Dünya 2025’te sera gazı emisyonlarında yeni bir rekora imza attı. Küresel emisyonlar 54,1 milyar ton CO2 eşdeğerine yükselirken, COP31 Başkanı Türkiye’nin emisyonları bir yılda yüzde 4,2 artarak 610,8 milyon tona ulaştı. Türkiye, en fazla emisyona neden olan ülkeler arasında 13. sıraya yükseldi.
COP31’e iki aydan az bir süre kaldı. Kasım ayında Antalya’da dünyanın iklim gündemine yön vermeye hazırlanan Türkiye’nin önündeki en önemli konulardan biri, kendi emisyon karnesi olacak.
Avrupa Komisyonu’nun Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) ile birlikte derlediği, Küresel Atmosferik Araştırmalar için Emisyon Veritabanı (EDGAR) değerlerine dayanan yeni bir rapora göre COP31 Başkanı Türkiye, en fazla emisyona neden olan ülkeler arasında 13. sıraya yükseldi. COP31 Müzakereler Başkanı Avustralya ise Türkiye’nin hemen ardından 14. sırada yer alıyor.
Türkiye ayrıca, en büyük 16 emisyon kaynağı arasında, emisyonlarını en hızlı artıran (+ yüzde 4,2) ülke olarak dikkat çekiyor.
Ortak Araştırma Merkezi’nin (Joint Research Centre, JRC) “Tüm Dünya Ülkelerinin Seragazı Emisyonları 2026” başlıklı raporu; emisyonlarda COVID19 sonrası yükseliş eğiliminin, önceki yıla kıyasla daha düşük bir hızla olsa da devam ettiğini gösteriyor.
Rapora göre 2025 yılında küresel seragazı emisyonları, 2024’e kıyasla yüzde 0,7 artarak rekor bir seviye olan 54 gigaton (Gt) karbondioksit eşdeğerine (CO2’ye) ulaştı.
2009 küresel finans krizi ve 2020 COVID- 19 pandemisi dışında, dünya sera gazı emisyonları 21’inci yüzyıl boyunca neredeyse kesintisiz biçimde arttı. Fosil yakıtlardan kaynaklanan CO2 ise hâlâ toplam sera gazı emisyonlarının yüzde 73,8’ini oluşturuyor.
Sonuçta, yenilenebilir enerji yatırımları hızlanıyor, elektrikli araçlar yaygınlaşıyor, şirketler net sıfır hedefleri açıklıyor, ancak atmosfer açısından bakıldığında küresel eğri hâlâ aşağı dönmüş değil.
Altı büyük kirletici emisyonların yüzde 62’sinden sorumlu
Emisyonların dağılımında da ciddi bir yoğunlaşma var. Çin, ABD, Hindistan, Avrupa Birliği, Rusya ve Endonezya, 2025 yılında küresel sera gazı emisyonlarının yüzde 62’sinden sorumlu oldu. Bu altı ekonomi aynı zamanda dünya nüfusunun yaklaşık yarısını, küresel GSYH’nin yüzde 62,3’ünü ve fosil yakıt tüketiminin yüzde 63’ünü temsil ediyor.
Ancak 2025 verilerinde dikkat çekici bazı yön değişiklikleri var. Çin’in emisyonları yüzde 0,1 artışla neredeyse sabit kaldı. Hindistan emisyonlarını yüzde 0,2 azalttı. Avrupa Birliği ve Rusya’da da düşüş kaydedildi.
ABD ise farklı bir yönde ilerledi. Emisyonlarını yüzde 2,2 artırarak 2025 yılında dünyadaki en büyük mutlak emisyon artışını gerçekleştirdi. ABD’nin emisyonlarına bir yılda 131,5 milyon ton CO2 eşdeğeri eklendi.
AB 1990’ın yaklaşık yüzde 36 altında
Türkiye açısından en dikkat çekici karşılaştırma Avrupa Birliği ile ortaya çıkıyor. AB’nin 2025 sera gazı emisyonları arazi kullanımı ve ormancılık hariç 3,1 milyar ton CO2 eşdeğerine geriledi. Bu rakam 1990 seviyesinin yaklaşık yüzde 36 altında. AB yalnızca uzun vadede değil, 2025 yılında da emisyonlarını yüzde 0,2 azalttı. Küresel emisyonlardaki payı da yüzde 5,9’dan yüzde 5,8’e geriledi.
Türkiye’de ise yön tersine. 1990 yılında 225,95 milyon ton olan sera gazı emisyonu 2025’te 610,78 milyon tona ulaştı. Başka bir ifadeyle Türkiye’nin yıllık emisyonları 35 yılda yaklaşık 2,7 katına çıktı.
Bu karşılaştırma özellikle Avrupa ile ekonomik entegrasyonu yüksek olan Türkiye açısından önemli. Çünkü iklim politikası giderek yalnızca çevre politikasının değil; ticaretin, finansmanın, sanayi politikasının ve rekabet gücünün de parçası haline geliyor.
İKLİM AĞI: COP31’DE İKLİM LİDERLİĞİ İDDİASI FOSİL YAKIT YATIRIMLARINI SONLANDIRMAKTAN GEÇİYOR
EDGAR raporunun Türkiye açısından anlamı yalnızca bir emisyon sıralamasından ibaret değil. Türkiye 9-20 Kasım’da Antalya’da COP31’e başkanlık ederken, masanın bir tarafında küresel iklim diplomasisini yönetmeye çalışacak; diğer tarafında ise kendi ekonomisinin dönüşümünü hızlandırmak zorunda olacak. Türkiye’de faaliyet gösteren uzman sivil toplum kuruluşlarının bir araya gelmesiyle kurulan İklim Ağı, rapora ilişkin değerlendirmesinde bu çelişkiye dikkat çekiyor: “Avrupa Komisyonu’nun verileri, Türkiye’nin sera gazı emisyonlarını hızla artırdığını ortaya koyuyor. İklim Ağı olarak daha önce de vurguladığımız gibi, emisyonların bugün hâlâ artıyor olması, Türkiye’nin 2053 net sıfır hedefiyle uyumlu, gerçek bir emisyon azaltım politikasına acilen ihtiyaç duyduğunu gösteriyor. Türkiye’nin COP31 Başkanlığı döneminde iklim liderliği iddiasının hakkını vermesinin yolu, fosil yakıtlara dayalı yatırımları sonlandırmaktan ve emisyonları bugünden itibaren azaltmaktan geçiyor.”
RAPORDAN ÖNE ÇIKAN BULGULAR
● En büyük altı kirletici (Çin, ABD, Hindistan, AB, Rusya ve Endonezya), 2025’te küresel emisyonların yüzde 62’sinden sorumluydu.
● Emisyonlarını 2024’e kıyasla yüzde 2,2 artıran ABD, dünya çapında en büyük mutlak artışı kaydetti.
● Çin ve Hindistan, emisyon seviyelerini ilk kez sabit tuttu veya azalttı (sırasıyla + yüzde 0,1 ve – yüzde 0,2).
● En büyük 16 kirleticinin altısı (Hindistan, AB, Rusya, Brezilya, Japonya ve Avustralya), 2025’te emisyonlarını azalttı.
● AB de LULUCF (Arazi kullanımı, arazi kullanım değişikliği ve ormancılık) hariç seragazı emisyonlarını 2024 yılına kıyasla yüzde 0,2 azalttı. Mevcut miktar, 1990 seviyelerine kıyasla yüzde 35,6’luk bir düşüşe denk geliyor.
● Büyük kirleticiler arasında, emisyonlarını oransal olarak en çok artıran ülke Türkiye oldu (+yüzde 4,2). Türkiye’nin yanı sıra İran’ın ve Suudi Arabistan’ın da emisyonları kayda değer oranda arttı (sırasıyla +yüzde 1,7 ve +yüzde 1,3).