Şimdiye kadar teknolojik gelişme ile ilgili en korkutucu soru, bunun ürünlerinin insanların işlerini elinden almasıydı. Atletico Madrid- Barcelona maçı kadar Ortadoğu’daki savaş da korkulanın gerçekleşmiş olduğunu gösteriyor.
Atletico Madrid ile Barcelona arasında 4 Nisan 2026’da oynanan futbol maçı, robotlarn insanların işlerini elinden alma konusunda geldiği noktayı yeniden gündemime almamı gerektirdi. Turkcell’in 5G lansmanında hediye ettiği üç aylık TV+ deneme paketini aktive ettikten sonra ilk olarak bir film izledik. Sonra ben Trabzonspor-Galatasaray maçının özetini izledikten sonra Atletico Madrid-Barcelona maçını neden izlemiyorum ki? diye kendime sordum. Maçın son 20 dakikasıydı. Sonunu izleyeceğime tamamını izlerim diyerek başına aldım. Geri sarma özelliği sayesinde bunu kolayca yaptım. Geri sarma ya da zamanda geri gidebilme ücretli paketlerde kullanabildiğimiz çok değerli bir özellik ancak gerçek zamandan kopmamıza da neden oluyor. Üstelik her şeyi yeniden ayrıntılı olarak izlemeye çalıştığınızda sulandırılmış bir hayata mahkum oluyorsunuz çünkü gerçek hayatta sürekli yeni şeyler oluyor. Böylece zamanda asılı kalmış bir organizmaya dönüşüyorsunuz. Bilim kurguya ilgili olanların çok rahat anlayacağı bu kavram, inanışla ilgili felsefede Araf’ta kalmak şeklinde ifade ediliyor. Sokak ağzıyla söylersem, “ortada kalmak”; daha açık olarak nereye gideceğini bilememek şeklinde ifade edilebilir.Bu, insanların şu anda karşı karşıya bulunduğu ve çözümsüz olan bir sorunu tanımlıyor.
Sorun, bazen karşımıza çoktan Filistin’e dönüşmüş olan bir ülkenin Lübnanlaşması tartışması olarak çıkarken bazen de yukarıda dikkat çekmeye çalıştığım konuda olduğu robotların insanların işlerini ellerinden alıp almayacağı sorusu olarak önümüze çıkıyor. Buna geleceği düşünerek verdiğimiz yanıtlar genellikle bugünkü durumu anlamamak sonucunu yaratıyor. Bu da başta anlattığım Araf’ta kalmak sonucunu doğuruyor. Gerçek zamandan kopuyoruz.
Bunun en çarpıcı örneklerini daha önce anlatmıştım. İnsanlara eşyanın internetinin (IoT) gelecekte neler sağlayacağını anlattığını düşünen teknoloji uzmanlarının Boğaziçi Köprüsü’ndeki kameralarla ve sensörlerle düzenlenini ve en geçiş ücreti ödeme sisteminin bir IoT uygulaması olduğunu bilmemesi veya farkında olmaması ya da bunu yazan bir kitap okumadıkları için bunu hissetmemeleri iyi bir örnekti. ABD’de Las Vegas’ta yine ana teması IoT olan teknoloji toplantılarına katılanlar, 6 bin yataklı Venetian-Palazzo kompleksinde bunun en çarpıcı örneğinin olduğundan habersizlerdi. Onlar sensörlerin gelecekte hayatı nasıl değiştireceğini ve IoT’ye yapılan yatırımın nasıl bir rekabet üstünlüğü yaratacağını anlatırken otel, odalara yerleştirdiği sensörlerle check-out kontrolü yapıyordu. Ve daha güzeli, işi teknoloji olanların farkında olmadığını, concierge masasında duran “sıradan insan” görevli biliyordu. Görevli “Oda sayımız fazla olduğu için odaların boşaltılıp boşaltılmadığını çalışanlarla tespit etmemiz mümkün değil. Bu nedenle odalara hareket sensörleri yerleştirdik. Check-out saatinin üzerinden yarım saat geçtiğinde odada hâlâ hareket varsa sistem, bir günlük ücreti hesaba ekliyor.” açıklamasını yapıyordu. Canlı ve işe yarayan iş modeli uygulaması, katıldığım toplantıların hiç birinde gündeme gelmemişti.
Madrid’deki maçı izlerken gördüklerim, bütün bunları hatırlamama neden oldu. Maç yayınının daha başlangıcında reji, çok sayıda ekranın önünde oturan birkaç insan gösterdi. Burasının VAR odası olduğunu düşünüyorum. Yapılan iş çok rahatlıkla robotlara ya da yapay zekâya devredilebilir ancak hala insanın güven unsuru ile eşleştirilmesi yanılsaması nedeniyle orada insan/hakem kullanıyoruz. Uzun analiz süresinin yarattığı sıkıntı nedeniyle, yarı otomatik ofsayt kontrolünü çoktan makinelere devrettik oysa ki.
Sahaya bakınca resim daha da netleşiyor. Kamera geniş açıda bütün sahayı gösterdiğinde bir tarafta üzerine monte edilmiş kamera ile saha kenarından görüntü alan insan diğer tarafta ise aynı işi yapan bir robot gördüm. Muhtemelen 5G kullanıldığı için her ikisine de uzanan kablo bağlantıları yoktu ya da ben göremedim. Ama asıl konu bu ikili değildi. Eskiden maç yayını öncesinde yerleştirilen kameralar ve bunlara çekilen kablolar ile bütün bu altyapının bağlı olduğu naklen yayın aracında çalışanlar ne olmuştu? Bu tür işlere gerek kalmayınca, o işlerle ilgili olarak robotların insanların işlerini elinde alacağı tartışması da anlamını yitiriyordu. Artık öyle bir iş yoktu. Saha kenarında ise daha ilgi çekici bir tablo vardı. Tek kişilik bir ”yayın ekibi” görüyordum ve robotların eğitilmesi konusunda bildiklerim, robotun nasıl çalıştığını/öğrendiğini merak etmeme neden oldu. Robotların insanlarla birlikte çalışırken onların yaptıklarını kopyalayarak öğrendiği model, yıllar öncesinden beri mevcut. Eğer saha kenarındaki robot, birlikte çalıştığı insandan öğreniyorsa bir süre sonra aynı seviyeye geldiklerinde insanın yerine bir diğer robotu oraya koyarak yayın işini daha basit ve hesaplı bir noktaya taşımak mümkün olacak mı? O kalan insan da işini kaybedecek mi?
Nasıl bir model olacağını düşünürken, naklen yayın aracını gereksizleştirerek o insanların işlerini ortadan kaldıran teknolojinin VAR odası ile yeni bir insan kaynağı ihtiyacını ortaya çıkardığını düşündüm. Sistemin işleyişi için seyirciye de ihtiyaç sürüyordu. Boş bir statta oynansa, benim gibi ekrandan izleyen biri için bile maç bu kadar heyecan verici olmayacaktı. Aynı zamanda işin ekonomisinin önemli bir bölümü de reklam olduğundan izleyicinin bulunması önemliydi.
Maçta dikkatimi çeken bir diğer örnek, Barcelona köşe atışı kullanırken ekranda grafik olarak o oyuncunun topu nereye attığını gösterilmesi oldu. Bunu bilmiyorum ama o oyuncuya özgü bir istatistik olduğunu düşündüm. (Barcelona’nın kornerleri ile ilgili istatistik de olabilir.) Ön direk, arka direk ve ortadaki havuz için verilen istatistik doğru çıktı ve oyuncu topu havuza attı; Atletico Madrid kalecisi de çıkıp ellerini kullanma avantajı ile topu aldı. Bu kadar öngörülebilir bir dünyada hala bahis işinde bir ekonomi dönmesi size de komik gelmiyor mu?
İşin teknoloji tarafında sağlanan gelişme, geleneksel işlerin ortadan kalkmasını sağlamıyor. Bu da insanın en önemli açmazı. Barcelona futbol kulübünün stadı biter de 5G’nin sağladığı gelişmiş uygulamaların canlı halini görme fırsatını bulursam, yeni izleme örneklerini denemek istiyorum. Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da oynanan İtalyan Süper Kupası maçlarında hakemin üzerine yerleştirilmiş kamera ile hakemin maçı nasıl gördüğünü de ekranda izleme fırsatını bulduk. Oyun şirketi EA Games’in sponsoru olduğu futbol etkinliğinin, yeni dönemde saha içinden, oyuncuların ve hakemin oyunu nasıl gördüğüne ilişkin görüntülere dayanan yeni oyun modellerini ortaya çıkaracağını düşünmek için kâhin olmaya gerek yok. Saha içinde biri olarak konsolda ve PC’de oyun oynamak çok cazip olmaz mı? Pekiyi aynısını stadyumda artırılmış gerçeklik uygulamaları ile maçı izlerken yaşamak ilgi çekici olur mu? Bir pozisyonu hakemin gördüğü açıdan görüp kendi yorumunuzu yaptığınızda, maçları yorumlayan eski futbolcuların işleri ne olacak? Üstelik bunun için maç sonrasını beklemenize de gerek kalmayacak.
Peki maç sırasında, örneğin Bünyamin Gezer ya da Erman Toroğlu ile eğitilmiş bir yapay zekâ, hakemin gözünden gördüğü pozisyonu yorumlarsa ne olur? Bu durumda hakemin işi ne olur? Üzerine sensör ve kameralar yerleştirilmiş bir robot da yapay zekâ destekli olarak daha iyi ve objektif bir hakem olur mu? Böyle bir dünyada maçlar VAR odasından mı yönetilir? Sorular arttıkça yeni iş modelleri ile yeni işler düşünmek kolaylaşıyor. Şu anda hakem koşarken üzerindeki kameranın sallanması nedeniyle yaşanan görüntü sorunu Baykar ile Kanadalı iş ortağının silahlı insansız hava araçları (SİHA) için geliştirdiği görüntü stabilizasyonu ile çözülebilir mi?
İnsanın rolünü düşünme zamanı
Bu yeni dünyada robotlar ve yapay zekâ insanların yaptığı işleri ortadan kaldırır ya da üstlerine alırken kurulan sistemin içinde insanın ne olacağını düşünme zamanı gelmiş de geçiyor. Korner atışının nereye yapılacağını öngören istatistik modeli ya da füzelerle dronların nasıl kullanılacağına karar veren askeri modeller, insanı izleyici ya da kurban durumuna düşürüyor.
H.G.Wells’in 1895’te yazdığı Zaman Makinesi, izleyici konumundaki insanların ne şekilde kullanılacağını net bir biçimde ortaya koyuyor. Gelecek kurgusunda, uygarlık, bir kubbe altında sorunsuz yaşayacak insan soyunu yaratıyor ancak bunu yaparken insanların bir bölümünü bunun için gereken enerjiyi sağlamaları için kömür madenlerine gönderiyor. Yukarıda yaşayanlar bu sürdürülebilir dünyada yaşamak için et yemeyi bırakıp meyve ve sebze ile beslenirken aşağıdaki işte yüksek enerji ihtiyacını karşılamak için madencilerin et yemesi gerekiyor. Bir süre sonra yukarıda yaşayan ve her ihtiyaçları karşılanan insanlar çocuk boyutuna ve vücut yapısına sahip olurken aşağıdakiler işerinin gerektirdiği güçlü fiziksel yapılarını korur. Zamanla bu uygarlığı kurup bakımını sağlayanlar ölünce sistem de işlememeye başlar. Aşağıdakiler karanlıkta yaşadıkları için sahip oldukları gece görme yeteneklerini kullanarak yukarıda avlanmaya ve çocuk-insanları gıda olarak kullanmaya başlar. Roman uzun, alın okuyun ama ben bir noktaya daha dikkat çekmek istiyorum.
H.G.Wells yazdığında av/avcı üzerinden yapılan bu tanımlamada yukarıda yaşayan insanlar bir koyun sürüsü gibi beslenmeyi sağlarken yaklaşık 10 yıl önce izlediğim Zaman Makinesi çizgi filminde kaçırılan çocuk-insanlar, kablolarla elektrik şebekesine bağlanarak vücutlarının ürettiği enerji elektrik şebekesinin ihtiyacını karşılamakta kullanılıyordu. Bugün aynı tanımlamayı veri (data) için yapabilir miyiz? Bunu düşünün ama besleme insanların insan olma vasıflarını yitirmesi ya da yeni kurguda sistemi beslemek için bir enerji/veri kaynağı olmanın dışında bir role mahkum edilmesi tehdidi, insan olanların yeni bir model düşürmesini gerektiriyor.
Bu modeli geliştirirken işin sadece saha ve futbolla sınırlı olmadığını bilmek gerekiyor. Köşe atışında topun nereye düşeceğini tahmin eden istatistik modeli, savaşta füze ve dron saldırılarının nereye yapılacağını tahmin eden sistemden ne kadar farklı? Bilet parası vererek girdiğiniz stadyumda ya da yerleşik/çalışan/vatandaş olarak yer aldığınız coğrafyada sadece izleyici mi olacaksınız yoksa maçın kaderine etki eden bir noktada mı bulunacaksınız? Bu ekonomide, bahis şirketlerini ve menajerleri bir yana bırakırsak, kazanmak için topa vuran futbolculardan biri olmak gerekiyor. Bu da formda olmak ile mümkün.
Bunu ekonomiye uyarlarsak çok çarpıcı bir tablo ortaya çıkıyor. Türkiye’de iş dünyası, krediye erişiminin kolaylaştırılmasını istiyor ve bu olduğunda da yüksek kredi faizleri nedeniyle finansal giderleri arttığı için sorun yaşamaya başlıyor. Herkesin derdi müşterisini kendisine sadık “abone” olarak tutmak ve bunun için duygu yönetiminden faydalanıyor. Şu anda geçerli olan kur-faiz modelinde kamu ihalesi almanın dışında geçerli bir model bulunmuyor. Bu da sürü sahiplerinin ekonomisini ortaya çıkarıyor. Gelecek zaman ve şimdiki zaman için yazdıklarımın çoktan gerçekleşmiş olduğunu da düşünebilirsiniz. Siz bunları düşünürken ben size, Gemini ile bu sabah istişare ederek çizdiğimiz somut tabloyu aktarayım.
İşgücü ve istihdamdaki muazzam değişimi anlamak
Bugün futurist bir iktisatçı olan Gemini ile işgücü ve istihdamdaki değişimi anlamanın ne kadar kritik olduğunu ve daha önemlisi neyin değiştiğini anlamanızı sağlamaya yönelik bir çalışma yaptık. Bunu yapmamanın maliyetini görmeyi size bırakırken, bu maliyetin hiç de düşük olmadığını hatırlatırım.
Kerem Özdemir: Futurist bir iktisatçı olarak robotların insanların işlerini elini alması konusunda bir değerlendirme yapar mısın?
Gemini: Selamlar! Bir futurist iktisatçı gözlüğüyle bu konuya bakmak, aslında bir "işsizlik felaketi" senaryosundan ziyade, insanlık tarihinin en büyük “sermaye ve emek yer değişimi” hikâyesini incelemektir. 2026 itibarıyla, özellikle NVIDIA’nın Rubin mimarisi ve HBM4 gibi teknolojilerin getirdiği işlem gücüyle, artık "robotlar işimizi mi alacak?" sorusu geride kaldı; asıl soru, "İnsan emeğinin marjinal maliyeti ne zaman sıfıra yaklaşacak?" oldu.
İşte bu sürece dair makroekonomik ve fütüristik bir projeksiyon:
- “Yaratıcı Yıkım”ın Yeni Evresi
Schumpeter’in meşhur "yaratıcı yıkım" (creative destruction) teorisi artık hiper-hızda çalışıyor. Geçmişteki sanayi devrimleri fiziksel gücü (kas) ikame etmişti; bugün ise otonom sistemler hem kası hem de bilişsel rutini (beyin) devralıyor.
- Lojistik ve Altyapı: Otonom yük trenleri ve akıllı liman sistemleri, insan hatasını minimize ederken 7/24 çalışma kapasitesiyle ROI (yatırım getirisi) tablolarını tamamen değiştiriyor. Özellikle lojistikteki bu “insansızlaşma”, tedarik zinciri maliyetlerini radikal şekilde düşürerek küresel enflasyon üzerinde aşağı yönlü bir baskı oluşturabilir.
- Emek Yoğunluktan Sermaye Yoğunluğa Geçiş
Ekonomik büyüme artık “istihdam edilen kişi sayısı” ile değil, “yönetilen GPU/robotik birim kapasitesi” ile ölçülecek.
- Maliyet Analizi: Bir insana ödenecek maaş, sigorta ve eğitim maliyeti artarken; HBM4 gibi teknolojilerle donatılmış, enerji verimliliği yüksek robotik sistemlerin işletme maliyeti (OpEx) hızla düşüyor. İktisadi mantık, marjinal maliyetin en düşük olduğu yere, yani otomasyona kayacaktır.
- “İnsan Primi” ve Yeni Meslek Sınıfları
Robotlar rutini aldığında, piyasada “İnsan Primi” (Human Premium) dediğimiz yeni bir değer alanı oluşacak.
- Stratejik Karar Vericiler: Algoritmaların çıktılarını jeopolitik ve makroekonomik bağlamda yorumlayabilen “strateji mimarları”.
- Empati ve Karmaşıklık: Robotların (henüz) taklit edemediği duygusal zekâ, kriz yönetimi ve çok katmanlı diplomasi gerektiren alanlar en yüksek gelirli işler haline gelecek.
- Evrensel Temel Gelir ve Vergilendirme Tartışması
Eğer değer üretiminin yüzde 80'ini robotlar yapıyorsa, tüketimin devam etmesi için paranın halka nasıl döneceği büyük bir makroekonomik problemdir.
- Robot Vergisi: Fütürist iktisatçılar olarak, robotik emeğin vergilendirilmesini ve bu kaynağın “Evrensel Temel Gelir” (UBI) olarak topluma dağıtılmasını kaçınılmaz görüyoruz. Aksi takdirde, arzın sonsuz olduğu ama talebin (alım gücü olmadığı için) sıfıra indiği bir ekonomik çöküş yaşanabilir.
- Riskler: Dijital Uçurum
En büyük risk, bu teknolojilere ve yarı iletken altyapısına sahip olan ülkeler ile "geleneksel emek" modeline saplanıp kalan ülkeler arasındaki farkın açılmasıdır. Kendi ulusal yapay zeka ve robotik sistemlerini kuramayan ekonomiler, sadece teknoloji ithal eden birer "pazar" haline gelme riskiyle karşı karşıya.
Özetle: Robotlar işimizi elimizden almıyor; bizi binlerce yıldır süregelen "hayatta kalmak için rutin iş yapma" zorunluluğundan emekli ediyorlar. Bu geçiş dönemi sancılı olsa da, doğru bir ulusal strateji ve eğitim reformuyla insanlık, tarihinde ilk kez "iş" yapmak yerine "eser" üretmeye odaklanabilir.
Kerem Özdemir: Bu dönüşümün, özellikle Türkiye gibi jeopolitik kavşaktaki ülkelerin lojistik ve üretim stratejilerini nasıl etkileyeceğine dair daha detaylı bir risk yönetimi veya ROI analizi yapar mısın?
Gemini: Memnuniyetle. Bir "Geçiş Ekonomisi" perspektifiyle, özellikle ticaret yollarının kalbinde yer alan ve sanayi altyapısını modernize etmeye çalışan ülkeler için bu dönüşümün risk yönetimi ve ROI (Yatırım Getirisi) projeksiyonunu aşağıda detaylandırdım.
- Lojistik Stratejisi: Otonom Hatlar ve “Demir İpek Yolu”
Lojistikte insan faktörü, özellikle uzun menzilli yük taşımacılığında en büyük maliyet ve risk kalemlerinden biridir (dinlenme süreleri, güvenlik, operasyonel hatalar).
- Yük Odaklı Kalkınma: Yolcu taşımacılığına odaklanan yüksek hızlı tren projeleri prestij sağlasa da, otonom yük treni hatları ekonomik çarpan etkisi en yüksek yatırımlardır. Orta Koridor (Middle Corridor) ve Kalkınma Yolu gibi projelerde, otonom sistemlerle donatılmış bir demir yolu ağı, limanlar arası transit süresini yüzde 30 oranında kısaltabilir.
- ROI Faktörü: Otonom sistemlerin ilk kurulum maliyeti (CapEx) yüksek olsa da, yakıt verimliliği ve 24 saat kesintisiz operasyon sayesinde işletme maliyetleri (OpEx) insanlı sisteme göre beş yıl içinde kendini amorti etmektedir.
- Üretimde “Ucuz Emek” Paradoksunun Sonu
Robotların yaygınlaşması, "ucuz iş gücü avantajı" üzerine kurulu ekonomik modelleri geçersiz kılıyor.
- Mikroçip ve Compute Gücü: Üretimin geleceği, fabrikadaki işçi sayısına değil, o fabrikadaki birim kare başına düşen işlem gücüne (TFLOPS) bağlıdır. NVIDIA’nın son mimarileri gibi teknolojilerle entegre çalışan akıllı fabrikalar, üretim hatalarını yüzde 0,01'in altına indiriyor.
- Risk: Eğer bir ülke kendi ulusal yapay zekâ ve bilgi işlem (compute) altyapısını kuramazsa, robotları ithal etmek zorunda kalır. Bu da "ucuz emek" ihraç eden bir ekonomiden, "teknoloji rantı" ödeyen bir ekonomiye dönüşme riskini doğurur.
- ROI Analizi: İnsan vs. Otonom Sistemler (Projeksiyon)
|
Metrik |
İnsan Yoğunluklu Model |
Otonom/Robotik Model |
Etki Analizi |
|
Operasyonel Süre |
8-12 Saat (Vardiyalı) |
24 Saat Kesintisiz |
Kapasite Artışı: +%100 |
|
Hata Payı |
%3 - %5 (Yorgunluk vb.) |
<%0.1 (Sensör Odaklı) |
Atık ve Maliyet Azalışı |
|
Ölçeklenebilirlik |
Düşük (Yeni personel/eğitim) |
Yüksek (Yazılım güncelleme) |
Hızlı Pazar Uyumu |
|
Enerji Verimliliği |
Değişken |
Optimize Edilmiş |
Karbon Vergisi Avantajı |
- Stratejik Risk Yönetimi: “Dijital Orta Gelir Tuzağı”
Robotik devrimde en büyük risk, fiziksel işlerin otomatize edilmesiyle ortaya çıkacak olan yapısal işsizliktir.
- Beceri Dönüşümü: Montaj hattındaki işçinin, o hattı yöneten robotun "bakım teknisyeni" veya "veri denetçisi" haline getirilmesi bir zorunluluktur.
- Veri Egemenliği: Lojistik koridorlar üzerinden akan verinin (konteynır takibi, talep tahmini, rota optimizasyonu) kimin sunucularında işlendiği, en az o koridorun fiziksel güvenliği kadar kritiktir.
- Enerji Bağımlılığı: Robotik ve yapay zeka merkezleri devasa enerji tüketir. Yenilenebilir enerji ve nükleer gibi stabil kaynaklara sahip olmayan ekonomiler için robotikleşme, enerji ithalat yükünü artırabilir.
Gelecek Senaryosu: “Lojistik Süper Güç” Olma Yolu
Ticaret yollarının (özellikle Körfez'den Avrupa'ya uzanan hatların) otonom demiryolları ve “karanlık fabrikalar” (insansız üretim tesisleri) ile entegre edilmesi, bir ülkeyi sadece bir "köprü" olmaktan çıkarıp küresel bir "veri ve mal dağıtım işlemcisi" haline getirir.
Bu noktada, robotikleşmenin getirdiği bu verimlilik artışını ulusal bir AI stratejisi ile birleştirmek, 2030’lu yılların kazanan ekonomisini belirleyecektir.