Biliyorum, "Bir kişi değişir, her şey değişir" sözünü sürekli tekrarlıyorum. Çünkü kelimelerin sihrine inanırım; tekrar etmenin de kalıcılık hususunda en etkili yöntem olduğuna. İlgili konumuzdaki yazı dizisinin en önemli son bölümlerinden ilki olan bu yazımızın henüz başındayken önemle vurgulama ihtiyacı duyuyorum; amacımız kimsenin motivasyonunu düşürmek ya da geçmiş hatalardan dolayı birilerini yermek değildir! Aksine, "geleceği görmek için sadece trendlere değil, tarihe de bakmak gerekir" ilkesiyle hareket ederim. Yegâne amacım, yerli perakende sektörümüze bir nebze dahi olsa katkı sunabilmektir. Ülkemizde 1950'li yılların ortasına kadar mevcut ve yaygın olan gıda perakendeciliğini bakkallar ve farklı kategorilerdeki esnaflar (kasap, manav gibi) üstlenmişti. Fakat kentlere göçün giderek yoğunlaştığı o yıllarda özellikle İstanbul, Ankara ve İzmir gibi şehirlerde en temel gıda çeşitlerine dahi erişebilme problemleri yaşanıyordu; bu durum, tarihsel bir gerçektir.
Ferruh İlter, mezun olduğu İstanbul Erkek Lisesi'nin ardından İstanbul Üniversitesi Hukuk Bölümünü tamamlamıştı. ABD'de "Yerel Yönetimler" üzerine yüksek lisans eğitimi aldıktan sonra yurda dönerek İstanbul Belediyesi'nde müfettiş olarak göreve başlamıştı. Son derece iyi eğitimli ve liyakat sahibi olduğu için kurum içerisinde hızla yükselmiş, İktisat Müdürlüğü görevinin ardından belediyede Başkan Yardımcılığına kadar yükselmişti. İstanbul bugün olduğu gibi 1950'li yıllarda da ülkenin en kalabalık şehriydi. Sürekli nüfusu artan bu kentte yeterli gıda perakendecisi yoktu! Mevcut geleneksel satış kanalı olan, bireysel açılan dükkânlar (bakkallar, manavlar, kasaplar) ne yazık ki profesyonel işletilmiyor, satılan ürünler üzerinde ne son tüketim tarihi, ne fiyat bilgisi, ne içerdiği malzemeler vs hiçbir şey yer almıyor, bu kritik öneme haiz bilgiler, bedel ödeyerek onları alan tüketiciler ile paylaşılmıyordu. Problemler bunlarla sınırlı olsa, yerel yönetim olarak mevzuat geliştirilerek esnafa tebliğ edilecek, ona göre kontroller yapılacaktı. Ancak memlekette demokrasi vardı; tüccara, esnafa filanca ürünü en fazla şu kadara satacaksın denilemezdi! Gıda perakendeciliğinde özellikle fiyat ve tüketicilere hizmet konularında "bir rekabet ortamı yaratmak" şarttı! İşte aslında zaten olgunlaşmış olan bu koşullar altında sadece İstanbul veya Türkiye değil, "Dünya marketçilik tarihi" açısından da son derece önemli olan bir gelişme yaşandı. Ferruh Bey'in önerisiyle dönemin hem İstanbul Valisi hem de Belediye Başkanı olan Fahrettin Kerim Gökay harekete geçti. Belediyede kendisinin Başkan vekili olan Ferruh Bey'in yüksek lisans yaptığı yıllarda yerinde gözlem yaparak ABD'de yaşanan marketçilik alanındaki gelişmelere son derece vakıf olduğunu dönemin Dış İşleri Bakanına aktardı. Yine Ferruh Bey'in çizdiği vizyonla, ABD'nin fiziki olarak çok uzak olduğu ancak Türkiye'de İstanbul Belediyesi tarafından hayata geçirilebilecek daha uygun bir modelin İsviçre'de uygulanmakta olduğu bilgisini paylaştı. Genç Türkiye Cumhuriyeti'nin (İsviçre'ye benzer şekilde tarafsız kalarak, 2. Dünya Savaşına girmeyişinin de etkisiyle) uluslararası saygınlığı çok üst seviyelerdeydi; Dışişleri Bakanlığımız, Türkiye'nin büyük şehirlerine "sürdürülebilir bir gıda arzı sağlamak amacıyla" İsviçre Migros’un kurucusu Gottlieb Duttweiler ile temasa geçti ve onu Türkiye'ye davet etti. İşte bu davete icabet edilmesinin ardından, 1954 yılında Migros Türkiye, İsviçre Migros Kooperatifler Federasyonu ile "ortak girişim olarak" kuruldu. Duttweiler ve Migros Türk’ün ilk yöneticisi olan Charles Henri Hochstrasser da önemli oranda hisseye sahipti. Elbette Ferruh İlter de kurucular arasındaki yerini aldı. Az şey değildi; Migros, İsviçre dışında yabancı bir ülke pazarı olarak sadece Türkiye'ye yatırım yapmıştı; buna vesile olabilmek önemliydi. Hatta daha sonraları kendisinin bilgi birikimi ve eğitimi İsviçreliler tarafından da fark edildiği için, Ferruh İlter İsviçre'de Migros Kooperatifleri Birliği Koordinatörlüğü görevine de getirildi! İsviçre'deki uygulamaya benzer şekilde Migros Türk, İstanbul Belediyesi bünyesinde kamyonlarla şehirde mobil satış uygulamasına başladı. İstanbul Belediyesi'nin İstanbullulara 1954 senesinde tanzim satış uygulaması başlatmasından kısa bir süre sonra, 1956 yılında Ankara Belediyesi de Gıda İhtiyaç Maddeleri Anonim Şirketi'ni kurmuştu. GİMA, ülkemiz marketçilik tarihi açısından çok değerlidir; çünkü bir kamu iktisadi teşekkülü olarak kurulmuş olsa da, tamamen yerli ve milli bir şirkettir. Üstelik daha sonraki yıllarda Türkiye'nin Ulusal Zincir statüsüne girecek olan "ilk süpermarket zinciridir". Ülkemizde Marmara Birlik, Trakya Birlik, Fiskobirlik, Tariş, Et ve Balık Kurumu gibi çok değerli üretici ve kooperatif şirketlerinin ürünlerini uygun raf fiyatlarıyla tüketicilerle buluşturan GİMA gerçekten önemli işler başarmış ve özellikle İç Anadolu insanımızın teveccühlerine mazhar olmuştur. Bugün dahi Ankaralı veya İç Anadolulu birçok insanımızın bu değerli markayı nice güzel anılarla hafızalarında tuttuklarına, adımın Mustafa olduğunu bildiğim kadar eminim! Ankara Belediyesi'nin yerleşik mağaza açmasının ardından, İstanbul Belediyesi de 1957 senesinde Beyoğlu’ndaki balık pazarında ilk Migros mağazasını açtı. Kelimenin tam anlamıyla, halka uygun fiyatlarla ürün temin edip hizmet verebilmek için yerel yönetimler arasında bir yarış başlamıştı! Ankara Belediyesinin Türkiye'nin ilk süpermarketini hizmete açmasından tam 17 yıl sonra, yani 1973 senesinde ülkede sadece 2 market zinciri vardı; yani halen özel sektörden gıda perakendeciliğine yönelik olarak herhangi bir yatırım yapılmamıştı! Üçüncü market markasını kurmak ve yerli marketçilik tarihimize kazandırmak yine bir belediyeye nasip olmuştu. Aslında, İzmir'de Belediye Başkanı İhsan Alyanak'ın girişimiyle halka ucuz et, sebze-meyve ve kömür temin etmek amacıyla belediyenin mezbaha müdürlüğünün bünyesinde tanzim satışın kısaltması olan "Tansaş" adı ile kuruldu. Mağaza sayısı 1984'te 26'ya çıkmıştı ve bu büyüme gelecekteki daha da büyüme potansiyeline işaret ediyordu; 15 Aralık 1986 tarihinde TANSAŞ İzmir Büyükşehir Belediyesi İç ve Dış Ticaret A.Ş. kuruldu. 1994'te 74 tanesi İzmir içinde, 12 tanesi de ilçelerde olmak üzere, şube sayısı toplam 86'ya çıktı. Bu dönemde Tansaş'ın Genel Müdürlüğünü sonraki yıllarda önce İzmir Milletvekilliği ve 1999 yılından 2004 senesindeki ölümüne kadar İzmir Belediye Başkanlığı yapacak olan Ahmet Piriştina yürüttü. 1980 yılına kadar memlekette özel sektörden, müteşebbisler tarafından kurulan elle tutulur bir süper market zinciri henüz yokken, 3 büyük kentimizin belediyeleri tarafından çok önemli firmalar kurulmuş ve çok değerli markalar yaratılmıştı. Bunlardan ilki olan Migros oldukça erken sayılabilecek bir tarihte özelleştirilerek 1975 yılında Koç Holding'e devredilmişti.
Ege bölgesinde Türkiye gıda perakendeciliği tarihinde önemli bir ilk yaşandı ve özel sektörden Pehlivanoğlu (Ali, Muharrem ve Hanif) kardeşler 1980 yılında süpermarketlerini zincirleştirmeye, farklı şubeler açarak büyümeye başladılar. Ege bölgesi özellikle birçok gıda çeşidine "taze olarak" ulaşma imkânı veriyordu; yani perakende müteşebbisine sadece satın alma ve basit bir lojistik organizasyonu kurmak düşüyordu. Hatta rahmetli Ahmet Piriştina, Tansaş'taki Genel Müdürlük vazifesinin ardından, 1992 yılında Ege Bölgesi Sanayi Odası Meclis Başkan Vekilliği görevini yürütürken, sektör için bölgedeki potansiyeli ve boşluğu gerçekten görmüş ve fikri için yatırım çağrısı yapmıştı! Bu çağrısıyla merhum Piriştina, aralarında Şinasi Ertan ile Metin Akpınar gibi iş insanı ve sanatçılardan oluşan 100 değerli girişimcinin katılımıyla toplanan sermaye gücüyle İzmir’de Kitle Pazarlama A.Ş.'nin (KİPA) kurulmasını da sağlamıştı. Öyle ya, ısrarla hep belirttiğimiz gibi; bir kişi değişir, her şey değişir. İzmir yalnız değildi, Yozgat'ta 1982 yılında YİMPAŞ, Kayseri'de 1986 yılında BEĞENDİK, 1991 yılında da Ankara'da MAKRMARKET kurulmuştu.
Önceki 6 ayrı yazıyı sabırla okuyan, üzerinde düşünen, geri dönüş yapan herkese teşekkür ederim. Konuyla ilgili sonraki 8. yazımızda, özellikle uluslararası firmaların pazara giriş yaptığı 90'lı yıllardan günümüze kadar ki yerli organize & modern perakende sektörünün en önemli aktörlerinden ve çeşitli satın almalardan & birleşmelerden bahsedeceğiz. Yerli marketlerimiz arasından ulusal çapta tanınarak, uluslararası arenaya çıkabilme potansiyeli olanların "markalarının nasıl yok edildiklerini" irdeleyeceğiz. Sevgiyle ve bilgiyle kalın; görüşmek üzere…