Türkiye'de organize gıda perakendeciliği sektörünün, 1954 yılında kamyonlarla gezici market uygulaması yapmaya başlayan, İstanbul Belediyesi ile İsviçreli Migros tarafından ortaklaşa kurulan Migros Türk şirketi ile başladığını, ardından sadece iki yıl sonra, Ankara Belediyesi tarafından kurulan Gıda İhtiyaç Maddeleri Anonim Şirketinin (GİMA) ülkenin ilk ulusal süpermarketini açtığını önceki yazımızda belirtmiştik. Hatta sonraki diğer bir firmamızın da yine bir yerel yönetim olan İzmir Belediyesi tarafından 1973'te hayata geçirilen TANSAŞ olduğunu, 1980 yılına kadar memlekette var olan üç marketin dışında başka bir zincirin "özel sektör tarafından kurulmadığını" vurgulamıştık.
Evet, ilk modern & organize gıda perakende şirketimiz (mobil olarak başlamış olsa da) Migros'tu. İlk derken, günümüzdeki Türkiye gıda perakendeciliği sektörü açısından kelimenin tam anlamıyla "birçok ilki" yaşattı Migros. İlk gıdaya uyumlu hijyenik ambalaj, ilk ürün fiyat etiketi ve ilk raf ömrü uygulaması Türkiye'de Migros tarafından yapıldı; ilk Private Label ürün de aslında Migros tarafından yapıldı. Biliyorum, günümüzde birçok kişinin hatırında ve çeşitli kaynaklarda memleketin ilk market markalı ürününün, hepimizin gayet iyi bildiği bir indirim marketi tarafından hayata geçirilen süt ve yoğurt markası olduğu düşüncesi ve iddiası var; hatta çoğunluk bunun gerçekten doğru olduğuna inanıyor. Ama yaşım bazıları açısından kemale ermemiş olsa da, bugüne kadar edindiğim tecrübelerim doğrultusunda gayet samimiyetle ifade etmeliyim ki, "çoğunluğun aynı şeye inanıyor olması, o şeyin gerçekte doğru olduğu anlamına gelmiyor!" 1964 senesinde Migros pirinç, bulgur, kuru fasulye gibi birçok çeşitli bakliyat ürününü o dönemlerde Eminönü'nde kurduğu bir tesiste kendi markasıyla paketleyerek raflarında tüketicilere sundu. "Ayıkla şimdi pirincin taşını" deyimine inat, her bakkal ve toptancıda çuvallarda hijyenik olmayan bir şekilde açık olarak satılan ürünleri el değmeden, steril bir şekilde paketlemek sizce inovasyon ve market markalı ürün hizmeti değil midir? 1975 yılında Migros, İsviçre Migros’un sahip olduğu çoğunluk hisselerinin Vehbi Koç’un girişimiyle Koç Holding tarafından satın alınmasıyla ivme kazandı; şirket hızlı bir mağazalaşma sürecine girerek İstanbul dışındaki illerde de faaliyet göstermeye başladı. 1991 yılında da halka arz edilen, borsaya giren ilk market zinciri yine Migros oldu; bırakın Türkiye'yi, dünya için bile internetin henüz çok yeni ve yaygın olmadığı bir sene olan 1997 yılında "Türkiye’nin ilk online gıda alışveriş platformu" olan Migros Sanal Market’i hayata geçirdi. Peki ya GİMA? O da önemli işlere imza atmıştı; GİMA, 1996 yılından itibaren ilk defa market alışverişlerinde "kendi kredi kartı olan" Supercard'ı tüketicilere sunmuş; Türkiye'de ilk kez taksitli alışveriş dönemini başlatmıştı. 1997 yılında telefon ile satış yapmaya başlamış, 444 10 00 nolu ALO GİMA hattı üzerinden satın alınan ürünleri müşteriler için kapıya teslim hizmeti vermişti. 1999 yılında online satışı da devreye sokmuş, bana göre günümüz için bile marka & isim fikri çok başarılı olan Sen-Al Market ile GİMA mağazalarında satılan tüm ürünleri internet üzerinden de satışa sunmuştu. Peki özellikle 90'lı yıllarda hem Migros hem de GİMA tarafından ardı ardına gelen bu gelişmelerin sebebi neydi? Türkiye pazarının dışa açılmasıyla başlayan rekabet ortamı! Sovyetler Birliğinin dağılmasıyla, Özal yönetimindeki Türkiye ekonomisinin dışa açılması, "Türkiye Devleti dışında bünyesinde en fazla Türk vatandaşı barındıran" Almanya'nın iştahını kabartmıştı! 1990 yılında Alman Metro grubu memleketimizin gıda perakendeciliği sektörüne giren ilk yabancı sermaye oldu. Önce İstanbul'un Avrupa yakasında Güneşlide, ardından aynı kentin Anadolu yakasında Kozyatağında büyük toptancı mağazalar açan Metro Grup, vergi numarası olan işletme sahiplerine pasaport gibi mağaza giriş kimlik belgeleri vermişti; öyle her isteyen içeri girip alışveriş yapamazdı yani. Pazarımıza gelen ikinci yabancı sermaye Almanların ardından Fransızlar oldu! 1993 yılında Metro'nun Kozyatağındaki şubesinin yakınında çevre yolunun kenarında Carrefour açıldı. İç Erenköy'de Kozyatağındaki bu mağaza 1993'te "Carrefour" tabelasıyla açıldı ama 3 sene sonra, 1996'da tabelaya "SA" eklendi. Alman Metro grubundan farklı olarak, Türk pazarındaki dengelere ve tüketici alışkanlıklarına fazla "Fransız" kaldığını düşünen Carrefour yönetimi, Sabancı ile ortak olmuştu! Önceki yazıda belirttiğim gibi, rahmetli efsane İzmir Belediye Başkanı Ahmet Priştina'nın öncülüğünde 1994 yılında İzmir’de Kitle Pazarlama A.Ş. (KİPA) kurulmuştu. 90'ların tam ortasında yani 1995 yılında Türkiye'deki organize gıda perakendeciliği sektörü son derece hareketliydi. Memleketin hemen her şehrinde yerel marketler açılıyor, bir taraftan da Almanya'dan yeni bir market kategorisi "ithal ediliyordu"; discount & indirim marketçiliğinin ilki Zapsu kardeşlerin öncülüğüyle kurulan BİM oldu. Özellikle yerli ve yerel marketlerin tamamını burada anmamız mümkün değil; ancak yine de tarihe not düşmek, ilgilenenler için bir arşiv olması açısından 1995 senesinde memleketimizdeki "öne çıkan marketlerin kuruluş yıllarına göre sıralaması" şu şekildedir;
1954-MİGROS, 1956-GİMA, 1973-TANSAŞ, 1980-PEHLİVANOĞLU, 1982-YİMPAŞ, 1986-BEĞENDİK, 1990-METRO, 1991-MAKRO MARKET, 1993-CARREFOUR (SA), 1994-KİPA, 1994-KİLER, 1995-MACROCENTER (Koç yönetimindeki Migros bünyesinde kuruldu), 1995-BİM, 1995-ŞOK (Koç yönetimindeki Migros bünyesinde kuruldu) , 1995-STOP & ENDİ (Önce GİMA tarafından STOP indirim marketleri olarak kuruldu, sonra FİBA Holding Bünyesinde bu isimi aldı)
1989 yılında ilk olarak Galleria AVM'nin açılmasıyla, Türkiye iç piyasasında büyük alışveriş merkezlerine ve hipermarketlere olan merak ve iştah zaten yükselmişti; 1995 yılında AKMERKEZ AVM'nin açılması da memleketin hemen her şehrinde büyük, çok katlı alışveriş merkezlerinin açılmasını iyice tetikledi. Senelerce evlerindeki ihtiyaçlarını manav, kasap, bakkal gibi mahalle esnafından karşılayan sıradan insanlar için bu tarz büyük AVM'lere giderek haftalık veya aylık alışveriş yapmak, neredeyse 100 yıl önce Amerika'da yaşananlara benzer şekilde "bir sosyal aktiviteye" dönüşmüştü. Büyük mağazaların tüketicilere gayet çekici göründüğü 90'larda başka yabancı gruplar da Türkiye pazarına girdi. Mesela Fransız Promodès grubu bile doğru düzgün hesap kitap yapmadan dalmıştı pazara; kim bilir belki de aranızda 1999 yılında küresel olarak Carrefour tarafından satın alınmadan önce, bu grubun Türkiye'deki marketlerini hatırlayanlarınız vardır; "CONTINENT". Alman Metro grubunun toptan & gross dışındaki, hipermarket kategorisindeki REAL marketleri hatırlayanlar da olacaktır; 1997 yılında ilk şubesini açmıştı. Bir taraftan çok büyük metrekarelerde satış alanları olan dev hipermarketler açılıyor, bir taraftan da tam aksi yönde mahalle içlerine, sokaklara kadar sızan bakkal irisi indirim marketleri açılıyordu. Geleneksel Kanal'daki bakkallar resmen çapraz ateşte kalmışlardı. Uzun yıllar boyunca "bireysel hareket etmenin, kooperatifleşememenin" beri yandan da etkili örgütlenememenin ve liyakatsiz kişileri çeşitli oda ve birliklerin başında tutmanın bedeli çok ama çok ağır ödeniyordu! Diğer taraftan batılı ülkelerin aksine, sektörle ilgili hemen hemen hiçbir regülasyon ve düzenleme de devlet tarafından getirilmiyordu! Neredeyse yüzyıl öncesinde bile Amerikalı bir perakendeci şirket, kendi ülkesi olan Amerika Birleşik Devletlerinin farklı eyaletlerinde kafasına göre istediği yerde şube açamıyorken, her eyalet yönetimi kendi çıkarları doğrultusunda çeşitli franchise & yerel bir bayi ortaklığı şartı koşuyorken, belirli bir sınırın üzerinde satış alanına sahip mağazaları şehrin çeperlerine itiyorken, ne yazık ki ülkemizde her insanın yaşamını öyle ya da böyle olumsuz etkileyecek boyutta sonuçlara neden olacak şekilde, şehrin göbeğinde dev hipermarket açılışlarına izin veriliyordu. Üstelik zaten trafik sorunu olan büyük şehirlerimizde vaziyet daha da içinden çıkılamayacak şekilde karmaşık bir hale geliyordu. 1997'de İstanbul Anadolu yakasında güçlenecek olan HAKMAR kuruldu. 90'ların sonlarına doğru sonradan borsaya açılarak adını duyuracak olan yerli bir market, UYUM Market 1998 yılında faaliyetlerine başlamıştı. İndirim marketçiliği furyası hızla devam ediyordu; Sabancı, bu kez İspanyol bir grubu ülkemiz pazarına sokmayı uygun buldu, hayatımıza 1999 yılında Dia SA da girdi! 90'lardan sonra merakla beklenen milenyuma yani yeni bin yıla geçiş ne kadar da hızlı olmuştu. Marketçilik sektörü kelimenin tam anlamıyla baş döndürücü bir hızla ilerliyordu; memleketin en büyük gıda üreticisi olan ve hemen her satış noktasında zaten ürünleri satılmakta olan Ülker, toptancılığa başlama kararı aldı; 2002 senesinde BİZİM Toptan ticari yaşamına başladı. Ulusallaşma yolunda ilerleyen yerli marketlerden olan Makro Market ve Uyum market gibi Onur Market de yükselişteydi; ama daha hızlı yükselen indirim marketçiliği pazarından o da pay almak istiyordu; 2007 yılında Onurex kuruldu. Hakmar da bu furyaya katılma konusunda gecikmedi; aynı sene Hakmar Express hizmete başladı. Hemen bir sonraki yıl olan 2008'de, Zapsu kardeşler kurucu ortakları oldukları BİM'den olaylı bir şekilde ayrılmışlardı, vakit kaybetmeden aynı yıl, A101'i kurdular. BİM'den ayrılan kurucu ortaklardan olan Fatih Saraç da geri kalmayı uygun bulmamış olmalı ki, 2012 yılında Turgay Ciner ile UCZ markası ile indirim marketçiliğinin daha da mikro olanını, küçük bakkal zincirini kurdu. 2014 yılında daha önce Migros'tan satın aldığı (2011 yılında) indirim marketleri zinciri ŞOK ve kendi kurduğu toptancı zinciri BİZİM Toptan yeterli gelmemiş olacak ki, ÜLKER bu sefer bayilik sistemiyle büyütmeye çalışacağı SEÇ Marketleri kurdu. 2015 yılında BİM, kendisinden 13 sene sonra kurulmasına rağmen daha hızlı mağaza açarak, iç piyasada daha fazla şubeleşen A101'den farklı olarak, zaten yurtdışı pazarlara açılmıştı; ancak bunu yeterli bulmadı ve Perakende sektörümüzde bir duayen olan değerli Üstat Servet TOPALOĞLU'nun liderliğinde farklı bir kategoriye girerek, FİLE Marketi faaliyete geçirdi. Aynı yıl olan 2015 senesinde "dünyada bir ilk yaşandı"; 1980 yılında kurulan, 150 şubesi ile Ege bölgesinde son derece etkin bir yerel market zinciri olan Pehlivanoğlu kardeşler, ulusallaşma yolunda ilerlemek yerine ayrılma ve bölünme kararı aldılar! Üstelik bu müjdeli haberi (!) duyurmak için, İzmir'de lüks bir otelde dönemin belediye başkanıyla beraber 450 iş insanını toplayıp yemek verdiler! Yorum dahi yazmak istemiyorum; kendi evlatlarına, ikinci kuşak temsilcilerine bu şekilde örnek olmayı tercih eden, 35 sene birlikte emek vererek büyüttükleri şirketlerini parçalayan Pehlivanoğlu kardeşlerin şahsi isim ve soyadlarıyla devam ettikleri 50'şer şubeli marketlerin günümüzde ne durumda olduklarını lütfen kendiniz araştırın! İki sene sonra, yani 2017 yılında, iç politik atmosferin ve yaşam koşullarının tetiklemesinin de bir neticesi olarak, devlet eliyle Tarım Kredi Kooperatifleri market zinciri kuruldu.
İnanın bir yandan yazmaktan yorulurken, bir taraftan da birçok yerli ve önemli yerel market adını burada "anamamaktan" mahcup oldum. Sadece bu yazıda yerli & yabancı 27 farklı market isminden bahsettik; ancak an itibariyle şahsi olarak benim için değerli yerli ve milli markalarımızdan olan GİMA, TANSAŞ, YİMPAŞ, BEĞENDİK, MAKRO MARKET, KİPA, KİLER, ENDİ, UYUM, ONUREX ve UCZ artık yoklar! Peki neden? Hangi firmalar satın aldıkları bu değerli markaları nasıl yok ettiler? Yerel market zincirlerimiz neden ulusallaşamıyorlar? Zamanında bakkallarımızın yaptıkları hataları tekrarlıyor olabilirler mi? Konuyla ilgili dokuzuncu ve son yazımızda samimiyetle düşünce ve önerilerimizi paylaşmaya çalışacağız. Lütfen ama lütfen sevgi ve bilgiyle kalın; görüşmek üzere...