SERCAN BAKAÇ
VERGİ MÜFETTİŞİ
Yeni düzenleme ne getiriyor?
Türkiye’de trafik güvenliğini artırmaya yönelik olarak Karayolları Trafik Yönetmeliği’nde önemli bir değişikliğe gidildi. 19 Ağustos 2025 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan düzenleme ile belirli nitelikteki ticari araçlarda araç takip sistemi, iç ve dış kamera, görüntü kayıt cihazı ve acil durum butonu bulundurulması zorunlu hâle getirildi. Yeni tescil edilecek araçlar açısından bu yükümlülük derhâl uygulanırken, mevcut araçlar için model yılına göre 2026–2028 dönemine yayılan kademeli bir geçiş takvimi öngörüldü.
Düzenlemenin temel amacı; toplu taşıma, okul servisleri ve ticari yolcu taşımacılığında yolcu güvenliğinin artırılması, denetim süreçlerinin güçlendirilmesi ve kaza sonrası tespit mekanizmalarının daha sağlıklı işletilmesi olarak ifade ediliyor. Ancak kamera ve takip sistemlerinin yalnızca ticari araçlarla sınırlı tutulması, trafikte denetimin kapsamı ve etkinliği açısından daha geniş bir tartışma alanını da beraberinde getiriyor.
Trafik yoğunluğu ve denetimin ölçeği
Türkiye’de trafik artık yalnızca ulaşımın değil, kamu düzeninin, ekonomik maliyetlerin ve denetim kapasitesinin de önemli bir parçası hâline gelmiş durumda. Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre, trafiğe kayıtlı motorlu kara taşıtı sayısı 33 milyonu aşmış durumda. Sadece Kasım 2025 ayında 183 binden fazla yeni taşıt trafiğe katıldı. Taşıt parkının yarıdan fazlasını otomobiller oluştururken, motosiklet ve kamyonetlerin payı da dikkat çekici düzeyde.
Bu tablo, trafik denetiminin münferit ihlallerden ziyade, sistematik, sürekli ve teknoloji destekli araçlar üzerinden ele alınmasını zorunlu kılıyor. Araç sayısındaki artış, denetim kapasitesi aynı hızda genişletilemediğinde kural ihlallerinin görünmezleşmesine yol açabiliyor.
Trafik kazalarının toplumsal ve ekonomik boyutu
TÜİK’in 2024 Karayolu Trafik Kaza İstatistikleri, sorunun büyüklüğünü net biçimde ortaya koyuyor. 2024 yılında Türkiye genelinde 1 milyon 444 binin üzerinde trafik kazası meydana geldi. Bu kazaların yaklaşık 267 bini ölümlü veya yaralanmalı kazalardan oluştu. Aynı yıl 6.352 kişi hayatını kaybetti, 385 binden fazla kişi yaralandı.
Bu veriler, trafik kazalarının yalnızca bireysel hatalar olarak değerlendirilmesinin yeterli olmadığını; sağlık harcamaları, iş gücü kaybı, sigorta sistemi ve kamu kaynakları üzerinde ciddi bir ekonomik yük oluşturduğunu gösteriyor.
Kazaların coğrafyası: Şehir içi trafik gerçeği
Dikkat çekici bir diğer husus, kazaların gerçekleştiği alanlar. Ölümlü ve yaralanmalı kazaların yaklaşık %85’i yerleşim yeri içinde meydana geliyor. Bu durum, denetimin yalnızca ana arterler ve otoyollarla sınırlı tutulmasının, trafik güvenliği açısından yeterli olmayabileceğine işaret ediyor.
Elektronik denetim sistemleri çoğunlukla belirli noktalarda yoğunlaşırken, ara sokaklar ve tali yollar görece denetim dışında kalabiliyor. Oysa veriler, asıl riskin önemli ölçüde bu alanlarda ortaya çıktığını gösteriyor.
Sürücü davranışı ve denetimin niteliği
Emniyet Genel Müdürlüğü Trafik Başkanlığı tarafından yayımlanan Kasım/2025 Trafik İstatistik Bülteni verilerine göre ölümlü ve yaralanmalı kazaların büyük bölümünün sürücü kusurundan kaynaklandığını ortaya koyuyor. En yaygın kusur ise hızın yol, trafik ve hava şartlarına uygun olmaması.
Bu tablo, denetimin yalnızca ceza kesmeye odaklı değil; sürücü davranışlarını sürekli ve objektif biçimde izlemeye yönelik bir yapıya evrilmesi gerektiğini gösteriyor. Kamera ve kayıt sistemleri, bu açıdan anlık değil süreklilik arz eden bir denetim anlayışının altyapısını oluşturuyor.
Denetimin ekonomisi: Rakamlar ne söylüyor?
Trafik denetiminin ekonomik boyutu da göz ardı edilemez. 2025 yılı itibarıyla uygulanan trafik cezası sayısı 31,6 milyonun üzerine çıktı. Bu cezaların yaklaşık 26,5 milyonu plaka üzerinden kesildi.
Bu durum, denetimin giderek otomasyona dayalı bir yapıya evrildiğini gösteriyor. Fiziki denetimin insan kaynağı, zaman ve ispat maliyeti dikkate alındığında, teknoloji destekli denetim araçlarının neden ön plana çıktığı daha net anlaşılıyor.
Kamera zorunluluğunun kapsamı yeterli mi?
Mevcut düzenleme, kamera ve araç takip sistemi zorunluluğunu ağırlıklı olarak ticari araçlarla sınırlamaktadır. Bu yaklaşım, yolcu güvenliği ve hizmet denetimi açısından anlaşılır olmakla birlikte, trafik kazalarının ve ihlallerin önemli bir bölümünün özel kullanıma yönelik araçlar tarafından gerçekleştirildiği gerçeğini ortadan kaldırmamaktadır.
Mevcut veriler, denetimin kapsamının araç türünden ziyade, riskin yoğunlaştığı alanlar ve davranışlar üzerinden yeniden değerlendirilmesini gerekli kılmaktadır. Kamera ve kayıt sistemlerinin daha geniş bir çerçevede ele alınması, kaza anında kusurun tespiti ve hukuki uyuşmazlıkların azaltılması açısından önemli bir araç olarak öne çıkmaktadır.
Öte yandan özellikle İstanbul başta olmak üzere büyükşehirlerde, birçok araç sahibinin herhangi bir yasal zorunluluk olmaksızın, güvenlik ve tedbir amacıyla araçlarına kamera sistemi taktırdığı görülmektedir. Trafikte yaşanan tartışmalar, kazalar ve hukuki uyuşmazlıklar karşısında sürücüler, olay anının kayıt altına alınmasını fiili bir güvence olarak değerlendirmektedir. Bu durum, kamera uygulamasının toplumsal karşılığının ve kabulünün fiilen oluşmaya başladığını; meselenin yalnızca zorunluluk değil, hukuki çerçevenin ve teknik standartların belirlenmesi meselesi olduğunu göstermektedir.
Bununla birlikte, kamera uygulamasının yaygınlaştırılmasına ilişkin tartışmalarda maliyet ve özel hayatın gizliliği boyutunun da göz ardı edilmemesi gerekir. Araç kamerası taktırmak istemeyen sürücüler açısından bu sistemlerin bir maliyet unsuru oluşturacağı açıktır. Ayrıca, araç kameraları aracılığıyla elde edilen görüntülerin hangi koşullarda, ne kadar süreyle ve kimler tarafından saklanacağı; kişisel verilerin korunması ve özel hayatın gizliliği açısından da dikkatle ele alınması gereken bir alandır. Bu nedenle olası bir genişleme halinde, uygulamanın yalnızca teknik değil; aynı zamanda hukuki ve mali çerçevesinin de açık, ölçülü ve öngörülebilir biçimde belirlenmesi önem taşımaktadır.
Trafik kazalarındaki artış, birçok ülkede araç güvenliğine ilişkin düzenlemelerin kapsamının yeniden ele alınmasını beraberinde getirmektedir. Kamera ve sürücü destek sistemlerinin, yolcuların ve yayaların korunmasına katkı sağlayan araçlar olarak kamu politikalarının bir parçası haline geldiği görülmektedir. Bazı ülkelerde yeni araçlar için geri görüş kameraları ve sürücü izleme sistemleri zorunlu tutulurken, bazı ülkelerde ise bu teknolojilerin yaygınlaştırılmasına yönelik düzenleme hazırlıkları gündemdedir. Bu eğilim, araç içi kamera ve izleme sistemlerinin yalnızca ticari faaliyetlerle sınırlı görülmediğini; genel trafik güvenliği politikalarının tamamlayıcı bir unsuru olarak ele alındığını göstermektedir.
Bu tablo, araç kamerası uygulamasının yalnızca “zorunluluk” başlığı altında değil; hukuki kabul, sigorta sistemi, maliyet unsuru ve kişisel verilerin korunması boyutlarıyla birlikte ele alınması gerektiğini ortaya koymaktadır.
Sonuç yerine
Trafikte denetim, yalnızca bir güvenlik meselesi değil; aynı zamanda kamu kaynaklarının etkin kullanımı, hukuki belirlilik ve toplumsal düzen meselesidir. Mevcut veriler, teknolojik denetim araçlarının önemini açık biçimde ortaya koyarken, bu araçların kapsamı ve uygulama alanının da veriye dayalı bir yaklaşımla yeniden değerlendirilmesini gerekli kılmaktadır.
Kamera zorunluluğu önemli bir adımdır; ancak tek başına yeterli olup olmadığı sorusu, rakamların işaret ettiği tablo ışığında tartışılmaya devam edecektir. Bu yönleriyle kamera uygulaması, yalnızca teknik bir zorunluluk değil; mali, hukuki ve toplumsal boyutlarıyla birlikte ele alınması gereken çok katmanlı bir denetim aracıdır.
(*Bu yazıda yapılan açıklamalar, tamamıyla yazarına ait olup, hiçbir şekilde yazarın çalıştığı kurumunu bağlamaz, kurumunun görüşü olarak kullanılamaz ve değerlendirilemez.)