Tek ümit Avrupa’nın daha güçlü bir birlik oluşturarak Trump’ın karşısında Avrupa’nın Amerika’dan bağımsız bir güç merkezi olduğunu göstermesidir.
Küresel sistemde büyük değişiklikler yaşandığını tartışmaya gerek dahi yok. Günümüzde devletler iradelerini egemen kılmak için zor kullanmayı meşru görüyorlar, uluslararası alanda geleneklerin ve hukukun kendilerini sınırlayabileceğini benimsemiyorlar, iç siyasetlerinde ise daha otoriter yöntemler kullanmaktan çekinmiyorlar. Yine de bu işin başını tarihi olarak uluslararası sistemde hukukun ve düzenin egemen, ülke içinde ise demokrasinin ve hukuk devletinin geçerli olmasını savunan Trump yönetimindeki Amerika’nın çekmesi şaşırtıcı bulunabilir.
Şu sıralarda Bay Trump, Grönland’ın ABD’ye ait olması gerektiğine karar vermiş bulunuyor. Neden dersiniz? Eğer Bay Trump’a inanmak gerekirse, ada stratejik konumdadır. Eğer ABD gibi güçlü bir ülkenin mülkü olmazsa, her an Rusya veya Çin tarafından ele geçirilebilir. Böyle bir durum kabul edilebilir değildir. Ülkesinin tarihindeki örneklerden (Rusya’dan Alaska’nın satın alınması, Fransa’dan Louisiana’nın satın alınması) yola çıkan Trump Grönland için tatmin edici bir fiyat vereceğini ilan etmiştir. Kimsenin adayı satmak istemediği, ayrıca toprak satışının artık uluslararası alanda iş görme biçimi olmaktan uzaklaştığı gibi hususları fazla önemsememektedir.
NATO’daki çatlağa en fazla Ruslar seviniyor
Gerekirse zor kullanarak adayı almayı şimdilik erteleyen Trump yönetimi, amaçlamasa da NATO’ya güvenmediğini, belki de ittifakın ömrünün kısa olduğunu ilan etmiş ve böylece NATO üyelerinin uzun süredir korkarak bekledikleri bir konuyu açıkça söylemiştir. Belki bundan daha da mühim olarak, NATO’nun Avrupalı üyeleri adayı ele geçirmeye yeltenenler karşısında, bu ülke Amerika olsa bile, üyelerinden Danimarka’ya ait toprağı savunacaklarını ilan etmişlerdir. NATO üyesi sekiz ülke adayı savunmak üzere, bazıları tek kişiden oluşan, temsili güç de göndermişlerdir. Bay Trump bu davranışa ateş püskürmüş, bu ülkelere derhal yüzde on beş ek gümrük vergisi konulacağı tehdidini savurmuştur. Avrupa ülkeleri de gerekirse ABD’ye ceza mahiyetinde bazı iktisadi tedbirler uygulayacaklarını duyurmuşlardır. Eğer olaylar bu minval üzerinde ilerledikçe Amerika ile NATO’nun Avrupalı üyeleri arasında derin çatlaklar oluşuyor. Buna en fazla Ruslar seviniyorlar. Senelerdir NATO’da çatlak oluşsun diye mücadele etmişler, istekleri ancak Amerikan başkanının gayretleri sonucunda gerçekleşmeye başlamıştır.
Trump, Avrupa’da birbiriyle çelişen ülkeler görüyor
Avrupa ülkeleri şu ana kadar Trump’ın tuhaf davranışları karşısında ona uyum sağlamaya çalışmışlardır. Grönland olayı izledikleri stratejinin sınırları olduğunu ve her zaman işlemeyeceğini göstermektedir. Trump, güce ve kararlılığa karşı saygı gösterirken, dostluk ve uyum politikalarına fazla değer vermemektedir. Avrupa’nın sorunu kıta adına konuşabilecek güçlü bir lidere sahip bulunmamasıdır. Trump kıtaya baktığında bunun tam tersini, yani birbiriyle çelişen sesler çıkaran bir grup ülke görmektedir. Bu değerlendirmeye uygun olarak görüşlerinde ısrar etmekte herhangi bir sakınca görmemekte, ciddi bir tepki almayacağına güvenmektedir. Tek ümit Avrupa’nın daha güçlü bir birlik oluşturarak Trump’ın karşısında Avrupa’nın Amerika’dan bağımsız bir güç merkezi olduğunu ve dünya sahnesinde bağımsız hareket edebileceğini göstermesidir. Kanaatimce, Avrupa önüne gelen bu fırsatı kullanmayacak, dünya karşısındaki bölünmüş görünümünü sürdürecek ve küresel siyasette etkili bir rol üstlenmekten uzak kalacaktır.
Bütün bu gözlemlerimiz Türkiye için herhangi bir ders barındırıyor mu? Şu sıralarda ülkemiz Trump’ın sevdikleri listesindedir. Fakat hemen hatırlayalım, karşımızda çabuk değişebilen hisleriyle hareket eden ve bilhassa kendisinden farklı düşünce ifade edilmesine tahammül edemeyen bir kişilik var. Dolayısıyla akıl böyle bir kişiye güvenmemeyi ve sizi daha az seveceği zamanlar için hazırlıklı olmayı emrediyor. İşler şu anda Türkiye’nin arzuladığı yönde ilerlese bile, bunun devam edeceğini kimse garanti edemez. Bu çerçevede Kasım ayında ABD’de seçim yapılacağını da hatırlamamız gerekiyor. Eğer Trump Temsilciler Meclisi ve Senatodaki parti gruplarında zaten çok zayıf olan sayısal üstünlüğünü yitirirse, bugünküne nazaran daha da haşin davranarak Kongre’nin başkanın gücünü sınırlayamayacağını iddia edebilir. Bu tür bir iddialaşmanın dış siyasete nasıl yansıyacağını şimdiden kestirmek olanaksızdır. Kaldı ki, Trump Kongre’nin tercihlerine karşı daha duyarlı davranmayı da tercih edebilir. Türkiye’nin Amerikan yasa yapıcılarının çok sevdiği bir ülke olmadığı sır değildir. Kongre nezdinde etkili olan lobiler katında ülkemizin daha da az sevildiği biliniyor. Bakarsınız Trump onları dinlemeye daha fazla ağırlık tanır. İsterseniz devam etmeyeyim. Sadece bir deliye fazla güvenmemek gerektiğini bir defa daha belirteyim.