Meslek mensuplarına sınırsız sorumluluk yükleyen mevcut sistem sürdürülebilir değildir. Müteselsil sorumluluk istisnai hale getirilmeli, sorumluluğa makul bir üst sınır konulmalı ve bu yapının tamamlayıcısı olarak zorunlu mesleki sorumluluk sigortası mutlaka hayata geçirilmelidir.
Vergi sisteminin sağlıklı işlemesi, yalnızca mükelleflerin beyanlarına değil, defter kayıtlarının belgelerine dayalı olarak sağlıklı tutulmasında ve bu beyanların hazırlanmasında, imzalanmasında ve tasdikinde görev alan mali müşavirlerin emeğine, bilgisine ve sorumluluğuna dayanmaktadır.
Ancak 3568 sayılı Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanunu ve ilgili mevzuat uyarınca; yeminli mali müşavirlere verdikleri doğruluk denetimi ve tasdik hizmeti nedeniyle, serbest muhasebeci ve mali müşavirlere de uygunluk denetimi ve beyanname imzalama yetkileri nedeniyle öngörülen müteselsil sorumluluk uygulaması, istisnai bir mekanizma olmaktan çıkmış, neredeyse genel bir tahsil yöntemi haline dönüşmüştür. Bu kapsamda mali idarenin “alacağımı bulduğumdan tahsil ederim” yaklaşımı, hukuki olarak mümkün görünse de hakkaniyet açısından ciddi bir sorun üretmektedir. Çünkü bu yaklaşım, çoğu zaman asıl fiili gerçekleştiren mükellefi geri plana iterken, sistem içinde görünür ve erişilebilir olan meslek mensubunu birincil hedef haline getirmektedir.
Oysa bu noktada sorulması gereken basit bir soru vardır: Vergi ziyaının gerçek sorumlusu kimdir? Mali müşavir; işletmenin sahibi değildir, karar vericisi değildir, ticari riskleri yöneten taraf değildir. Mali müşavir, kendisine sunulan ya da erişebildiği bilgi ve belgeler çerçevesinde görev yapan, güvence sağlayan bir profesyoneldir. Buna rağmen ortaya çıkan her vergi ziyaında, kusur ayrımı yapılmaksızın müteselsil sorumluluk yüklenmesi, hukukun temel ilkeleriyle bağdaşmamaktadır.
Bu noktada öncelikle müteselsil sorumluluk yeniden tanımlanmalıdır. Bu sorumluluk; iştirak, kasıt ve özellikle haksız KDV iadesi gibi sistematik suistimallerle sınırlı tutulmalıdır. Bu tür ağır ve bilinçli fiillerde elbette mali müşavir de sorumluluk üstlenmelidir. Ancak bunun dışındaki durumlarda esas olan müşterek sorumluluk olmalıdır. Yani kamu, alacağını öncelikle mükelleften tahsil etmeli; ancak tahsil edilemeyen durumlarda, kusuru oranında meslek mensubuna yönelmelidir.
İkinci ve daha kritik sorun ise sorumluluğun sınırsızlığıdır. Bugün bir mali müşavir, ortaya çıkan vergi ziyaı ve cezaları nedeniyle tüm malvarlığıyla, üstelik çoğu zaman kendi kusurunu aşan bir yükle karşı karşıya kalabilmektedir. Bu durum, hukukun “ölçülülük” ve “orantılılık” ilkelerini açıkça ihlal etmektedir. Sınırsız risk altında meslek icrası sürdürülebilir değildir. Bu yalnızca mali müşavirlerin sorunu değil, doğrudan vergi sisteminin geleceğini ilgilendiren yapısal bir meseledir.
Hakkaniyetli bir sorumluluk öngörülebilmesi için mali müşavirlerin hangi standart ve prosedürlerle işlerini yapacakları düzenlenmelidir. Ayrıca mali müşavirlerin sorumluluğuna açık, makul ve uygulanabilir bir üst sınır getirilmelidir. Ancak bu tek başına yeterli değildir. Bu sınırın gerçek anlamda işlerlik kazanabilmesi için “Zorunlu mesleki sorumluluk sigortası” şartı hayata geçirilmelidir. Zorunlu sigorta sistemi: Kamu alacağını güvence altına alır, mali müşaviri yıkıcı mali risklerden korur, sisteme öngörülebilirlik ve istikrar kazandırır.
Sorumluluğun hizmetin kalite ve standartlarına bağlandığı, sorumluluğa üst limit getirilerek sigortalanabildiği ve güvence altına alındığı bir model, modern vergi sistemlerinin vazgeçilmez unsurudur.
Bugün yapılması gereken, sorumluluğu genişletmek değil, adil hale getirmektir. Çünkü adaletin olmadığı yerde sorumluluk, güven üretmez; yalnızca yük üretir. Meslek mensubunu korumak, vergi sistemini korumaktır.