Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Vietnam Savaşı’nı sürdürürken Amerikalı medyanın Vietnam’da olanları geniş kitlelere yansıtması sonucunda savaşa olan desteği kaybetti ya da konuya tepkisiz kitleler ortada iyi bir şey olmadığını anlayarak savaşın son bulmasına katkıda bulundu. Vietnam Savaşı’na gitmeyerek hapse girmeyi tercih eden Muhammed Ali, 1966’da savaşa karşı güçlü bir ses oldu. Medya olmasa nasıl haberi olacaktı. 2016’da vefat eden Muhammed Ali, ya da doğum adı ile Cassius Marcellus Clay Jr.’ın bu tavrı cezasız kalmıyor. Vikipedya’da yazılana göre 1966’da “dinî inançları ve Vietnam Savaşı’na karşı etik muhalefeti nedeniyle askere alınmayı reddetti ve askerlikten kaçmaktan suçlu bulunarak boks ünvanları elinden alındı.”
Daha sonraki yıllarda benim çocukluğumda Muhammed Ali’nin boks maçlarını izliyorduk. Maçlar, boks maçları ile ilgili ağır vergi uygulamalarından kaçınmak için farklı yerlerde yapılıyordu. Bu da bizim saatimizle gece 3:00-4:00 gibi bir yere denk düşüyordu. Gecenin köründe kalkıyorduk ve babam çay demliyordu. Hangisi olduğunu hatırlamıyorum; maçın birinde babam çayını aldı ve televizyonun karşısına geçtik. Maç daha maçın başında nakavt ile son buldu. Babam bir demlik çayla kala kaldı çünkü hatırladığıma göre boks maçları 12 ila 15 raunt olarak planlanıyordu ve biz de planımızı buna göre yapmıştık.
O zamanın yayınları tam gün değildi. Maç bitince özel canlı yayın da kesildi ve biz karıncaların dans ettiğini sandığımız karlı televizyon ekranının karşısında donakaldık. Babam bardağındaki çayı bitirdi. Kalan çayı döktük ve yattık.
Yıllar sonra Muhammed Ali ile George Foreman’ın Zaire’de yaptığı boks maçını anlatan “In Zaire” adlı şarkıyı dinlerken yukarıda anlattığım vergiden kaçınma detayını hatırladım. Bu maç ABD’de hele de batı yakasında yapılsa ve akşam dokuzda başlasa aradaki 10 saatlik fark nedeniyle Türkiye’de ertesi gün sabah yedide başlayacaktı. Gece 3:00’te kalkmaya göre daha makul görünse de, sabah yedide başlayan maçı her ikimiz de izleyemeyecektik çünkü babam işe ben ilkokula gitmek için hazırlanıyor olacaktık. İşler o zaman ne kadar karışıkmış.
Yıllar sonra Singapur Formula 1 takvimine dahil olduğunda yarışı akşam karanlığında yaparak önemli olanın yarışın Singapur’da olduğunun Avrupa’daki izleyici kitlesi tarafından izlenmesi olduğunun farkında olduğunu gösterdi. İzleyiciyi yakalamanın önemini kavrayanların etki yaratma konusundaki başarısına tanık olduğumuz çok örnek bu değil.
Vietnam Savaşı’nda bağımsız medyadan gol yiyen ABD’nin İkinci Irak harekatında bu ülke topraklarına çıkartma yaparken yanında medya kanallarını da götürerek halkla ilişkilerin medyanın yerini nasıl aldığını gösterdi. Bundan sonraki dönemde çok önemli bir değişiklik olmadan süreç bu yönde devam etti. Günümüzde dijital platformlar, alıştığımız artık geleneksel medya denklemini ciddi biçimde değiştiriyor.
Platforma abone olunarak film ve dizi izlemek ile başlayan süreçte olayın kendisini izleme noktasına gelindi. İlk olarak Netflix’te canlı boks maçı etkinlikleri ile dikkatimi çeken –bunlar Netflix’in düzenlediği “event”lerdi- bu trend daha sonra Amazon Prime’daki NBA basket maçı yayınları ile sürüyor. HBO Max içinden yayın yapan Eurosport’un yayınlarına uzun bir süredir Spor tabı altından erişiyorum. Özellikle favorim olan snooker yayınlarını kaçırmamaya gayret ediyorum. Aslında işim olmadığında ya da dikkatimi başka yere çevirerek kafamı rahatlatmak istediğimde bu programlarda ne varmış diye bakıyorum. Geleneksel olarak Birleşik Krallık’ın egemenliğinde olan Snooker, son yıllarda farklı ülkelerden yıldızların ödüle ulaşmasına sahne olurken güncel gelişme olarak Çinli oyuncuların yükselişi dikkatimi çekiyor. Son olarak Oyuncular Turnuvası’nda Zhao Xintong’un John Higgins’i son frame’lerde yaptığı atakla yenmesi, Çinli oyuncuların ulaştığı noktanın göstergesini oluşturdu.
Kamerayı koyup size ne olduğunu gösteren ve bunu yaparken işin içinden danışmanlarla –burada iyi bir uzman anlatıcı ve iyi bir snooker oyuncusu- yayını destekleyen model, geleceğin medyasının da galibi olarak karşımda duruyor. Tabii Orhan Ayhan tarzı bir anlatımın da zevkinden asla vazgeçmeyi düşünmüyorum. Taraftarları, hava durumunu ve etrafta olanları anlatan Orhan Ayhan, topun kime geldiğini söyleyen spikerlere göre çok daha değerli bir destek sunmanın örneğini oluşturuyor. Gençliğimde bir gün berberde bir maçı bu şekilde anlatırken “Bu arada gol oldu sayın seyirciler” sözünü hatırlıyorum. Bizim şanssızlığımız maçı radyodan dinlemekti. Eğer TRT-Radyo 1 ortak yayınıysa televizyonda izleyenler zaten pozisyonu gördükleri için bizim durumumuza düşmemiştir ancak biz radyoda golü sadece tekrarını izlemiş gibi olduk. Bu da bugün iki veya üç ekranla yaşayanların deneyimini ben bu şekilde 1980’lerin ikinci yarısında yaşamış oldum. Orhan Ayhan demişken, kendisinin her kategorideki maçı anlatma gücünün yanında girişe bağlayıp özellikle boks maçı anlatma konusundaki başarısının altını çizmem gerekiyor. Muhammed Ali için “kelebek gibi uçar, arı gibi sokar” nitelemesinin yapıldığı bir spor dalında kavga anlatıyormuş durumuna düşmemek önemli.
Bu bahsi kapatmadan önce konunun duayeni Halit Kıvanç’a da değinmek gerekiyor. Daha önce hakimlik yaparken bu işi bıraktığı pek bilinmeyen Kıvanç, daha yıldızı parlamadan Pele ile yaptığı röportajla medya işinin nasıl yapılacağının en iyi örneklerinden birini oluşturuyor. Bugüne döndüğümüzde aradan geçen sürede kopan halkanın ne olduğunu anlamak gerekiyor.
Bunu karakter kaybı demek yerinde olur. Yıllar önce Ara Güler’in diğer gazetecilerle birlikte helikopterle bir bölgede dolaştırılmasının ardından verdiği röportajı hatırlıyorum. Serbestçe gezip fotoğraf çekemediği için bir daha bu tür bir çalışmaya dahil olmayacağını anlatmıştı. Yıllar sonra Fortune dergisinin arka kapak içi yazılarını –benim en beğendiğim bölümdü- yazan Stanley Bing adını kullanan kişi, son yazısında, sokaklarda olanlara ya da daha anlaşılır olması için gerçek hayata odaklanacağı için bu işi bırakacağını açıklamıştı. @Thebingblog olarak X’te yer alan ve www.stanleybing.com adresinde yayın yapan Bing’in dikkatimi çeken özelliği, sürekli ilgi çekmek zorunda olan 7/24 yayıncılara göre daha seçici olmasıydı. Bugün de bu tavrını sürdürdüğünü görüyorum.
Bu Amerikan dizilerinde olay yerine gelip bir yangın veya cinayeti heyecan verici bir biçimde aktarmaya başlayan televizyon spikerlerinden farklı bir şey. Belirli gün ve belirli saatte yayın yaparak medya işini bir din ya da bağımlılık gibi insanların hayatına sokmak şeklindeki operasyondan da farklı. Bir işi aktarmak için “proje” yapıp sonra gelen geçen her şeyi ya da sponsorun istediğini aktarmaktan da farklı. Anlatacak bir şey olduğunda bunu anlatıp sonra susmak şeklindeki bir medya operasyonu olabilir mi? Basılısına süreli yayın denilen ve televizyon kanalları tekrarla doldursa da 7/24 yayın yapan bir sektör için hayali bir yaklaşım mı?
Babamla gecenin köründe kalkıp seyrettiğimiz boks maçları gibi bir sadık izleyicilik ya da okurluk olabilir mi? Bu, medyanın bir baz istasyonu gibi duyduğu ya da gördüğü veya kendisine söylenen her şeyi aktardığı modele göre daha doğru bir tercih olabilir mi? Sürekli bağlı olmak yerine gerektiğinde bağlı olmaya dayanan bir medya modeli geçerli olabilir mi? Dijital platformlar bu alanda bir fırsat sunuyor.
Yapamadıklarımız ve yapanlar
Medyanın içinde yer alan biri olarak bu konuda iyimser değilim ancak izleyici olarak olumlu işaretler görüyorum. Max.com’da Oyuncular Turnuvası’nı izlerken platformun “Milano Cortina 2026” tabını menüye eklediği dikkatimi çekti. Snooker ile çakışması nedeniyle bu kış olimpiyatına ilgi gösteremedim ama bu yayıncılığın performansı ile ilgili sonuçları gördüğümde medyanın geleceği için umutlandım. Beni ilk defa okumayanların bileceği gibi bilgi aktarmak gerektiğinde bültenleri kesip yapıştırıyorum. Burada da bu yayıncılık deneyimi ile elde edilen “üç haneli” büyümeyi aynı şekilde aktarmak istiyorum.
“Warner Bros. Discovery, Avrupa’da Olimpiyat Kış Oyunları’nın çevrimiçi yayınında üç haneli büyüme kaydederek şimdiye kadarki en iyi performansını sergiledi
Milano-Cortina 2026’da hem geleneksel hem de dijital yayın platformlarında izleyici sayısı, Pekin 2022’ye kıyasla artarken HBO Max ve discovery+, 1000+ saatlik içerikle ve Olimpiyatlar Çoklu Görüntüleme gibi popüler yeni izleme özellikleriyle şimdiye kadar yayınlanan en iyi Kış Olimpiyat Oyunları deneyimini sundu. Eurosport (Avrupa) ve TNT Sports (Birleşik Krallık ve İrlanda) hesaplarında ise sosyal medya videolarının izlenme sayısı 4 milyarı aştı.
Warner Bros. Discovery'nin (WBD), Kış Olimpiyat Oyunlarının Avrupa'ya dönmesiyle dünya standartlarında spor prodüksiyonu ve son derece yenilikçi bir yayın deneyimi sunarak izleyici sayısında ve etkileşimde önemli bir büyüme sağladı.
6-22 Şubat 2026 tarihleri arasında 17 gün süren yarışlar ve Açılış Töreni öncesindeki iki gün boyunca gerçekleşen seçkin spor etkinliklerinin öne çıkanları şöyle:
(HBO Max ve discovery+):
Warner Bros. Discovery hizmetlerinde şimdiye kadarki en iyi yayınlanan Kış Olimpiyat Oyunları (Pekin 2022 ve PyeongChang 2018'e kıyasla).
- Toplam izlenme saatlerinde üç haneli yüzdelik artış (yüzde 103+, Pekin 2022'ye kıyasla) Fransa, Almanya, İtalya (HBO Max'te) ve İngiltere'de (discovery+) de üç haneli artış
- HBO Max ve discovery+ üzerinden yapılan yayınlar, Pekin 2022'ye kıyasla üç kat daha fazla izleyici (yüzde 234)
- Milano-Cortina 2026 içeriklerini izleyen toplam abone sayısı, sadece 3 gün içinde Pekin 2022 Oyunlarının tamamını izleyenlerin sayısını aştı
- Eurosport (Avrupa) ve TNT Sports (Birleşik Krallık ve İrlanda) hesaplarındaki sosyal medya videolarının izlenme sayısı 4 milyarı aştı ve bu da izleyicileri ilgili yayın hizmetine yönlendirdi
WBD’nin yenilikçi yayın özellikleri, etkileşimi en üst düzeye çıkarmaya ve izleyici sayısını artırmaya yardımcı oldu. HBO Max ve discovery+'ta sunulan en üst düzey Olimpiyat izleme deneyiminde şunlar yer aldı:
- Aynı anda 11 etkinliğe kadar ulaşan yoğun bir katılımla 246 canlı oturumun tamamı, 116 madalya müsabakası ve 19 gün boyunca 2 bin 900 sporcunun yarışı canlı olarak ekrana geldi.
- ‘Olimpiyat Çoklu Görüntüleme’ özelliğini kullanan kullanıcıların yaklaşık üçte biri (yüzde 32), bu özellik sayesinde ilk kez tek bir ekranda aynı anda dört Olimpiyat etkinliğini diledikleri ses seçeneğiyle izleme imkanı yakaladı.
- ‘Kullanıcılara Altın Madalya Uyarıları’ ve ‘Zaman Çizelgesi İşaretleyicileri’ aracılığıyla eş zamanlı canlı yayınları takip etme olanağı sunuldu. ‘Kişiselleştirilmiş İzleme Listeleri’ sayesinde kullanıcılar, canlı yayınlarda 21’e farklı yorum dili arasından seçim şansı yakaladı.
WBD Sports Europe Başkanı ve Genel Müdürü Andrew Georgiou, Milano-Cortina 2026’yla ilgili ‘Açılış günlerinde tanık olduğumuz başarı, Warner Bros. Discovery için de olağanüstü bir Kış Olimpiyat Oyunları’na dönüştü. Son derece güçlü izleyici kitlesine ek olarak, WBD’nin yayın akışı da izleyici sayısında ve etkileşimde önemli bir büyüme yakalanasını sağladı. Olimpiyat Oyunlarını HBO Max ve discovery+’tan izleyen İngiltere ve Avrupa izleyicisine baktığımızda; Pekin 2022'ye kıyasla üç kat daha fazla kişi Oyunları bizimle birlikte izlemeyi tercih etmiş. Sporseverlerin kendi Olimpiyatlarını oluşturabilmeleri, 116 canlı etkinlik arasından seçim yapabilmeleri ve tek ekranlı “Çoklu Görüntüleme” gibi yenilikçi özelliklerden yararlanabilmeleri sayesinde yayın hizmetlerimizin izlenme süresinde önemli bir artış oldu. Bu Olimpiyat Oyunları, 2028 Los Angeles Olimpiyatları ve 2030 Fransız Alpleri Kış Olimpiyat Oyunları'nın tekrar Avrupa'ya dönüşü için inanılmaz derecede güçlü bir temel oluşturdu’ dedi.
(Avrupa'da Eurosport; Birleşik Krallık ve İrlanda'da TNT Sports)
- Lineer yayınlarda izleyici sayısında Pekin 2022'ye kıyasla yüzde 3'lük bir artış görüldü; bu, söz konusu dönemdeki toplam TV tüketimindeki düşüşün tersine dönmesini ve genel canlı izlemenin büyük bir bölümünü oluşturmasını sağladı.
- Toplam izlenme saatlerinde Pekin 2022'ye kıyasla yüzde 50'den fazla doğrusal büyüme (yüzde 51).
Eurosport kanalları ile Pekin 2022 arasındaki rekabet:
- Fransa'da izlenme saatlerinde yüzde 47 artış
- Almanya’da izlenme saatlerinde yüzde 50 artış
- Polonya’da izlenme saatlerinde yüzde 32 artış
TNT Sports kanalları (sadece Birleşik Krallık ve İrlanda) ile Pekin 2022 arasındaki rekabet:
- Birleşik Krallık ve İrlanda’da izlenme saatlerinde yüzde 60'ın üzerinde artış”
Benim anlattıklarım ve rakamlara bakarak geleceğin medyasının nasıl olması gerektiği konusunda bir fikir geliştirmek mümkün olabilir ancak fikir geliştirenler ile uygulayanlar arasında hizalanma olmadan buradan bir sonuç çıkması zor görünüyor.
Bazı yan sonuçlar, bizi konuyu daha iyi anlayabileceğimiz bir noktaya taşıyabilir. Çinli oyuncuların yükselişinde ustaların videolarını izleyerek öğrenme ve bilgisayarda oynayarak kendini geliştirme gibi bugünün hatta artık dünün teknolojisini kullanarak eğitilme unsuru dikkat çekici. Buradan yola çıkarak Çin’in yapay zekâyı eğitme konusunda da daha başarılı olacağı sonucuna varabiliriz. Avrupalı teknoloji şirketlerinin sanayideki robotların aynı işi yapan insanların hareketlerini tekrar ederek eğitilmesi modelini çok önceden geliştirmesine karşın bu yaşlı kıta yapay zekâya annelik ve anneannelik etmeye dayanan korumacı içgüdüsünden vazgeçmeyerek rekabet şansını kaçırıyor. ABD’nin kimi nasıl eğittiği ise ayrı bir muamma...
Bu koşullar altında medyayı yeniden tasarlarken ve gelir modelleri ile birlikte işleyen bir sistem kurmaya çalışırken bir sonraki aşamada yapay zekânın ve yapay zekâ sayesinde gerçek anlamını kazanacak Metaverse’ün oynayacağı rolü de dikkate almamız gerekiyor. Bir hedefi vururken onun bulunduğu yere değil mermi ona ulaştığında bulunacağı yere nisan almak gerekir. Daha önce de yazdığım gibi İTÜ’de bunu paralel işlemcileri ele alırken bir örnekte görmüş ve daha sonra Çanakkale Kilitbahir’de 32. Uçaksavar Bataryası’nda askerlik yaparken anlamıştım. Çanakkale Savaşı’nın deniz kısmının en şiddetli yaşandığı Eceabat/Kilitbahir bölgesinde savaş sırasındaki bombardımanda coğrafya değişmişti. Aradan geçen sürede teknoloji de değişmişti. Bizim uçaksavar bataryaları ile ilgili kitapçıklar 1960’ları anlatsa da 1990’ların ortasında radar/batarya/atış kontrol sistemi değişmemişti. Resmi olmayan bir sohbette astsubaylardan birine dakikadaki atış sayısı ile namlunun şişmesine neden olacak atış sayısını karşılaştırdığımı anlatıp “üç dakikada namlusu şişen bataryalar ile düşman uçaklarını nasıl vuracağız” diye sorduğumda asıl savunma sisteminin füzelere dayandığı ve bizim bataryaların geleneksel olarak orada bulunduğunu öğrenmiştim. Dur Yolcu yazısının altındaki birliğimiz 1995’ten bu güne geldiğimizde hâlâ orada duruyor mu bilmiyorum ama uçaksavar bataryaları yerine füze sistemlerinin kullanılmaya başlamasıyla bunların işlevsiz hale geldiği bilgisi zihnimde yazılı.
Medyayı da böyle düşünüyorum. Envanterden düşene kadar herkesin sahnede kalacağı görülüyor ancak etki yaratmak için uçaksavardan füze sistemine geçmeye benzer bir dönüşüm kaçınılmaz.
Bu da 360 derece medya ile mümkün olabilir. Zamanında Time Inc. Fortune’un editörlerinin üç dakikalık anlatım yaptığı videolarının CNN’in haber akışının yanı başına ve içine koyarak bunun en iyi örneğini verdi. İçeriğin değeri bu akış için özel reklam çalışmaları yapılmasını tetikleyince iş modeli de sağlam bir zemine oturdu. Ancak daha sonra şirketlerin satılmasıyla grup özelliğinin kaybedilmesi bu modele son verdi. Şu anda Fortune bülten olarak yaydığı tematik içerikleri ve platform olarak kullandığı ana dergisi (basılı ve dijital) ile başarısını sürdürüyor.
PC World’ü yönettiğim dönemde Güney Afrika’daki olimpiyatları kapsayıp televizyonculardan reklam almaya dayanan bir model önermiştim. Ekip yapmamayı tercih etti. Fortune Türkiye’de çalışırken Ramazan’da çorba dosyası yapmayı önerdim; reddedildi. Yine Türkiye’nin en büyük şirketleri listesine Private Banking şirketlerini çekme teklifim de anlatması zor bulundu. Bunların hepsinde departmanlar arasına sıkışmış gelir modelleri ve başarının kime yazılacağı “insani” güdüsü etkili oldu. Benim söylediğim unutulunca yapmış ya da kendi dergisinde yapmayan yöneticiler dışarıdaki arkadaşlarına bu fikirleri paslamış olabilir. Peki yapay zekâ ile çalıştığınız bir medya kuruluşunda bu tür insani zaaflar olur mu?