Geçen yıl “kiraz yiyemedik” cümlesi, “… bir zamanlar burası dutluktu” kadar klişe olmadan rüyamızdan uyanabilecek miyiz? O dutlukları, bugün çirkin gökdelen kümeleri ya da farklı formlarda beton yapılar kapladı. Kirazı da masallarda okuyacak çocuklar? Hikayemiz artık ne kiraz ne de dutla anılıyor, don, kuraklık, sel, dolu, yangın… öne çıkan unsurlar.
İndeks Konuşmacı Ajansı Fikir Buluşmaları serisinde konuğum TARSİM Genel Müdürü Bekir Engürülü oldu. Engürülü, meslek lisesinden yüksek öğrenime uzanan eğitim yolculuğunu ve kariyerini tarım üzerine kurmuş. Kritik poziyonlarda oturan bürokratların karar verici oldukları alanın uzmanı olmaları çok kıymetli. Engürülü kendisiyle görüşmeden önce derlediğim kullanıcı sorularını açıklıkla yanıtladı.
Havuz, ekosistem, güven mekanizması
TARSİM, devlet destekli tarım sigortaları havuzu. Sistem kamu havuzu mantığıyla çalışıyor; devlet, özel sektör ve çiftçi örgütleri aynı masada. Geçtiğimiz yıl yaklaşık 35 milyar TL tazminat ödemiş. Ödeme kapasitesi olan bir sistem yaratmak şüphesiz sevindirici, ancak ödemeyecek bir genel sistem kurmak gerektiği ortada. Türkiye’de üretici sayısı kabaca 2,7–3 milyon bandında konuşulurken, 905 bin üretici sigortalı. Neden daha fazla çiftçi bu sigorta sistemi içinde değil… Sigortalılık oranı yüzde 30’u aşmış durumda, bu rakamın küresel ölçekte azımsanamayacağı örneğin İspanya’da daha düşük olması bizim gerçeğimizi ortadan kaldırmıyor. Engürülü, geçen yılki büyük iklim şokuyla, oranın, yüzde 23’lerden yüzde 30’a sıçradığını söyledi. Üzülerek ifade etmeliyim; iklim şokları bundan sonra şok olmayacak.
İklim şoku büyürken, üretim nasıl ayakta kalacak? Söyleşiden çıkan en çarpıcı noktalardan biri ise risk, yalnız meteoroloji değil. Finansman, krediye erişim, fiyat dalgalanması, kuşak/işgücü, bilgiye erişim… hepsi riskin katmanı.
Sistemin önemli zayıf noktası iletişim tabanlı. Ayrıca, özel sektör ekosistemini henüz içine almamış olması. Güven, poliçe okuryazarlığı, saha deneyimi ve aracı/eksper algısı işin bir bölümüyse risklerin önceden tespiti ve yaratıcı çözüm geliştirecek cesaret ile yaratıcı çözümler unutulmamalı. Özetle sigorta başarısına katkı verecek diğer unsurlar Ar-Ge, çeşit geliştirme, takvim yönetimi, planlama, veri ve piyasa altyapısı - vadeli işlemler.
Havuz Problemi
Krizden sonra çiftçiyi ayağa kaldıracak araçların başında sigorta sistemi geliyor. Engürülü, ısrarla Tarsim’in yardım kuruluşu olmadığını devletin prim desteğiyle erişilebilir hâle gelen bir sigorta modeli olduğunu ifade etti.
Sistem mimarisi kabaca şöyle işliyor; devleti temsilen Tarım ve Orman Bakanlığı ile Hazine ve Maliye Bakanlığı; düzenleyici tarafta sigortacılık alanındaki kurum; üretici tarafında Ziraat Odaları; sektör tarafında sigorta şirketlerinin temsil yapısı… Yönetim, konsensüsle alınan kararlarla ilerliyor.
Anlamaya yardımcı olması için bir benzetmeyle sordum: “Tarım sigortası DASK gibi mi?” Mantık benzer, havuz prensibiyle işleyen, riskleri paylaştıran bir yapı. Tarım, deprem gibi tek bir felaket anından ibaret değil; sezonluk, ürün bazlı ve çok katmanlı.
Söyleşide ilk sorum bilinçli olarak sembolikti: Kirazı sordum. Geçen yıl kiraz “bir meyve” olmaktan çıktı; pazarda görünmeyen ya da fiyatı yüzünden el uzatılamayan bir ürüne dönüştü. İklim krizi kirazla akademik raporlardan çıkıp mutfak masasına oturdu. Konu kirazla sınırlı değil; zincirleme bir kırılma. Engürülü, “İklim, “hava durumu” değil; üretimi, geliri, gıdaya erişimi ve nihayet ülkenin ekonomik-sosyal dayanıklılığını belirleyen bir risk başlığı” diye açıkladı.
“Omega don”
Geçen yıl yaşanan donun sıradan bir meteorolojik dalgalanma olmadığı, İstanbul Teknik Üniversitesi’nden akademisyenlerin “omega don” kavramını geliştirdiklerini öğrendim Kuzey Kutbu’ndan gelen soğuk hava kütlesi Türkiye’yi bir yay gibi sarıp ülkenin neredeyse tamamını; Kırklareli’nden Iğdır’a, Sinop’tan Hatay’a kadar etkilemiş. Miş’li geçmiş zamanla yazmamı yadırgayabilirsiniz, oturduğumuz yerden okuduğumuz haberlerle durumu yeterince içselleştirdiğimizi düşünmüyorum. Kanıksadığımız yerel riskler, alışık olmadığımız şekilde ülke ölçeğinde karşımıza çıkmış oldu.
Engürülü’ye göre Türkiye’nin iklim tarihinde Nisan ayının belirli aralıklarında don olurdu; ama lokal… örneğin; “Malatya’da olur, Giresun’da olur; Ege’de olur, İç Anadolu’da olur” diye örnekledi. Oysa bu kez ülke geneline yayılan bir etki var. Üstelik şiddet yüksek: -16 / -17 derece seviyeleri, ürünün özellikle çiçeklenme döneminde “o yılın verimini” sıfırlayabiliyor. Kirazın yanında kayısı, fındık, elma, nektarin, şeftali… Liste uzuyor.
Meteorolojik afetlerin frekansı da şiddeti de artıyor. Sonuç ürün kaybı değil yalnızca, gelir yok; gelir ve gelecek sezon kaybı. Peki bu bilinmezliğin yönetimi nasıl olacak?
Devlet desteği nerede başlıyor?
Engürülü sistemin omurgasında devlet desteği olduğuna dikkat çekti. Devletin rolü iki katmanlı; birincisi prim desteği ki, burada poliçenin erişilebilir olmasını sağlamak için primin önemli bölümünü üstleniyor. İkincisi “hasar fazlası güvencesi” ki, bu da reasürans bulunamazsa dahi sistemin arkasında durulacağına dair bir güvence mekanizması olması. Yani, “Felaket çok büyürse ödeme yapılır mı?” sorusu geliyor aklımıza. Benim aldığım mesaj; sistem terk edilmiyor. Ne kadar yanıt verebileceği ülke ekonomisinin gücüyle ölçülebilir. Kar amacı gütmeyen TARSİM’de fazla kaynak oluşursa gelecek riskler için rezervde tutuluyor.
Kapı nereden açılıyor? Sigorta kültürü nereye takılıyor?
Sistemin kapısı kayıtla açılıyor. Tarım ve Orman Bakanlığı’nın ilgili veri tabanlarında yer almayan üretici için sigorta mümkün değil. Bu, bazı üreticilerde “kayıt altına girme” tedirginliği yaratabiliyor; Engürülü “ Tapusu olmayan ev, tescilsiz araç sigortalanır mı? Sigortanın konusu tanımlı olmak zorunda” dedi.
Türkiye’de lisanslı 25 sigorta şirketi üzerinden poliçe düzenlenebiliyor ve sahada bu poliçeleri kesebilen 17 bin acente bulunuyor. Mesele, çoğu zaman “erişmekten çok inanmak.” Söyleşinin içinde Engürülü’nün şu cümlesini paylaşmak isterim: “Sigortacı sigortayı yaparken belli olmaz, tazminatı öderken belli olur.”
Bilgi açığı var. Üretici poliçeyi çoğu zaman okumuyor; hangi riskleri aldığını, hangilerini dışarıda bıraktığını bilmiyor. Sistem SMS bildirimleriyle uyarı yapmaya çalışıyor; örneğin dar kapsam seçilmişse “hastalık teminatı yok” mesajı gidiyor. Kabul edelim, finansal okuryazarlık meselesi derin.
Poliçeyi satan acentenin anlatımı, uzmanlığı, sahadaki dil birliği her zaman aynı düzeyde değil. Eğitim faaliyetleri — sosyal medya, televizyon, il/ilçe müdürlükleri, ziraat odaları — sahaya yayılıyor; güven kâğıt üzerinden değil, yaşanan deneyim üzerinden oluşuyor.
“Prim ödeyemiyorum” diyene ne oluyor?
Sahadan gelen sert itirazlardan biri bu: “Borç içindeyim; prim ödemek lüks.” Engürülü, bitkisel ürün sigortalarında primin tamamının peşin alınmadığını, modelin yüzde 15 peşin, yüzde 85 hasat tarihinden bir ay sonra şeklinde geliştirildiğini söyledi. Hayvancılık sigortalarında ise 6 eşit taksit uygulanıyor.
Bir başka yaygın eleştiri de şu: “Ne ödüyorlar ki?” Engürülü iki katmanlı cevap verdi. Önceliklle riskin büyüklüğüyle ilgili bir hatırlatma; havuz, büyük şoklar için var. Ardından “küçük ödeme” algısının her başlıkta otomatik doğru olmadığını savundu, örnek verdi; dolu riskinde, yüzde 100 zarar durumunda yüzde 92 ödeme ve yüzde 8 muafiyet var.
Buradaki temel gerilim üreticinin çoğu zaman “tam telafi” beklentisinden kaynaklanıyor. Engürülü’nün üreticiye çağrısı poliçeyi okumak, hangi riskleri aldığını baştan bilmek. TARSİM’in ürün tasarımı “paket” mantığıyla ilerliyor. Bitkisel ürünlerde bir “baz dolu paketi” var; ardından üretici ihtiyacına göre yangın, fırtına, hortum, sel, su baskını gibi riskleri seçebiliyor. Yaşam ezberin her an bozulabildiği bir döngü. Geçen yıl narenciyede “güneş yanıklığı” hasarı görülmüş; teminat kapsamında değilmiş. Engürülü bu yıl narenciyeye güneş yanıklığı teminatı eklendiğini söyledi.
Hayvancılıkta ise iki temel tercih olduğunu anlıyorum; “dar kapsam” (dış etkenler - sel, deprem, yangın, zehirlenme, vahşi hayvan saldırısı vb.) ile “geniş kapsam” (hastalıkların da dahil olduğu teminat)
Engürülü’ye “Krediye erişimde sigorta zorunlu mu?” diye de sordum. Yanıtını paylaşayım; “Sübvansiyonlu (düşük faizli) kredi için sigorta zorunlu. Özel kredi kullanımlarında böyle bir zorunluluk yok.”
“Vadeli piyasa” eşiği
TARSİM’e yönelik bir başka eleştiri: “Geliri korumuyor.” Yani yalnız verim kaybı / fiziksel hasar var; fiyat dalgalanmasıyla oluşan gelir kaybı yaşanıyor. Engürülü gelir koruma sigortasını tam uygulayan ülkenin yalnız ABD olduğunu; Türkiye’de ise buğday–arpa (ve bu yıl çavdar) kapsamında gelir koruma sigortası başlattıklarını söyledi. Sağlıklı işlemesi için gerekli olan vadeli işlem (future) piyasası altyapısının Türkiye’de henüz tam çalışmadığını vurguladı.
Kısa bir süre önce görüşlerine başvurduğum Türkiye Ürün İhtisas Borsası TÜRİB Genel Müdür Yardımcısı Necla Küçükçolak 2026 ikinci yarısında vadeli işlem piyasasının hayata geçeceğini ifade etmişti.
Sistemin fırsatı kadar eksiği var
Fırsat: Üretimi kırılma anında ayakta tutmak. Engürülü’nün cümlesi net: Sigortanın görevi “hasarı olan çiftçiyi ayakta tutmak, tarlada ve bahçede tutmak, üretime devam ettirmek.”
Eksik: Sosyal zemin. Poliçe okuryazarlığı sınırlı, aracılık yapısı heterojen, eksper süreçleri zaman zaman tartışmalı algılanıyor. Böylece “sigorta yaptırmak” ile “sigortaya inanmak” arasında mesafe oluşuyor. Bu sözleşme kültürü, güven mimarisi ve iletişim kapasitesi meselesi.
Sigorta tek başına “çözüm” olamaz riskin mimarisi kurulmalı. Son cümle olarak derleyecek olursam Türkiye’de tarımı etkileyen riskler kabaca don, kuraklık, dolu, sel/su baskını, fırtına/hortum, yangın, aşırı sıcak ve güneş yanıklığı… Bunlar “doğa olayı” gibi görünse de tarımsal sonuçları ekonomik. Risk, zincirleme beslenme ve ekonomik krize dönüşüyor; ulusal yeterlilik. Tarım egemenlik demek. Egemenlik yalnız topla tüfekle kurulmaz; gıdaya erişim, üretimin sürekliliği, kırsalın dayanıklılığı egemenliğin parçaları. Tarım sigortasını teknik bir finans ürünü değil, kamusal bir dayanıklılık aracı olarak okumalı. Kritik ihtiyaç listesine eklenmesi gereken kalemlerden biri de tarım uzmanı gazeteci ve iletişimciler. Sisteme tek pencereden bakmayı bırakmalıyız.