MURAT YAPICI
MY ADVISOR ULUSLARARASI
DANIŞMANLIK ŞİRKETİ KURUCUSU
AB’nin MERCOSUR (Brezilya, Arjantin, Paraguay ve Uruguay) ve Hindistan ile STA imzalamasının ardından iş çevreleri: “Türkiye, Gümrük Birliği gereği AB’nin üçüncü ülkelerle imzaladığı STA’lara uyum sağlamak zorunda; ancak aynı ülkeler Türkiye’ye eş zamanlı olarak pazar açmıyor. Bu nedenle GB hızla güncellenmelidir” görüşünü dile getirmektedir.
Hindistan dosyasını geçen hafta değerlendirmiştim. Bu yazıda ise MERCOSUR’a odaklanmak istiyorum.
Yaklaşık 270 milyon nüfusa ve 375 milyar dolar ithalat hacmine sahip MERCOSUR, görece rekabet üstünlüğüne sahip olduğumuz sanayi ürünleri bakımından önemli bir ihracat potansiyeli barındırmaktadır. 2025 yılı itibarıyla Türkiye’nin MERCOSUR’a ihracatı 1,8 milyar dolar, ithalatı ise 4,7 milyar dolar düzeyindedir. Mevcut tabloda dış ticaret açığı söz konusu olmakla birlikte, ihracatçılarımız bir STA imzalanması halinde bu pazardaki varlıklarını anlamlı ölçüde artırabileceklerine inanmaktadır.
Ne var ki serbest ticaret anlaşmaları yalnızca potansiyele dayanarak imzalanmaz. Müzakerelerin kaderini belirleyen unsur, tarafların ofansif ve defansif çıkarlarının karşılıklı olarak dengelenebilmesidir.
Türkiye açısından tekstil, hazır giyim, çelik ve otomotiv sanayi ürünleri rekabetçi olduğumuz alanlardır. Ancak MERCOSUR bu sektörleri yüzde 10 ila 35 arasında değişen yüksek gümrük vergileriyle korumaktadır. Bu kalemler onların defansif alanıdır.
Buna karşılık MERCOSUR dünyanın en büyük tarım ihracatçılarındandır. Sığır ve tavuk eti, buğday, mısır, pirinç, soya ve türevleri, ayçiçeği ürünleri, şeker ve meyve suları gibi kalemler toplam ihracatlarının yaklaşık yüzde 45’ini oluşturmaktadır. Bu ürünler onların Türkiye’ye gümrüksüz ihraç etmek isteyeceği, yani ofansif çıkar alanlarıdır.
Tam da bu noktada müzakerenin kilidi ortaya çıkmaktadır: Sayılan tarım ürünleri Türkiye açısından son derece hassastır. Uygulamada ne ölçüde sürdürülebilir olduğu tartışmalı olsa da, tarım politikasında, tropik meyveler dâhil birçok üründe dahi “yüksek kendine yeterlilik ve sıfır ithalat” yaklaşımı hâkimdir. Gümrük vergileri birçok kalemde yüzde 100’ün üzerine çıkmakta; örneğin kırmızı ette oran yüzde 225’e ulaşmaktadır. Bazı ürünlerde ise fiilen ithalata izin verilmemektedir.
2010 yılında MERCOSUR dönem başkanlığını Brezilya yürütürken ve Lula hükümeti Türkiye ile ilişkileri geliştirmeye istekliyken, STA yapılabilirliğini değerlendirmek üzere üst düzey bir Brezilya heyeti Ankara’ya gelmişti. Türk tarafına başkanlık ettiğim toplantıda, Brezilyalı yetkililer tarımda sınırlı bir açılımı Brezilya olarak değerlendirebileceklerini; ancak diğer MERCOSUR üyelerinin bunu kesinlikle kabul etmeyeceğini açıkça ifade etmişlerdi. Süreç o aşamada fiilen sona ermişti.
AB, MERCOSUR ile yaptığı anlaşmada sanayi ürünlerinde avantaj elde etmek için tarımda belirli tavizler vermiştir. Ancak, çiftçilerin protesto ve eleştirileri halen sürmektedir. Türkiye’nin mevcut sosyal, ekonomik ve siyasal dengeleri dikkate alındığında benzer bir tarımsal açılımı yapması bugün için gerçekçi görünmemektedir. Öte yandan MERCOSUR ülkeleri de Türkiye’nin sanayi rekabetinden çekinmektedir.
Bu tablo, bazı çevrelerin dile getirdiği şekilde Gümrük Birliği güncellenerek AB’nin STA’larına otomatik taraf olunması ya da MERCOSUR ile karşılıklı müzakere yoluyla kısa vadede bir STA imzalanması beklentisini fazlasıyla iyimser kılmaktadır.