
Yeni umutlarla girdiğimiz 2026’dan herkese merhaba. Ben yaklaşık 25 yıldır enerji yönetimi, verimliliği ve dönüşümü alanlarında sahada çalışan, projeleri tasarlayan ve sonuçlarını analiz eden güçlü ve değerli bir ekibin parçasıyım. Sizlerle de artık her çarşamba bu köşede bu sürede edindiğim deneyimleri paylaşmak üzere buluşacağız.
Hemen herkesin regülasyonlar, raporlamalar, vergiler ya da sertifikalar üzerinden konuştuğu yeşil dönüşümde, bazen bu kalabalık konu başlıkları içerisinde asıl sorunun kaybolduğunu düşünüyorum. Çünkü önemli olan; bu dönüşüm işletmenin karlılığına, nakit akışına, ihracatına ve yatırım kararına nasıl dokunuyor? Ben bu köşede tam olarak bu sorunun peşinde olacağım.
İlk konumuz da özellikle kaynağı belirsiz ve doğruluğu tartışılır bilginin sel olduğu günümüzde, tartışmaların merkezinde olan Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM-CBAM.
Öncelikli olarak çimento, demir-çelik, alüminyum, gübre, hidrojen ve elektriği kapsayan SKDM, Ekim 2023’te raporlama yükümlülüğünün başlaması ile resmen hayatımıza girdi. Enerji yoğun ve temel girdi oluşturan 6 sektör ile sınırlı başlatılmasındaki amaç hem bir hazırlık sürecine imkân sağlamak hem de karbon salımı yoğun sektörleri hedef alarak, elle tutulur çıktılar sağlayabilmekti. Sadece raporlama zorunluluğu olan dönem 31 Aralık 2025’te tamamlandı ve 1 Ocak 2026 itibarıyla başta bahsettiğim 6 sektör olmak üzere yıllar içerisinde ticareti etkileyecek yeni bir ‘mali yükümlülük’ dönemine merhaba dedik.
Öncelikle SKDM bir panik başlığı ya da ceza mekanizması değil, yönetilebilir bir uyum ve rekabetçilik konusu. Ancak dikkat edilmesi gereken nokta, bunun artık bir niyet beyanı olmadığı, aksine veriye dayalı, disiplinli bir süreç yönetimi olduğu.
İlk yıla özel ek süre
SKDM, ürün gümrükten geçerken anında kesilen bir vergi sistemi gibi çalışmıyor yani bir ‘sınırda anında vergi’ sistemi değil. Sistem, AB Emisyon Ticaret Sistemi’ndeki (ETS) karbon fiyatlama mekanizmasını ithal ürünlerin gömülü emisyonlarına yansıtmak üzere tasarlanmış bir sertifika düzeni. Dolayısıyla yıl sonu beyanı ve sertifika teslimi üzerinden çalışıyor. İlk yıla özel olarak, bu işten etkilenecek şirketlere nefes alabilecekleri bir süre de tanımlandı. Anlamı, 2026 yılında AB’ye ürün gönderen bir ithalatçı, bu ürünlerin beyanını ve sertifika teslimini 30 Eylül 2027’ye kadar tamamlamakla yükümlü. Hukuken yükümlü olan taraf ise bu ürünleri AB’ye ithal eden ve SKDM beyan sahibi olan kişi ya da kurum. Ancak biliyoruz ki, ürün ithalatını gerçekleştiren şirketler ya bu bedelleri hesaplayarak ürünlerin maliyetine ekleyecekler ya da ihracatı gerçekleştiren firmalara yansıtacaklar. Bu aşamada AB’ye ihracat yapan şirketlerin, müşterileri ile olası maliyetlerin nasıl yönetileceğini önden sözleşmelerine açıkça eklemeleri en önemli konulardan biri. Bu sayede kötü ve hesapsız mali risklerin önüne geçilebilir.
Bir diğer unutulmaması gereken konu ise ‘serbest tahsisat düzenlemesi’. Serbest tahsisat, geçiş döneminde sanayinin karbon maliyetine uyumunu kademeli hale getiren bir tampon mekanizmasıdır. Bir başka deyişle AB’ye ithal edilen ürünün gömülü emisyonlarının tümü ilk günden fiyatlanmaz, AB’deki eş değer üretime tanınan serbest tahsisat mantığıyla paralel olarak belirli kısmı düşülür ve kalan kısmı için yükümlülük doğar.
ETS kurtarıcı olacak
Karşılaşılması muhtemel bedeli hesaplayabilmek için hayatımıza giren diğer bir kavram ise SKDM sertifikası fiyatı. Satışı, ortak merkezi platform üzerinden 1 Şubat 2027’de başlayacak olan sertifikaların fiyatı, ithalatın yapıldığı çeyreğin AB ETS kapanış fiyatı çeyreksel ortalaması üzerinden hesaplanacak (yaklaşık 70-90 Euro/sertifika, 1 sertifika = 1 tCO2e). Burada da bir kolaylık getiriliyor. Eğer o ürün için önceden ödenen (uygun sistemler için geçerli) karbon bedeli var ise belgelenmesi durumunda bu bedel indirim olarak yansıtılacak. Bu durum da Türkiye’de yakın zamanda hayatımıza girmesi beklenen ETS’nin ne kadar önemli olduğunu, ülkemizde ödenecek bedellerin tekrardan Türk sanayisinin rekabetçiliği için kullanılmasının ne kadar hayati olduğunun bir kanıtı.
Sonuç olarak, planlı çalışan ve doğrulanabilir güvenilir veriler ile çalışan işletmeler için yeni dönem bir risk değil, rekabetçilik avantajı ile fırsatlar sunuyor. O nedenle önerim; önce ürünlerinizin hangi aşamada SKDM kapsamına gireceğini öğrenin, tesis bazlı ve sınırları netleştirilmiş veri disiplini kurun, alıcılarınız ile veri akışını ve sorumluluk kapsamını netleştirin, sözleşmelerinize ‘karbon’ maddesi ekleyin ve işletmenizde emisyon yoğunluğu düşürme planını başlatın.
Tüm bu konularda, sahadan örneklerle nasıl yapılması gerektiğini her hafta sizlerle paylaşacağım ve birlikte yeşil dönüşümü romantizmden çıkarıp, işletmemizin rekabet ve dayanıklılık ajandasına çevireceğiz.