Trafik ceza tutanakları üzerinden yapılan SGK tescilleri, özellikle ticari araç sahipleri için ciddi riskler doğururken; yargı kararları bu işlemlerin tek başına tutanakla yapılamayacağını ortaya koyuyor.
Trafik cezalarındaki artış kamuoyunda geniş yankı uyandırırken, bu düzenlemelerin beklenmedik bir başka sonucu daha gündeme geldi: SGK’nın trafik ceza tutanaklarını esas alarak sigortalılık tescili yapması. Aslında yeni olmayan bu uygulama, son değişikliklerle birlikte yeniden tartışılmaya başlandı.
12 Şubat 2026 tarihli ve 7574 sayılı Kanun ile 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nda önemli değişiklikler yapıldı. 27 Şubat 2026 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren bu düzenlemelerle birlikte trafik cezaları ciddi oranlarda artırıldı, sürücü belgesine el koyma ve trafikten men gibi daha ağır yaptırımlar getirildi.
Ancak bu değişikliklerin ardından dikkat çeken bir başka konu daha yeniden gündeme taşındı; aracı kullanan kişinin sigortalı olup olmadığı meselesi. Aslında bu konu yeni değil; geçmişte olan ve uzun süredir uygulanan bir sistemin tekrar tartışmaya açıldığını görüyoruz.
Uygulamanın işleyişine bakacak olursak: Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından, ticari araç sürücüsünün yüzüne karşı kesilen trafik idari para cezaları, 11/11/2015 tarihli ve 2015/25 sayılı “Kayıt Dışı İstihdam ile Mücadele” konulu SGK Genelgesi kapsamında Sosyal Güvenlik Kurumu’na bildiriliyor. SGK ise trafik ceza tutanağındaki tarihi “işe başlama tarihi” olarak kabul ederek, sürücüyü sigortalı değilse araç sahibinin çalışanı olarak re’sen tescil edebiliyor.
Bu durum özellikle ticari araç sahipleri açısından önemli riskler barındırıyor. Çünkü araç sahibi ile sürücü arasında gerçekte bir işçi-işveren ilişkisi bulunmasa bile, SGK bu ilişkiyi var sayabiliyor. Böyle bir durumda yapılması gereken, SGK İdari Para Cezası İtiraz Komisyonu’na başvurarak bu ilişkinin bulunmadığını ispat etmek.
Örneğin araç kiralıksa ve sürücü kiralayan firmanın personeliyse, kira sözleşmesi ve faturalarla itiraz edilebilir. Araç, eş, akraba ya da arkadaş tarafından geçici olarak kullanılıyorsa; ortada bir hizmet akdi bulunmadığı ve aracın ticari faaliyet kapsamında kullanılmadığı belirtilmelidir. Öte yandan ruhsatta ticari araç olarak geçse bile, vergi mükellefiyeti olmayan ve yalnızca şahsi kullanım amacıyla kullanılan araçlar için SGK işlem yapmamaktadır; yapılmışsa buna da itiraz edilmelidir.
Eğer SGK tarafından yapılan re’sen tescil işlemine itiraz edilmez veya itiraz reddedilirse, işvereni ağır yaptırımlar beklemektedir. İşe giriş bildirgesi verilmemesi ve prim belgelerinin sunulmaması nedeniyle idari para cezaları uygulanır, alınan asgari ücret destekleri faiziyle geri istenir ve hatta sigorta prim teşviklerinden yararlanma hakkı kaybedilebilir.
SGK bu idari uygulamasında, 5510 sayılı Kanunun 102’nci maddesi dayanak gösterilerek idari para cezaları uygulamaktadır. Yalnızca trafik ceza tutanağına dayanılarak düzenlenen bu cezalar hukuka aykırıdır ve idare mahkemelerince iptal edilebilmektedir. Yargı; trafik ceza tutanağının tek başına kesin delil olmadığı, SGK’nın ayrıca araştırma ve inceleme yapması gerektiği, denetim raporu bulunmadan ceza kesilemeyeceği, yönünde iptal kararları vermektedir.
İdari para cezası geldiğinde, 15 gün içinde SGK’ya itiraz edilebilir; ret halinde 30 gün içinde idare mahkemesinde dava açılabilir. SGK tarafından kesilen idari para cezasının tebliğinden itibaren 15 gün içinde cezanın dörtte üçünü indirimli ödenebilir ve böylece prim teşviki borçlu gözükmeyeceği için bu teşvik iptal edilmez. Bu suretle ödeme yapılmış olması dava açmaya engel değildir. Ancak, ödemenin tedbiren “ihtirazi kayıtla” yapılması yerinde olur.
Sonuç olarak, denetim yetkisi olan bir kurumun, mevzu olayda SGK, denetim yetkisini başka bir kuruma (EGM) devretmesi ve denetimden kaçınması hukuken mümkün değildir. Dolayısıyla trafik cezası tutanağı tek başına kesin delil değildir, SGK’nın ayrıca denetmenleri marifetiyle inceleme yapması gerekir, SGK denetmeninin inceleme raporu olmadan, gerekli ifade ve beyanlara başvurulmadan, ücretli çalışılıp çalışılmadığı tereddütte yer verilmeyecek surette ortaya konulmadan idari para cezası kesilemez. Tevali eden Yargı kararları da bu yöndedir ve müstakar hale gelmiştir.