MERVE YİĞİTCAN
Türkiye ekonomisinin lokomotif sektörlerinden mobilya, bugün 45 bini aşkın üreticisi ve yaklaşık 200 bin kişilik doğrudan istihdam kapasitesiyle devasa bir ekosistemi temsil ediyor. Sadece bir imalat kolu olmanın ötesine geçerek tasarım ve zanaatı teknolojiyle harmanlayan sektör, Türkiye’nin dış ticaret fazlası veren sayılı sektörlerinden biri olmasıyla da dikkat çekiyor. Yıllık 4,5 milyar doları aşan ihracat hacmiyle Türk mobilyası, bugün dünyanın en büyük 10 ihracatçısı arasında yer alma vizyonuyla hareket ederken; Avrupa’nın en büyük mobilya üreticileri sıralamasında üst basamakları zorlamaya devam ediyor. Peki, bu kadar çok paydaşlı ve yüksek üretim kapasiteli bir sektör, küresel krizlerin ve değişen tüketici alışkanlıklarının ortasında yolunu nasıl çiziyor? Türkiye, kilogram başı ihracat değerini artırarak dünya liginde ilk 5 hedefleyişine nasıl ulaşacak? Bu soruların yanıtlarını, sektörü ortak bir vizyonda buluşturan ve Türk mobilyasının dünyadaki marka elçiliğini üstlenen Mobilya Dernekleri Federasyonu (MOSFED) Başkanı Ahmet Güleç ile konuştuk:
Sektör yeni kaldıraç arayışında
Türkiye mobilya sektörü son 20 yılda çok önemli bir üretim ve ihracat altyapısı kurdu. Mobilyada dünyanın en güçlü ilk 10 üreticisi arasında yer alan Türkiye, bugün 200’ü aşkın ülkeye ihracat yapan, proje bazlı işlerde tercih edilen, esnek üretim kabiliyeti ve güvenilirliği sayesinde marka değeri her geçen gün artan bir konuma ulaştı. Ancak son 3–4 yıla baktığımızda sektörün farklı bir döneme girdiğini söyleyebiliriz. Artan maliyetler, özellikle işçilik ve enerji tarafındaki yükseliş, uluslararası alanda fiyat rekabetinde elimizi zayıflattı. Sektör yeni bir denge ve kaldıraç etkisi arayışında. Bunun içinde tasarım, inovasyon, sürdürülebilirlik, marka ve proje yönetimi tarafında mevcut kaslarımızı daha da güçlendirmemiz gerekiyor. İç piyasa açısından baktığımızda ise konut satışları, finansmana erişim ve alım gücü gibi nedenlerle zaman zaman daralma yaşansa da Türkiye hala mobilya üretimi ve tüketimi açısından büyük bir pazar. Ancak sektörün asıl büyüme alanı iç pazar değil; ihracat, marka oluşturma ve uluslararası projeler olacaktır. Sektörümüz güçlü bir birikim üzerine kurulu, ancak artık büyümenin yönü değişmiş durumda. Önümüzdeki dönemde sürdürülebilir kalıcı başarı; tasarım, markalaşma ve uluslararası pazarlardaki değersel varlıkla mümkün olacaktır.
Nitelikli iş gücü ve ölçek problemi…
Bugün mobilya sektöründe yaşanan sorunları iki başlık altında değerlendirmek gerekir: Kısa vadeli güncel sorunlar ve uzun vadeli yapısal sorunlar. Güncel sorunların başında maliyet artışları geliyor. Son yıllarda işçilik, enerji, kira, finansman ve hammadde maliyetlerinde çok ciddi artışlar yaşandı. Buna karşılık döviz kurunun aynı hızda artmaması özellikle ihracat yapan firmaların rekabet gücünü zorlayan bir unsur haline geldi. Finansmana erişim ve kredi maliyetleri de hem üreticiyi hem perakendeciyi zorlayan önemli konular arasında yer alıyor. İç piyasada ise alım gücündeki düşüş, konut satışlarının yavaşlaması ve tüketicinin harcamalarını ertelemesi sektörü doğrudan etkiliyor. Mobilya sonuçta bir ihtiyaçtır ama aynı zamanda ertelenebilir bir harcama olduğu için ekonomik dalgalanmalardan hızlı etkilenmektedir.
Yapısal sorunlara baktığımızda ise aslında daha önemli başlıklarla karşılaşıyoruz. Bunların başında markalaşma, tasarım, nitelikli iş gücü ve ölçek problemi geliyor. Türkiye’de çok iyi üreticiler var ancak dünya markası diyebileceğimiz firma sayımız hala sınırlı. Tasarım, marka, mağazacılık ve global dağıtım ağını birlikte kurmak zorundayız. Bir diğer önemli konu da sektörün çok parçalı yapısıdır. Çok sayıda küçük ve orta ölçekli üretici bulunuyor. Bu durum esnek üretim açısından avantaj sağlasa da kurumsallaşma, verimlilik, teknoloji yatırımı ve global rekabet açısından dezavantaj oluşturabiliyor.
Özetle Türkiye mobilya sektörü üretim ve ihracatta ciddi bir başarı yakaladı ancak bugün artık sadece üretmek yetmiyor. Tasarım kabiliyetini geliştirmek, markalaşmak, finansmana erişimi kolaylaştırmak, nitelikli iş gücü yetiştirmek ve dünya pazarlarında kalıcı olmak zorundayız. Bundan sonraki dönemde bu konuları çözen firmalar ve ülkeler sektörde öne çıkacaktır.
En büyük risk maliyet ve küresel rekabet
Sektör şu anda net bir dönüşüm sürecinden geçiyor; bu da beraberinde hem riskleri hem fırsatları getiriyor. Risk tarafında en belirgin konu maliyet baskısı ve küresel rekabet. Özellikle düşük maliyetli üretim yapan ülkeler karşısında fiyatla rekabet etmek giderek zorlaşıyor. Buna ek olarak küresel talepteki dalgalanmalar, Avrupa’daki yavaşlama ve jeopolitik gelişmeler ihracat üzerinde belirsizlik yaratıyor. Bununla bağlantılı olarak, markalaşma eksikliği önemli bir kırılganlık alanı. Fırsat tarafında ise Türkiye’nin konumu ve üretim esnekliği öne çıkıyor. Yakın coğrafyalara hızlı erişim, proje bazlı işlerdeki deneyim ve çözüm odaklı üretim yaklaşımı önemli avantajlar sağlıyor. Özellikle otel, ofis ve konut projeleri gibi alanlarda ciddi bir potansiyel var. Artık pazarda fark yaratan unsur sadece ürün değil; o ürünün sunduğu hikâye ve değer önerisi. Önümüzdeki dönemde rekabetin yönü net: üretim kapasitesinden çok, bu kapasiteye hangi değeri eklediğiniz belirleyici olacak.
Hacim artışı tek başına yetmez
Sektörün temel gücü zaten mevcut. Bu nedenle öncelik, yeni bir yapı kurmak değil; mevcut yapıyı daha yüksek katma değer üreten bir seviyeye taşımak olmalı. Küresel ticaretin yeniden şekillendiği bu dönemde asıl ihtiyaç; üretimden çok değer üretme kapasitesini artırmak. Bunun için üç öncelik öne çıkıyor: İlk olarak, ihracatta kalite ve değer odaklı bir yaklaşımın güçlendirilmesi gerekiyor. Hacim artışı tek başına yeterli değil; tasarım, marka ve inovasyon yatırımlarının sistematik şekilde desteklenmesi şart. İkinci olarak, sürdürülebilirlik artık bir tercih değil rekabet koşulu. Karbon ayak izi, eko-tasarım ve uluslararası standartlara uyum gibi başlıklar sektörün merkezine yerleşmeli. Üçüncü olarak ise sektörün birlikte hareket etme kapasitesi. Parçalı yapı içinde ortak vizyon oluşturmak, uluslararası rekabette belirleyici hale geliyor. Asıl önemli olan kendi platformunu kuran, kendi hikayesini yazan ve küresel ölçekte sözünü söyleyen bir sektör olmaktır. MOSFED olarak biz bu dönüşümün yön vereni olma iddiasıyla hareket ediyoruz. Hedefimiz net: Üreten, tasarlayan, yenilik geliştiren ve küresel ölçekte söz sahibi olan bir Türkiye.
Riskler sektör için dönüşüm fırsatı
Risk yönetimini stratejik hazırlık ve dönüşüm perspektifiyle ele almak gerekir. Bugün sektörümüz güçlü bir üretim altyapısına, yaygın ihracat ağına ve kurumsal temsil kapasitesine sahip. Bu zemini daha dayanıklı hale getirmek için öncelikle tedarik zincirini çeşitlendiren, lojistik alternatifleri güçlendiren ve enerji verimliliğini artıran bir üretim mimarisini yaygınlaştırmak önemlidir. Jeopolitik dalgalanmalar ve küresel ticaret kırılmaları karşısında esnek üretim kabiliyetimizi daha da pekiştirmeli, pazar bazlı risk dağılımını dengeli şekilde yönetmeliyiz.
Fiyat rekabetine sıkışmamak için tasarım ve inovasyonu “süreklilik” haline getiren yatırım çizgisine ihtiyaç var. Bu bağlamda sürdürülebilirlik regülasyonlarına erken uyum sağlayan, karbon ayak izini ölçen ve raporlayan, sertifikasyon süreçlerini hızlandıran bir sektör yapısı inşa etmek kritik. Finansal dayanıklılığı artıran enstrümanların güçlendirilmesi, firmalarımızın ölçek ve kurumsallaşma kapasitesinin desteklenmesi de riskleri minimize eden temel unsurlar arasında yer alır. Biz riskleri; sektörü daha yukarı taşıyacak bir dönüşüm fırsatı olarak görüyoruz. Doğru planlama, ortak akıl ve vizyoner bir yaklaşım ile Türkiye mobilya sektörünün küresel ölçekte daha dirençli, daha rekabetçi ve daha yüksek katma değer üreten bir yapıya ulaşacağına inanıyoruz.
Türk mobilyasının 12 maddelik gelecek vizyonu
Ahmet Güleç’e göre küresel rekabette fiyat baskısından kurtulmanın ve dünyanın en büyük 5 ihracatçısından biri olmanın yolu, geleneksel üretim alışkanlıklarını modern bir değer zincirine dönüştürmekten geçiyor. Güleç, sektörün yeni yol haritasını şöyle açıklıyor:
1- Hacimden değere geçiş: Sektörün başarısı artık sadece üretim kapasitesiyle değil, bu kapasiteye eklenen katma değerle ölçülmeli. Kilogram başı ihracat değerini artırmak temel öncelik olmalı.
2- Tasarım odaklı sıçrama: Fark yaratmak için sadece ürün değil, bir hikâye ve değer önerisi sunulmalı. Tasarım, bir lüks değil, küresel ligde kalıcı olmanın temel şartı haline getirilmeli.
3- Küresel Marka İnşası: Türkiye’nin üretim gücü, dünya çapında tanınan global markalarla taçlandırılmalı. Mağazacılık ve global dağıtım ağları eşzamanlı kurulmalı.
4- Sürdürülebilirlik ve Yeşil Dönüşüm: Karbon ayak izi ölçümü ve eko-tasarım artık bir tercih değil, rekabetin ön koşulu. Avrupa Yeşil Mutabakatı gibi regülasyonlara hızlı uyum sağlanmalı.
5- Ölçek Ekonomisi ve Kurumsallaşma: Çok parçalı yapıdaki küçük işletmelerin verimlilik ve teknoloji yatırımları için kurumsallaşma kapasiteleri artırılmalı, ölçek problemleri çözülmeli.
6- Nitelikli İş Gücü: Üretim hatlarından tasarım ofislerine kadar her aşamada nitelikli insan kaynağı yetiştirilmeli ve bu iş gücü sektörde tutulmalı.
7- Finansal Dayanıklılık: Artan maliyetler ve finansmana erişim zorluklarına karşı firmaların özkaynak yapıları güçlendirilmeli, ihracatı destekleyen finansal enstrümanlar etkin kullanılmalı.
8- Pazar Çeşitlendirmesi: Avrupa ve Orta Doğu gibi geleneksel pazarların yanı sıra Amerika ve Afrika gibi potansiyel bölgelerde derinleşilmeli, jeopolitik riskler pazar dağılımıyla yönetilmeli.
9- Proje Taşeronluğundan Çözüm Ortaklığına: Otel, ofis ve konut projelerinde sadece mobilya tedarikçisi değil, "çözüm ortağı" kimliğiyle yer alınmalı.
10- Ortak Vizyon ve Güç Birliği: MOSFED çatısı altında yürütülen IIFF ve FDI gibi dev organizasyonlar ile sektörün "birlikte hareket etme" kabiliyeti daha da pekiştirilmeli.
11- Dijitalleşme ve Teknoloji: Üretim süreçlerinde dijitalleşme ve endüstri 4.0 yatırımları hızlandırılmalı, hammadde verimliliği teknolojiyle maksimize edilmeli.
12- Kültür Endüstrisi Kimliği: Mobilya sadece bir eşya değil, bir yaşam biçimi olarak görülmeli. Türk mobilyasının kültürel derinliği uluslararası tanıtımlarda bir koz olarak kullanılmalı.
Küreselde söz sahibi sektör yapısı oluşturmak istiyoruz
MOSFED olarak birçok proje ve çalışma yürütmekteyiz. Uluslararası İstanbul Mobilya Fuarı (IIFF), Türkiye’nin üretim gücünü küresel ölçekte görünür kılan en önemli vitrini oluşturuyor. Benzer şekilde Furnishings & Design Istanbul (FDI), tasarım odaklı dönüşümün merkezi olarak konumlanıyor ve bölgesel bir Türkiye merkezli bir tasarım gücü yaratıyor. Heartmade B2B platformu, UR-GE projeleri ve Yeşil Ekonomi Endeksi gibi çalışmalar da bu dönüşümü destekleyen araçlar. Bu yapıların ortak amacı, sektörü daha görünür, daha güçlü ve daha rekabetçi hale getirmek. Hedefimiz çok açık ve net; üretim gücünü tasarım ve marka ile tamamlayan, küresel ölçekte söz sahibi bir sektör yapısı oluşturmak.
Sektörel örgütlenmenin her kademesinde yer aldı
1970 yılında Mardin’de doğan Ahmet Güleç, 1990 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümü’nden mezun oldu. İş dünyasına 1991 yılında adım atan Güleç, mobilya sektörünün sadece bir üretim alanı değil, Türkiye’nin küresel ölçekteki en stratejik "kültür endüstrisi" olduğuna inandı. Bu vizyonu profesyonel iş yaşamının ötesine taşıyarak, sektörel örgütlenmenin her kademesinde liderlik yaptı. İnegöl Mobilya Sanayicileri Derneği (İMOS) ve İstanbul Mobilya, Kağıt ve Orman Ürünleri İhracatçıları Birliği Başkanlığı gibi kritik görevlerin ardından, bugün Mobilya Dernekleri Federasyonu (MOSFED) Başkanı ve Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkan Vekili olarak Türk ihracatının rotasını çiziyor. Avrupa Mobilya Endüstrileri Konfederasyonu (EFIC) Yönetim Kurulu Üyeliği ile sektörü uluslararası arenada da temsil eden Güleç, yerel üretimin gücünü küresel tasarım diliyle birleştiren, sektörün birleştirici lideri olarak tanınıyor.