilerin temel girdisini oluşturan bu mineraller için ülkeler yalnızca tedarik güvenliğini sağlamaya çalışmıyor; aynı zamanda üretim zincirinin daha büyük bölümünü kendi ekonomilerine çekmeye çalışıyor. Rapor, ABD’nin bu alanda en aktif ülke olduğunu ortaya koyuyor. Son 18 ayda kritik minerallere ilişkin hükümler içeren 25 anlaşmanın 17’sinde ABD taraf olarak yer almış durumda. Avrupa Birliği ise farklı bir strateji izliyor. Birlik, yalnızca hammaddeye erişimi değil, üretici ülkelerde katma değer yaratılmasını ve geri dönüşüm süreçlerini de destekleyen hükümleri öne çıkarıyor.
Yenilenebilir enerji ticaretin ortak dili oluyor
Raporun dikkat çektiği ikinci büyük eğilim ise yenilenebilir enerji. İncelenen anlaşmaların yüzde 37’si yenilenebilir enerji iş birlikleri içeriyor. Ancak araştırmacılar için daha önemli olan nokta, bu başlığın belirli bir ülkenin önceliği olmaktan çıkmış olması. Avrupa Birliği bu alanda en aktif aktör olarak öne çıkarken, Hindistan da hızla yükselen ülkeler arasında yer alıyor. Anlaşmalar yalnızca yenilenebilir enerji ekipmanlarının ticaretini değil; teknoloji transferi, ortak Ar-Ge, düzenleyici uyum ve yatırım iş birliklerini de kapsıyor. Raporun ifadesiyle yenilenebilir enerji, yeni nesil ekonomik anlaşmaların “birleştirici dokusu” haline gelmiş durumda.
Ormansızlaşma iklim gündeminin sessiz başlığı
İklim denildiğinde ilk akla karbon emisyonları geliyor. Ancak rapor farklı bir tablo ortaya koyuyor. İncelenen anlaşmalarda en yaygın iklim başlığı emisyon azaltımı değil, ormansızlaşmanın önlenmesi. Toplam 24 anlaşmada ormansızlaşmaya ilişkin hükümler bulunurken, emisyon azaltımına yönelik hükümler 19 anlaşmada yer alıyor. Bu durum, özellikle tarım, ormancılık ve emtia ticaretinde sürdürülebilir üretim kriterlerinin giderek daha belirleyici hale geldiğini gösteriyor.
Yeşil dönüşüm artık çevre politikalarının alt başlığı değil
IISD’nin çalışmasının en önemli mesajı, yeşil dönüşüm artık çevre politikalarının alt başlığı olmaktan çıkmış olması. Enerji güvenliği, sanayi rekabeti, kritik mineraller, teknoloji yatırımları ve ticaret anlaşmaları aynı stratejik çerçevenin parçaları haline geliyor.
Başka bir ifadeyle, geleceğin ticaret savaşları yalnızca gümrük tarifeleri üzerinden değil; karbon, temiz enerji, kritik mineraller ve yeşil sanayi yatırımları üzerinden şekillenecek gibi görünüyor. Yeni rekabetin adı artık yeşil jeoekonomi.
Türkiye için ne anlama geliyor?
Rapor Türkiye’yi doğrudan değerlendirmiyor. Ancak ortaya koyduğu eğilimler, Türkiye açısından da önemli mesajlar içeriyor. Avrupa Birliği’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (CBAM), kritik mineraller, temiz enerji yatırımları ve yeşil sanayi ortaklıkları önümüzdeki yıllarda dış ticaretin temel belirleyicileri arasında olacak. Dolayısıyla ülkelerin rekabet gücü yalnızca üretim maliyetleriyle değil; karbon performansı, temiz enerji kapasitesi, kritik hammaddelere erişimi ve güvenilir tedarik zincirleriyle de ölçülecek. Bu nedenle ticaret politikası ile iklim politikası arasındaki çizgi giderek silikleşiyor.
Rakamlarla yeşil ticaretin yeni haritası
Ocak 2025-Haziran 2026 arasında 66 ülke tarafından gerçekleştirilen 71 ticaret ve ekonomik iş birliği anlaşmasının;
Yüzde 70’inde enerjiyle ilgili hükümler yer aldı
Yüzde 67’si enerji iş birliğini içeriyor
Yüzde 54’ünde kritik mineraller (lityum, kobalt, bakır, nadir toprak elementleri vb.) yer aldı.
Yüzde 59’unda iklimle ilgili hükümler bulunuyor.
Yüzde 52’sinde ormansızlaşmayla mücadele maddeleri yer alıyor.
Yüzde 41’i emisyon azaltımına ilişkin düzenlemeler içeriyor.
Yüzde 37’si yenilenebilir enerji iş birliğini kapsıyor.
Yüzde 17’sinde ağır sanayinin karbonsuzlaşması ve döngüsel ekonomi başlıkları bulunuyor.
ABD ve AB farklı yollar izliyor
Rapor, iki büyük ekonomik gücün yeşil dönüşüme yaklaşımındaki farklılığı da ortaya koyuyor. ABD daha çok enerji güvenliği, kritik mineraller ve tedarik zinciri güvenliği ekseninde ilerliyor. Son 18 ayda imzalanan 71 anlaşmanın 32’sinde taraf olan Washington, özellikle kritik hammaddelere erişimi stratejik öncelik olarak görüyor. Avrupa Birliği ise emisyon azaltımı, ağır sanayinin karbonsuzlaştırılması, döngüsel ekonomi ve yenilenebilir enerji iş birliklerine daha fazla ağırlık veriyor. Avrupa’nın ticaret politikası giderek sanayi dönüşümünün bir aracı haline geliyor.
