Teka’nın üretim süreçlerinde geri dönüşüme ayırdığı cam fırın kapaklarını ve karton ambalajları genç sanatçıların tuvaline dönüştüren “Sanata Dönüşüm” projesi beşinci yılına ulaştı. Midea Türkiye Bölgesi CEO’su Aydın Kuzaltı, sanatın sürdürülebilirliği teknik bir başlık olmaktan çıkararak duyguya ve gündelik davranışlara taşıdığını söylüyor. Kuzaltı’ya göre markaların yeni dönemdeki sorumluluğu yalnızca projelere sponsor olmak değil; gençlere alan açan, üretimi destekleyen ve kalıcı sosyal fayda yaratan ekosistemler kurmak.
Bir ürünün ambalajı, görevini tamamladıktan sonra ne olur? Çoğu zaman atık olarak görülür, geri dönüşüm sürecine gönderilir ya da gözden kaybolur. Oysa döngüsel ekonomi, “Kullanım ömrünü tamamladığını düşündüğümüz bir malzeme, yeni bir değer üretmeye devam edebilir mi?” sorusunu gündeme taşıyor. Teka beş yıldır sürdürdüğü “Sanata Dönüşüm” projesi, bu soruya sanat üzerinden yanıt veriyor. Proje kapsamında ilk yıllarda kullanılmayan cam fırın kapakları, sonraki dönemlerde ise ankastre fırınların geri dönüşüme ayrılan karton ambalajları genç sanatçıların elinde birer sanat eserine dönüşüyor. Projenin beşinci yılı, Mayıs ayında İstanbul Restoran Modern’de düzenlenen bir buluşmayla kutlandı. Hakan Kürklü’nün küratörlüğünü üstlendiği bu yılki koleksiyonda 10 genç sanatçının çalışmaları yer aldı. Koleksiyonun ilk sergisi İstanbul Galeri FE’de sanatseverlerle buluştu. Bugüne kadar 40’tan fazla genç sanatçıya üretim ve görünürlük alanı açan proje, bu yıl sosyal fayda boyutunu da genişletti. Koleksiyondaki eserlerin satın alınmasıyla elde edilen katkı, Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı aracılığıyla çocukların nitelikli eğitimine destek oluyor. Midea Türkiye Bölgesi CEO’su Aydın Kuzaltı ile sanatın sürdürülebilirlik dönüşümündeki rolünü, genç yaratıcıların ihtiyaçlarını ve şirketlerin karşı karşıya olduğu “samimiyet testini” konuştuk.
Sanat, sürdürülebilirliğin davranışa dönüşmesi için bir araç
“Teka sürdürülebilirliği dönemsel bir iletişim konusu olarak değil, şirket kültürünü ve karar alma biçimini etkileyen uzun vadeli bir yaklaşım olarak konumluyor. Bu projeden aldığımız ilhamla sürdürülebilirlik alanında her zaman daha iyi bir marka olmak için çalışıyoruz. Her yıl bir önceki yıldan daha iyi oluyoruz. Gerek ürünlerimiz, gerekse de üretim tesislerimizde ve operasyonlarımızda yaptığımız iyileştirmelerle sürekli gelişiyoruz. Sanata Dönüşüm, Teka’nın sorumlu üretim anlayışının, sürdürülebilirlik vizyonunun ve ileri dönüşüme olan bağlılığının somut bir ifadesi. Atık olarak görülen malzemelerin, genç sanatçıların yaratıcılığıyla yeniden hayat bulması; dönüşümün sadece fiziksel değil, aynı zamanda düşünsel bir süreç olduğunu bize hatırlatıyor. Bu yıl, projemizin sosyal etkisini bir adım ileri taşıyarak, eserlerin Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı aracılığıyla çocukların nitelikli eğitimine katkı sağlaması, bizim için son derece anlamlı ve ilham verici. Sanata Dönüşüm paydaş sayısının her geçen yıl büyümesi bize büyük mutluluk veriyor ve bir markanın toplumsal rolünde değer yaratmanın farklı açılımlarını bize öğretiyor. Proje, ilk günden bu yana içerde de sürdürülebilirlik yaklaşımımızın genişleyip yaygınlaşması konusunda en önemli kılavuzlarımızdan biri haline geldi. Sadece iletişim biçimimizi değil, yaptıklarımızı da değiştirdi. Bu nedenle sanatın sürdürülebilirlik konusunda yalnızca ‘anlatan’ değil, aynı zamanda davranış değişikliği başlatabilen güçlü bir araç olduğuna inanıyorum. Çünkü bazen bir fikir, bir deneyim ya da yaratıcı bir yaklaşım etki alanınızda büyük bir dönüşüme zemin hazırlayabiliyor.”
Zihinsel bir dönüşüm
“Sürdürülebilirlik verilerle anlatıldığında çoğu zaman ‘bilgi’ olarak kalıyor. Sanatla buluştuğunda ise duyguya, hafızaya ve gündelik davranışa dönüşebiliyor. İnsanlar çoğu zaman istatistiklerle değil, hissettikleri şeylerle hareket ediyor. Sanat da tam olarak burada devreye giriyor. Bugün geri dönüşüm, yeniden kullanım ya da bilinçli tüketim gibi kavramların toplumda daha görünür hale gelmesinde sanatın önemli bir etkisi var. Özellikle atık malzemelerin sanat eserine dönüşmesi, insanların ‘atık’ olarak gördüğü bir nesneye yeniden bakmasını sağlıyor. Bu sadece estetik bir dönüşüm değil; zihinsel bir dönüşüm de yaratıyor. Ayrıca sanatın çok güçlü bir demokratikleştirici etkisi bulunuyor. Kamusal alanda karşılaşılan bir enstalasyon, bir sergi ya da yaratıcı bir deneyim çok daha geniş bir kitleye dokunabiliyor. Böylece mesele teknik bir başlık olmaktan çıkıp kültürel bir farkındalığa dönüşüyor. Öte yandan, özellikle yeni nesil için sürdürülebilirlik artık yalnızca çevresel bir sorumluluk değil; yaşam tarzı, estetik tercih, kültür ve kimlik meselesi. Tasarım, moda, gastronomi ve sanat bu dönüşümün taşıyıcı alanları haline geliyor. Bu nedenle sanatın sürdürülebilirlik konusunda yalnızca ‘anlatan’ değil, davranış değişikliği başlatan bir araç olduğuna inanıyorum.”
Markanın nasıl bir değer dünyası temsil ettiği çok önemli
"Bugünün tüketicisi için bir markanın yalnızca ne ürettiği değil, neden ürettiği ve nasıl bir değer dünyası temsil ettiği de çok önemli. İnsanlar artık sadece fonksiyonel ürünler satın almıyor; kendilerini yakın hissettikleri bir yaklaşımın parçası olmak istiyor. 'Crafted from Kraft' yaklaşımı da tam olarak buna benzer bir anlayıştan doğuyor. Bugün tüketiciler markaların yalnızca iletişimde değil, yaklaşım biçiminde de samimi olmasını bekliyor. Tam da bu nedenle Teka için sürdürülebilirlik uzunca bir süredir yalnızca çevresel bir söylem değil; tasarımdan deneyime, üretimden ürünlere kadar bütünsel bir dönüşümü temsil ediyor."
Markaların rolü yalnızca sponsor olmak değil
"Bugün genç yaratıcıların en büyük ihtiyacı, finansman, görünürlük, mentorluk ve cesaretin bir araya geldiği sürdürülebilir bir ekosistem. Ancak içlerinden bazılarını öne çıkarmak gerekirse, en kritik konu görünürlük ve doğru mentorluk. Türkiye'de çok güçlü bir yaratıcı potansiyel var. Fikir üreten, deneyen, estetik dili güçlü gençler var; fakat çoğu zaman bu üretimlerin doğru insanlarla, markalarla ve platformlarla buluşması kolay olmuyor. Görünürlük eksik olduğunda finansmana erişim de zorlaşıyor. Mentorluk olmadığında ise yetenek, yönünü bulmakta zorlanabiliyor. Cesaret konusu da çok önemli. Çünkü yaratıcı üretim biraz da 'kusursuz olmadan başlayabilme özgürlüğü' gerektiriyor. Gençlerin hata yapmaktan korkmadığı, denemeye teşvik edildiği alanlara ihtiyaç var. Bu nedenle de bugün markaların rolü bence yalnızca sponsor olmak değil, alan açmak, görünürlük sağlamak, üretimi desteklemek ve genç yaratıcılarla birlikte düşünebilen kültürel platformlar yaratmak olmalı."
