Mevcut koşullar devam ettiği sürece Avrupa Birliği’nin Türkiye ile iyi ilişkiler yürütmesi sonucunda kazançlı çıkacağı hakkında herhangi bir tereddüt yoktur. Buna karşılık, eğer ülkemiz bu Birlik’e katılmazsa, Birlik’in önemsiz bir kuruluşa dönüşeceğini iddia etmenin de sağlam bir temeli bulunmamaktadır.
Son zamanlarda Türkiye’nin katılmaması durumunda Avrupa savunmasının eksik kalacağı üzerinde fazlasıyla durulmaya başlandı. Türkiye hükümeti ise bir adım daha da ileriye giderek şayet Avrupa Birliği dünyadaki lider ülke gruplarından biri olmak istiyorsa, mutlaka içine Türkiye’yi katması gerektiğini ileri sürüyor. Birlik’in Türkiye’yi arasına katmaması halinde güdük kalacağını, gelişemeyeceğini, etkisizliğe mahkum olacağını söylüyor. Buna karşılık, Avrupa Birliği’nin içinde Avrupa savunmasında Türkiye’ye ne kadar yer verileceği konusunda tartışmalar cereyan ediyor. Kimine göre Türkiye’ye fazla güvenilmemesi ve özellikle savunma vesile edilerek Avrupa Birliği üyeliğine gidilen yolun açılmaması lazım. Kimine göre ise savunma ve üyelik zaten ayrı şeyler ama savunma konusunda Türkiye ile iş birliği yapmanın bir sakıncası bulunmuyor. Dolayısıyla savunma alanında Türkiye ile yakın iş birliğinden kaçınmamak gerekiyor. Tüm bu tartışmalar sırasında, ülkemizin, mevcut uygulamalarını korumakta ısrar ettiği sürece, kendisine Avrupa refahı ve savunması için ihtiyaç duyulması nedeniyle Birlik üyesi yapılması gerektiğine dair herhangi bir düşüncenin bir AB üyesi tarafından ortaya konduğuna şahit olmadım.
Avrupa’nın Türkiye’ye önem atfetmesinin nedeni Rusya tehdidi
Tartışmamıza önce bir ülkenin stratejik öneminin bulunduğu mevki nedeniyle kendisine önem atfetmesiyle değil, başkalarının ne yapmak istediğiyle belirlendiğini vurgulayarak başlayalım. Dünya siyasetine yön verenlerin ve komşu ülkelerin dış siyaset hedefleri ve eylemleri, sizin ülkenizin de stratejik önemini belirliyor. Bir dönem önemli telakki edilen bir bölgenin, başka bir dönemde ya da ortamda önemini yitirmesi her zaman mümkündür. Günümüzde Avrupa savunması açısından neden ülkemize önem atfediliyor? Önce bunu sormamız lazım. Avrupa’nın kendi savunması açısından Türkiye’ye önem atfetmesinin altında dostlarımızın Kıta’ya dönük en büyük tehlikenin Rus yayılmacılığı olduğunu düşünmesi yatmaktadır. Avrupa çevrelerinde hakim olan düşünceye göre, şayet Avrupa kendi güvenliğini sağlayacak tedbirleri almayacak olursa, Rusya önce iki savaş arası zaten mülkiyetinde bulundurduğu Baltık ülkelerini topraklarına katarak Baltık Denizi’ne kolayca ulaşacak, ardından da Soğuk Savaş döneminde olduğu gibi, Doğu Avrupa ülkeleri üzerinde hakimiyet kurmaya çalışacaktır. Hatırlanacağı gibi, Soğuk Savaş sırasında NATO savunma planları dahilinde Türkiye ve Norveç’e Sovyetleri bir pense hareketiyle kıstırmak görevi verilmişti. Norveç Kuzey’den Türkiye ise Güney’den Rusya’ya ilerleyecek, böylece Almanya yönünde ilerleyen Sovyet güçleri durdurulmuş veya en azından yavaşlatılmış olacaklardı. Şayet Avrupa savunmasına yön veren temel kavram Rus yayılmacılığı ise, gerçeklerin zaman içinde fazla da değişmediğine hükmetmek gerekecektir.
Avrupa’nın Türkiye ile askeri iş birliğine yönelmesi mantığa uygun
Tabii, Türkiye’nin Avrupa savunmasında görev üstlenecek bir askeri güç olarak algılanmasında, dolayısıyla bu ülke ile iyi ilişkiler kurulmasının savunulmasında başka değişkenler de rol oynuyor. Bu sütunlarda da daha önce de dile getirildiği gibi, Türkiye NATO içinde Amerika’dan sonra en büyük askeri güce sahip ülkedir ve belki daha da önemlisi, çoğunun askere alınabileceği genç bir erkek nüfusu bulunmaktadır. Bunun yanında nispeten iyi donanımlı olduğu düşünülen ordusunun alanda çatışma tecrübesine de sahip olduğu düşünülmektedir. Türkiye gelişmekte olan ve her gün ortaya koyduklarıyla dostlarını şaşırtan bir silah endüstrisine de sahiptir. Bu endüstri peşpeşe yeni silahlar sergilemekte, genellikle bunları diğer ülkelere nazaran daha düşük maliyetle üretmekte ve satmaktadır. Yıllar içinde hemen hemen tüm Avrupa ülkeleri ordularını küçültmüşler, zorunlu askerlik hizmetini de sona erdirmişlerdir. Kamuoyları genellikle savunma alanına yatırım yapılmasına ve bu alanda büyük harcamaların gerçekleştirilmesine karşıdır. Belki bu ülkeler üretim teknolojilerine sahip olmaya devam ediyorlar ama büyük miktarlarda askeri üretim yapmadıkları gibi, savunma sanayileri de genel olarak gerilemektedir. Bu koşullar karşısında Avrupa ülkelerinin Türkiye ile askeri iş
birliğine yönelmeleri, mevcut ilişkileri iyileştirmeye çalışmaları, mantığa oldukça uygun gözükmektedir.
Fakat isterseniz başlangıçtaki sorumuza dönelim ve soralım: “Şayet Avrupa ülkeleri Rusya’dan çekinmeselerdi, Türkiye’yi stratejik bakımdan önemli bir aktör olarak görürler miydi?” Bu konuda fazlasıyla mütereddit olduğumu ifade etmek mecburiyetindeyim. Şimdi bir sonraki soruya geçelim. Eğer Rusya yayılmak istiyorsa, acaba yayılmayı istediği istikametler arasında Türkiye de bulunmakta mıdır? Bu soruya, “muhtemeldir” diye cevap verecek olursanız, bu sefer de sormamız gereken soru şu: Bir Avrupa savunma tasavvurunun parçası olmakla, acaba Türkiye de böyle bir düzenin sağladığı caydırıcılıktan da yararlanmıyor mu? Şüphesiz evet. Başka türlü ifade edecek olursak, aynı savunma projesinin içinde yer almakla sadece Avrupa ülkelerinin değil, Türkiye’nin de kazançlı çıkması söz konusudur.
Evet, devam edelim. Acaba Türkiye ve Avrupa’nın aralarındaki iş birliğini savunma alanıyla sınırlamaları ve siyasi bütünleşme yönünde adım atmamaları mümkün müdür? İşbirliğini askeri alanla sınırlamak şüphesiz mümkündür. İşbirliğinin iktisadi iş birliği ile güçlendirilmesi düşünülebilir ama zorunlu olmadığı bir yana, iktisadi ve siyasi bütünleşmeye yol açmasını beklemek için bir neden yoktur. Belki hatırlatmaya bile gerek yok ama Avrupa Birliği bir siyasi ve iktisadi bütünleşme projesidir. Bu projede yer almak isteyen ülkelerin belirli kurallara ve ilkelere uyması istenmektedir. Örneğin, üye ülkelerin demokrasi ile yönetilmesi, bireyin temel haklarına, basın özgürlüğüne, hukuk devletine ve bunun benzeri bir takım ilkelere bağlı olması beklenmektedir. Şüphesiz üye ülkeler arasında ilkelere uymak bakımından farklar bulunmaktadır ama tüm ülkelerde hükümetler serbest ve adil seçimlerle değişebilmektedir. Sonra Avrupa Birliği’ne üye olup da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararlarını tanımıyorum diye bir ülkeyi tahayyül etmek dahi imkansızdır. İlginçtir ki, bu mahkeme Bir Avrupa kurumu olmakla birlikte, bir Avrupa Birliği kurumu dahi değildir.
AB, karar almakta çok yavaş hareket ediyor
Avrupa Birliği iktisaden çok güçlü bir dizi ülkeyi bünyesinde barındırmakta, ancak karar almakta çok yavaş hareket etmektedir. Bazen küçük ülkelerin ısrarlı direnmeleri tüm kuruluşun ilerlemesini durdurmakta veya yavaşlatabilmektedir. Eğer Türkiye böyle bir birliğe katılacak olursa, karar alma sürecini hızlandıracak değildir, o da yürürlükte olan düzene uymak mecburiyetinde kalacaktır. Dolayısıyla, Türkiye’nin üyesi olmadığı bir Birlik, dünyada önemli bir yer işgal edemez türünden bir önermeye katılmak için peşinen inandırıcı bir sebep bulmak pek de kolay olmamaktadır.
Mevcut koşullar devam ettiği sürece Avrupa Birliği’nin Türkiye ile iyi ilişkiler yürütmesi sonucunda kazançlı çıkacağı hakkında herhangi bir tereddüt yoktur. Buna karşılık, eğer ülkemiz bu Birlik’e katılmazsa, Birlik’in önemsiz bir kuruluşa dönüşeceğini iddia etmenin de sağlam bir temeli bulunmamaktadır. Türkiye’nin stratejik önemi iddialarını ileri sürerken, stratejik konuma sahip olmanın göreceli ve zaman içinde değişebilen bir kavram olduğunu unutmamalıdır. Eğer Birlik üyeliğine talipsek, o ilkelere uymamız gerekecektir.
