Venezuela petrolü yeniden masaya sürülürken, iklim krizi mücadelesi yine hiçe sayılıyor. ABD’nin bu hamlesi, 1,5 derece hedefinin artık yalnızca bilimsel değil, açık bir jeopolitik mücadele olduğunu bir kez daha gösteriyor.
Gezegenin iklim sınırları hızla daralırken, ABD’nin Venezuela’dan yükselen petrol hamlesi iklim çağının gerçek yüzünü ortaya koyuyor.
Birkaç gün önce, Oxfam Raporu’na yer vermiş ve dünyanın en zengin yüzde 1’inin küresel ısınmayı 1,5 derece ile sınırlamak için kişi başına düşen yıllık karbon payını yalnızca 10 gün içinde tükettiğini yazmıştık.
Şimdi de ClimatePartner analizi, ABD’nin Venezuela’nın petrol rezervlerini işletmeye yönelik planlarının, 2050’ye kadar küresel sıcaklık artışını 1,5 derece ile sınırlamak için kalan karbon bütçesinin yüzde 13’ünü tek başına tüketebileceği ortaya koyuyor. Yani tek bir ülkenin, tek bir fosil yakıt hamlesi, gezegenin kalan “iklim payının” sekizde birini silebilir. Analize göre bu hamle, dünyayı iklim felaketine bir adım daha yaklaştırma riski taşıyor.
100 milyar dolarlık yatırım çağrısı
Analizde yer alan hesaplar, kâğıt üzerinde dünyanın en büyük petrol rezervlerine sahip olan Venezuela’daki üretimin yeniden artırılmasının iklim hedefleri üzerindeki yıkıcı etkisini ortaya koyuyor.
Venezuela’nın kanıtlanmış rezervleri tam kapasiteyle işletilirse, tek başına dünyanın 1,5 derece sınırında kalabilmesi için kalan tüm karbon bütçesini tüketebilecek büyüklükte. Bu senaryo bugün için zor görünüyor. Yıllar süren yaptırımlar nedeniyle Venezuela’nın petrol altyapısı harap durumda. Ancak ABD özel kuvvetlerinin Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’yu kaçırarak New York’a götürmesinin ardından, Donald Trump Amerikan petrol şirketlerine ülkede üretimi artırmak için 100 milyar dolarlık yatırım çağrısı yaptı. Trump, petrol yöneticilerine “Daha önce çok az kişinin gördüğü seviyelerde petrol çıkaracağız” dedi. ClimatePartner analizine göre Venezuela’nın petrol üretiminin 2028’e kadar günlük 500 bin varil, 2035-2050 arasında ise günlük 1,58 milyon varil artması halinde, bu tek başına küresel karbon bütçesinin yüzde 13’ünü tüketecek.
Dünyanın en kirli petrolü
Venezuela petrolü aynı zamanda dünyanın en kirli petrollerinden biri olarak kabul ediliyor. “Ağır ve ekstra ağır” olarak sınıflandırılan bu ham petrol, yoğun, katran benzeri yapısı ve yüksek sülfür içeriği nedeniyle çıkarılırken ve işlenirken çok daha fazla enerji gerektiriyor.
S&P Global Platts Analytics tarafından yapılan bir çalışma, Venezuela’daki Kuşağı yataklarının dünyanın en yüksek karbon yoğunluğuna sahip petrol bölgeleri olduğunu ortaya koydu. Norveç’in Johan Sverdrup sahasında varil başına 1,6 kg CO2 eşdeğeri salım söz konusuyken, Venezuela Orinoco Kuşağı’nda bu rakam bin 460 kg CO2 eşdeğerine ulaşıyor. Bu fark, iklim politikalarının neden yalnızca “ne kadar petrol” sorusuna değil, “hangi petrol” sorusuna da cevap vermesi gerektiğini gösteriyor. Bilim, yüksek karbon yoğunluklu fosil yakıtların yer altında kalması gerektiğini söylüyor.
Siyaset ise tam tersini yapıyor. ClimatePartner’dan Hollie Parry, “Dünyanın en karbon yoğun petrol türlerinden birinin üretiminin tarihi seviyelere çıkarılması, kalan küresel karbon bütçesinin yaklaşık yüzde 13’ünü tüketecek. Bu, tek bir petrol genişlemesinin, Avrupa Birliği’nin neredeyse 10 yıllık emisyonuna eşdeğer bir etki yaratması demek” dedi.
Greenpeace International’dan Mads Christensen’in “hem pervasız hem de tehlikeli” olarak tanımladığı bu girişim, iklim krizinin artık yalnızca çevresel değil, açık bir jeopolitik ve ekonomik güç mücadelesi olduğunu gösteriyor. Büyük aktörler kendi enerji güvenliklerini ve kâr alanlarını korurken, iklim bedeli dünyanın geri kalanına dağıtılıyor.
En büyük rezerv, en ağır karbon faturası
Venezuela, kâğıt üzerinde dünyanın en büyük kanıtlanmış petrol rezervlerine sahip ülkesi. OPEC ve ABD Enerji Enformasyon İdaresi verilerine göre ülkedeki rezervler 303 milyar varil düzeyinde. Bu da dünya petrolünün yaklaşık yüzde 18’ine denk geliyor. Karşılaştırmak gerekirse Suudi Arabistan’ın rezervi 267 milyar, İran’ın 209 milyar, Kanada’nın ise 163 milyar varil. Ancak bu dev yeraltı serveti, Venezuela’yı bir enerji süper gücüne dönüştürmedi. Bunun en temel nedeni petrolün niteliği. Ülkenin Orinoco Kuşağı’ndaki “ağır ve ekstra ağır” ham petrolü, çıkarması ve işlemesi pahalı, kirli ve teknolojik olarak zor bir kaynak. Yüksek sülfür içeriği nedeniyle rafinerilerde özel işlemler gerekiyor ve bu petrol dünya piyasalarında genellikle indirimli fi yattan satılıyor. Siyasi istikrarsızlık ve ABD yaptırımları da bu tabloyu daha da ağırlaştırdı. 2023’te Venezuela’nın petrol ihracatı yalnızca 4 milyar dolar civarındaydı. Aynı yıl Suudi Arabistan 181 milyar, ABD ise 125 milyar dolarlık petrol ihracatı yaptı. Yani dünyanın en büyük rezervine sahip olmak, tek başına ekonomik güç anlamına gelmiyor.
Türkiye açısından ne anlama geliyor?
Türkiye 2026’da Emisyon Ticaret Sistemi’ni başlatmaya hazırlanırken, küresel sahnede yaşanan bu gelişmeler kritik bir çelişkiye işaret ediyor. Bir yanda Avrupa ve diğer ticaret ortakları karbon fi yatlarını sıkılaştırıyor, diğer yanda büyük güçler karbon bütçesini hızla tüketen yeni fosil yatırımlarını teşvik ediyor. Bu tablo, karbon maliyetinin eninde sonunda Türkiye gibi üretim ve ihracat ülkelerine daha sert yansıyacağı bir dünyaya işaret ediyor. Venezuela örneği, iklim krizinin artık “uzak bir çevre sorunu” değil, küresel ekonominin kalbinde verilen bir tercih olduğunu gösteriyor. Kimlerin kirleteceği, kimlerin bedel ödeyeceği yeniden yazılıyor. Ve bu hikâyede iklim, yine masadaki en zayıf aktör gibi davranılıyor.
