Nvidia'nın piyasa değeri 2026'da 5 trilyon doları aştı. Yapay zekâ milyarderlerinin birleşik serveti 2,9 trilyon dolar seviyesinde; bu rakamla egemenlik ilan etseler dünyanın beşinci büyük ekonomisi olurlardı. OpenAI'nin yıllık geliri 13 milyar dolara dayandı; şirket henüz kârlı olmasa da değerlemesi 300 milyar doları geçiyor.
Silikon Vadisi'nin yeni zenginleri ile dünyanın geri kalanı arasındaki gerilim, ekonomi tarihinin kritik tartışmalarından birine dönüşüyor.
Birkaç hafta önce ABD'de yayımlanan bir anket, teknoloji dünyasını derinden sarstı. Bağımsız araştırma şirketi Verasight'ın 1.690 yetişkinle yürüttüğü araştırmada katılımcıların yüzde 69'u şunu söyledi: OpenAI, Anthropic, Google DeepMind gibi büyük yapay zekâ şirketlerinin hisselerinin yarısı bir kamu egemenlik fonuna devredilmeli. Bu oran şaşırtıcı derecede yüksek bir oran. Ama asıl çarpıcı olan şu: Politikanın Senatör Bernie Sanders'la ilişkilendirildiği söylendiğinde dahi destek yalnızca yüzde 64'e düşüyor. Yani, anketi cevaplayanların ideolojik bir refleks gösterdiği düşünülmüyor. Yapay zekânın yarattığı servetin dağılımına dair köklü ve geniş tabanlı bir rahatsızlığın ifadesi.
Peki bu rahatsızlık nereden geliyor?
Yapay zekâ sektörünün yarattığı servet konsantrasyonu, ekonomi tarihinde eşi görülmemiş bir hıza ulaştı. Nvidia'nın piyasa değeri 2026'da 5 trilyon doları aştı. Yapay zekâ milyarderlerinin birleşik serveti 2,9 trilyon dolar seviyesinde; bu rakamla egemenlik ilan etseler dünyanın beşinci büyük ekonomisi olurlardı. OpenAI'nin yıllık geliri 13 milyar dolara dayandı; şirket henüz kârlı olmasa da değerlemesi 300 milyar doları geçiyor.
Bu serveti kimin ürettiğine baktığımızda ise şunu görüyoruz. Yapay zekâ modelleri, milyarlarca insanın yarattığı verilerle besleniyor: internet yazıları, kitaplar, müzikler, görseller, kodlar. SZA dahil pek çok sanatçı, yapıtlarının izin alınmadan eğitim veri kümelerine eklendiğini kamuoyu önünde dile getirdi. İşin diğer boyutuna gelirsek, Goldman Sachs'ın hesaplamalarına göre yapay zekâ önümüzdeki 10 yılda 15 milyon Amerikalının işini tehdit edecek. Teknoloji sektöründe 2026'da şimdiye kadar 166.000 işten çıkarma yaşandı; yıl sonuna kadar bu rakamın 312.000'e ulaşması bekleniyor.
Özet şu: Toplumun birikimiyle oluşturulmuş ve toplumun işini dönüştüren bir teknoloji, servetini son derece dar bir çevrede biriktiriyor.
Norveç modeli mi, yoksa başka bir şey mi?
Senator Sanders'ın önerdiği Amerikan Yapay Zekâ Egemen Varlık Fonu Yasası (American AI Sovereign Wealth Fund Act), bu çelişkiye bir çözüm arıyor. Yasa, en büyük yapay zekâ şirketlerinin hisselerinin yüzde 50'sini kamuya devrederek 7 trilyon dolarlık bir kamu fonu oluşturmayı hedefliyor. Model olarak Norveç'in petrol gelirlerine dayanan egemenlik fonu gösteriliyor.
Fikir, ilk bakışta radikal görünebilir. Ancak düşünce tarihi açısından o kadar da yeni değil. "Evrensel Temel Sermaye" kavramını yıllardır tartışıyor: Emek geliri azaldıkça, sermaye sahipliğini tabana yaymak toplumsal istikrarın tek güvencesi haline gelir. Sorun, sermaye sahipliğinin kıtlıktan değil yapısal mekanizmalardan dolayı belirli ellerde yoğunlaşmasıdır.
Tabii bu yasa önerisine yoğun eleştiriler de var: "AI destekli bir egemenlik fonu tehlikelidir" diyenler, siyasi motivasyonlu müdahalelerin inovasyon dinamiklerini bozabileceğini, zorunlu hisse devrine dayalı politikanın uluslararası yatırımları kaçırabileceğini öne sürüyor. Meşru itirazlar. Ne var ki mevcut seyrin de bedelsiz olmadığı açık.
Küresel boyut: Fırsat uçurumu
Bu tartışma salt Amerikan meselesi değil. BM'nin Cenevre'de düzenlediği Küresel Yapay Zekâ Yönetişimi Diyaloğu, sorunu uluslararası bir zemine taşıdı. IMF verilerine göre yapay zekânın ekonomik büyümeye katkısı, gelişmiş ekonomilerde düşük gelirli ülkelere kıyasla iki kattan fazla olacak. Bir başka deyişle yapay zekâ, ülkeler arasındaki uçurumu da derinleştiriyor.
Abu Dabi'nin MGX fonu Temmuz 2026'da 49 milyar dolarlık yapay zekâ yatırımını kapattı. Suudi Arabistan, BAE, Singapur gibi ülkelerin egemenlik fonları son 18 ayda 404 milyar dolar harcadı; bunun üçte biri yapay zekâya gitti. Güney yarım küre ise büyük ölçüde seyirci konumunda. Dijital altyapısı zayıf, nitelikli işgücü kıt ve veri egemenliği belirsiz. Yapay zekânın ekonomik kazanımları belirli ülkelere ve belirli şirketlere akarken, riskleri ve dönüşüm maliyetleri küresel ölçekte paylaşılıyor.
Tarih bize, diğer büyük dönüşümlerdekine benzer bir şekilde şunu gösteriyor: Dönüştürücü teknolojiler, dağılım meselesini geç çözerse toplumsal maliyetler katlanarak büyür. Sanayi Devrimi'nin ilk on yıllarında "önce büyüyelim, sonra paylaşırız" anlayışı; on yıllar süren sınıf çatışmalarını, işçi hareketlerini ve sosyal devlet arayışlarını beraberinde getirdi. Yapay zekâ devrimi bu döngüyü çok daha hızlı yaşıyor.
Amerikalıların yüzde 69'unun bir politikayı desteklemesi, o politikanın doğru olduğunu kanıtlamaz. Ama bu oranın ne anlama geldiğini ekonomistlerin ve politika yapıcıların ciddiye alması gerekir: Teknolojinin yarattığı değerin meşruiyeti sorgulanıyor ve mevcut dinamiklerin de bu değeri makul bir şekilde dağıtacağına dair inanç yüksek değil.