Trex’in Bursa’da Hilton Oteli’nde düzenlediği “Fabrikanı keşfet” toplantısına metaforlar ve aforizmalar damgasını vurdu. İktisatçı Emre Alkin, duvarlara yazılacak “Reel sektör gerçeklerle yaşar” sözünü ederken sınai yazılım şirketi trex’in yönetim kurulu başkanı İlhan Özdemir yumurta ve mayonez ile ilgili benzetmeler kullandı. Bunları birleştirdiğimizde, içinde sıkıştığımız menemen ekonomisinden çıkmamız mümkün olabilir.
Yazıya devam etmeden önce, anladığım kadarıyla, İlhan Bey ile aramızda soyadı benzerliğinden başka bir bağlantı olmadığını yazayım. Onlar tarihsel olarak Bursalı, benim babamsa Doğubeyazıt doğumluydu. Ancak dünyayı algılama ve anlatma biçimlerimiz benziyor. Özdemir’in yumurta ve mayonez ile ilgili benzetmeleri, sınai üretimde teknolojiyi kullanarak ölçme ve performans analizi yapma işini çok iyi anlatıyor. Özdemir, “Veri mayonez gibidir. Zamanında kullanmazsan bozulur. Hele bir de sıcaktaysa daha hızlı bozulur” dedi. Sohbet ederken kullandığı bir diğer cümle “Veri yumurta gibi değildir, paylaştıkça azalmaz” şeklindeydi.
Buradan devam etmeden önce, benim katkımı oluşturan “menemen olgusunu” anlatayım ki temel kavramlar üzerinde anlaşalım. Bizim mahallede çok çalışarak Kadıköy Menemencisi markasıyla bir mekân açtılar. Sermayenin bu iç mimari çalışmasında tükendiğini düşünüyorum. Dev Kadıköy Menemencisi tabelasının yanında İngilizce olarak “Breakfast, Lunch, Coffee” yazıyordu. Menüsünü hiç görmedim ama sanırım doymak için ucuz bir alternatif olan menemenden elde edeceği kazanç ile tarihi mahalle diye buraları gezmeye gelen yabancılara satacağı kahveden para kazanmayı planladığını düşünüyorum. Ekmek almak için gittiğim, hemen karşısındaki, Çağrı Fırın’da “Sizin tatlıları bizim menüye koyalım, sipariş olursa sizden alalım” diye çok akıllıca bulduğum iş modelini anlatan da muhtemelen patrondu. Acelem olduğu için kafamı çevirip bakmadım.
Dolayısıyla iş battığında “nasıl battı” sorusunu soracak birisini tanımıyordum. Şans eseri geçenlerde gazete almak için gittiğim kırtasiyeciyi işleten Ertan ile sohbet ederken mahallemizin başka bir menemencisi ile tanıştım ve bu operasyonun ekonomisindeki sorundan emin oldum. Bu arkadaş, “Domatesin fiyatı 250 lira olmuş. Geçenlerde sosyal medyada fotoğrafını paylaştım. Ben zaten menemeni 250 liraya satıyorum. 500 liraya satacak halim yok ya.” dedi. Ertan hemen maliyet muhasebesine girdi ve “Kaç yumurta kullanıyorsun?” diye sordu. Menemenci “İki” diye yanıt verdi. Ertan bize söylemese de kafasından bir maliyet hesabı yaptığını gözlerinden anladım ve gözlerindeki karamsar bir bakıştan işin içinden çıkamadığını anladım.
İlhan Özdemir ile tanışmış ve trex kullanıcısı olmuş olsalardı, bir menemen porsiyonu için bir kilo domates kullanılmadığını ve asıl sorunun dükkân kirası, elektrik maliyeti ve yeterince müşteri gelmediği için çalıştırılan personelin müşteri başına maliyetinin yükselmesi olduğunu bilirlerdi. Menemencinin garson çalıştırıp çalıştırmadığını bilmiyorum. Trex kullanıcısı olmadığım için yazılımın bunu ne kadar yapabildiğini bilmiyorum ama İlhan Özdemir ile sohbetlerimizden, 30 yaşına yaklaşan şirketin DNA’sını oluşturan bakış açısının bu şekilde olduğunu tahmin ediyorum ve buna inanıyorum.
Üstelik ben Salı Pazarı’ndan 75 liraya domates alınabileceğini de biliyorum. Küçük ama bol çekirdekli ve tatlı olan bu domatesin kabuğu, koruyucu ile kaplanmadığı için, güven erozyonuna neden oluyor ama yemeğe müthiş bir tat veriyor. Dolapta unuttuğunuzda bile bozulmayan domateslerin formülünü bilmiyorum ama bu domateslerle yaptığım peynirli yumurtadan aldığım tat, menemen için de ideal olduklarını düşündürüyor. Kahvaltıda da servis edeceğiniz görünümdeki domatesin Salı Pazarı’ndaki fiyatı ise 120 lira ama tadını bilmiyorum. Bu yazıda bu kadar ana temaya oturan yumurtaya dönersek, ben mahalle kasabımdan battal boyunu sekiz liraya alıyorum. Söğütlüçeşme’deki bir markette 30’lu kartonu 195 liraya –tanesi 6,5 liraya- satılıyordu. Bursa’daki etkinlikten dönerken önünden geçtiğim marketin önüne 195 liralık fiyatın üzerini çizip “30 yumurta 135 lira” yazmışlardı. Yani tanesi 4,5 liraya geliyor. Geçenlerde altı karton yumurtayı Küf’e taşıyan garson arkadaşın taşıdığı yumurtaların fiyatının daha da düşük olduğunu sanıyorum. İki ana maliyet kalemi ile ilgili tablo bu şekilde.
Yumurtadan devam edelim. İlhan Özdemir’in bahsettiği mayoneze gelirsek, benim buraya kadar anlattığım tedarik zinciri ve maliyet muhasebesinden sınaî üretime geçiyoruz. Yumurtanın akıyla sarısının ayrılmasından zeytinyağı ve limonun eklenmesi ile kesilmesinin sağlanmasına kadar olan süreci, çocukluğumda rahmetli annemin asistanı olarak deneyimlemiştim. Çocuk ellerimle yumurtayı ayırmama ya da şiddetli çırpma işlemini yapmama imkân yoktu ama zeytinyağını ve limon suyunu dökmeyi başarabiliyordum. Zaten annemin komşusu kadınlar da oradaydı ve benim hata yapmam durumunda sürece müdahale ediyorlardı. O zaman farkında değildim ama mayonez bir sınaî üretim süreciydi. Bugün İlhan Özdemir’in veriyi mayonezle anlatması, sınaî üretimin nasıl değiştiğinin bir simgesi ancak konu sadece mayonez ile sınırlı değil. Pastanelerdeki pahalı ürünler arasında yer alan beze de yumurta akıyla şekerin çırpılmasıyla yapılır. Benzer şekilde krema da belirli malzemeler ve çırpma biçimleri ile yapılan benzer bir üretimdir. Ve tabii yaz yaklaşırken gündemde olan dondurma da farklı dövme ya da –döndürerek- karıştırma süreçlerinin sonucudur. Hakeza artık çok karşılaşmadığımız yayık ayran da böyledir. Yani İlhan Özdemir’in mayonez-veri bağlantısında durmayıp sanayideki bütün bu süreçleri ölçme konusundaki gücünü yayması gerekiyor. Bu akışı bu noktada kesip, burada gerçek anlamda bir dönüşüm sağlamak için çekilmesi gereken sancılardan bahsetmek istiyorum. Böylece aynı tas aynı hamam ile devam etmekten kurtulmanın da yolunu bulmaya hizmet etmeyi istiyorum. Burada birini sahnede dinlediğim diğerini yüzyüze konuştuğum iki deneyimi olduğu gibi aktaracağım. Yazacaklarım aynı deneyimin farklı tarafların neler yaşadığını anlaşılır kılmayı hedefliyor. Bunu neden yaptığımı da yazının sonunda açıklayacağım.
Arıkan Automotive ve Ahmet Arıkan’ın deneyimi
Arıkan Automotive Genel Müdürü ve Taşıt Araçları Tedarik Sanayicileri Birliği (TAYSAD) Yönetim Kurulu Üyesi Ahmet Arıkan panelin ikinci sorusunu şöyle yanıtladı:
“Biz Trex’le 2016 yılında tanıştık. 2016 yılından önce üç vardiya çalışarak üretim yapıyorduk. Arıkan Kiriko diye biliniyoruz. Tofaş doğduğu zaman babam Tofaş'ın krikolarıyla başlamış. Artık bu ürünlerin oranı belki yüzde 10’lara düşmüş vaziyette.
Üç vardiya çalışan işçilerden, her şeyi manuel yaparken bir de günlük imalat bildirim formları doldururlardı. Sabah 8:00’de başladım, örtü temizledim. Sonra 300 tane parça bastım, arkasından tuvalete gittim. Sonra geldim, tekrar şunu yaptım, bunu yaptım. Her vardiyada da gri yaka dediğimiz arkadaşlar vardı. Bu verileri böyle İRT sistemine giriyorlardı. Biz N-1, N-2, N-7 günün verimliliğini toplam ekipman verimliliğini (Overall Equipment Effectiveness-OE) tartışıyorduk. Birçok veride hatalı geliyormuş bize: 700 yerine 7 bin yazıyordu. Kendi sicil numarasını yazamayan adama dokuz haneli stok numarası yazdırmaya çalışıyorduk. Sonra da daha güzelini yapıyorduk: büyük firmalara çalışırken böyle çok güzel Excel’ler haline getirip yüzde 82 mi verimliyiz, yüzde 86 mı verimliyiz diye tartışıyorduk.
2016 senesinde biraz büyüdük; yeni birtakım ihracatlar başladı ve şirketin içinde yeni ihtiyaçlar oluştu. Büyüyünce içeride bir kaos ortamı oluştu ve doğrudan hiçbir şeye hakim olup planlama yapamaz hale geldik. Trex’e bu dönemde geçtiğimizde kurdukları dashboard’da bizim yüzde 86-87 olarak hesapladığımız veriler yüzde 47 görünüyor. Sektördeki herkes gibi biz de 500 bin euro ile 1 milyon euro arasında değere sahip presleri kullanıyoruz. Bunları yüzde 50 civarında kullandığımızı gördük. 1 milyon euroluk presin yüzde 50 kullanılması 500 bin dolar zarar demek. Pareto yapıp problem takip sayfası (problem follow up sheet) ile sorunları tanımladığımız ve aksiyon aldığımız bir modele geçtik. Bir kalıbı bağlamanın 1 saat 15 dakika sürdüğünü ve ardından ilave rulo beklerken 45 dakika harcandığını gördük. Forklift bekleme ile 58 dakika kaybediliyordu.
Eskiden firma küçükken babam hep ‘Bu çocuk çok çalışkan; bak hiç tezgahın başından kalkmıyor. Bu az tuvalete gidiyor’ diye değerlendirirdi. Ben sistemi kuracağım zaman bütün çalışanları topladım ve dedim ki ‘Ben hiçbirinizi takip etmeyeceğim. Hiç kimseyi de işten çıkartmayacağım. Ben tezgâhlarımı dinlemek istiyorum. Prosesimi iyileştirmek istiyorum.’ dedim. Robot hattımızda bakıyoruz 1 saat 15 dakika koli beklediğimizi gördük. Parça gelmemiş onu beklemişiz. Somun yok diye hattı durduruyoruz. Bunları gördük.
Şu an sürekli olarak dinliyoruz. Prosesinizde sıcaklık önemliyse sıcaklığı dinlemeniz lazım. Benim için sayı çok önemli. Ben sayıyı takip ediyorum. Günde kaç tane parça bastığım benim için çok önemli. Biz bir vardiya azalttık ama ciromuz küçülmedi ve daha çok kâr elde etmeye başladık. Kâr elde etmezseniz sürdürülebilir olamazsınız. Mümkün değil.
Sistemi çok geliştirdik; el terminalleri aldık, paneller aldık. Şimdi adam işi bitirmeden yarım saat önce, 12 dakika önce sistem bir sonraki kalıbı getir diye haber veriyor. En çok bağladığımız kalıbı, 20 bin metrekarelik bir alanın ta öbür köşesine koymuşuz; onun yerini değiştirdik. Üretim hatlarını değiştirdik; hatta bazı tezgâhları attık. Ne kadar çok bakım yaptığımızı gördük ve buna çözüm bulduk. Arıkan’ın ortalama verimliği dün mesela 72,9’du. Bazı hatlarda yüzde 83'lere kadar çıkardı, yaptığımız iyileştirmeler.” şeklinde konuşuyor.
Trx’in Arıkan deneyimi
Trx Yönetim Kurulu Başkanı İlhan Arıkan’ın ağzından aynı konunun anlatımı ise şöyle:
İlhan Özdemir: Bilgi gerçekten paylaşılınca çoğalıyor. Yani yumurta gibi değil. Biz bilgiyi paylaşarak çoğaltmaya çalışıyoruz.
Formül son derece basit: Kültürel dönüşümle dijital dönüşümü bir araya getirmeniz lazım ki yalın araçlar bunların örnekleri. İşte bizde burada bu işleri yapmış firmaları bir araya getirip daha verimli firmalar, daha etkin çalışan firmalar, sürdürülebilir karlılık sahibi firmalar oluşturmaya çalışan ürünlerimizi sergiliyoruz. Başka türlü cari açık kapanmaz.
2010-2019 yılları arasında 18 milyar dolar hassas işleme tezgâhlarına para verdi bu ülke. Ama yarısı kullanılıyor. Biz parayı sokaktan toplamıyoruz, petrolümüz yok. Deneyimimiz var ve bir üretim üssüyüz. Fason bir üretim üssüyüz, çok markalaşamamışız ama yine de fabrikalarımız çok ciddi efor sarf ediyor bu konuda.
30 yılımızı tamamlamaya yaklaşırken biz de bu deneyimimizle onlara önderlik etmek istiyoruz. Ben bilgi mayonez gibidir, diyorum; yani azıcık sıcakta bırak, bozulur, çürür. O bilgiyi topladın, topladın; toplamadın o bilgiyle en fazla tahmin yaparsın. Karar falan alamazsın. Ya da aldığın karar tahmine işaret eder ve doğru bir şey olmaz.
Kerem Özdemir: Ahmet Arıkan’ın anlattıkları benim çok fazla ilgimi çekti. Sonuçta iç organizasyonu değiştirdiklerini anlatıyor. Bu boyuta biraz değinir misiniz? Yani veriyi verimliliği arttırmak için fabrika kurgusunu değiştirerek nasıl kullanıyorlar?
İlhan Özdemir: Ahmet Erkan’a 2015’ten 2016’ya kadar satışa gitmiştim. İkinci kuşaktı ve fabrikanın da başına geçmişti. “Bizim verimliliğimiz, OE’miz çok yüksek” dedi. OE'yi o zaman herkes bilmiyor; overall equipment effectiveness’in kısaltması. Toplam ekipman etkinliği demek yani kapasite kullanımı aslında. Yüzlerce proje yapmış biri olarak biliyorum ki etkinlik yüzde 45-55 arasında değişir. Öyle 70’ler, 80’leri ancak üst düzey işletmelerde, kültürel dönüşümü sağlamış işletmelerde ya da çok robotik çalışan yerlerde bulursunuz.
Ahmet Bey, “Bizim etkinlik değerimiz yüzde 76. Daha ne yapabiliriz ki?” dedi. Ben de “Bir ölçün; yüzde 50'yi buluyorsanız ben size ürünlerimizi hediye edeceğim. Beş yıl da bakım anlaşması garantili...” dedim. O zaman kızdı ama iki ay sonra tekrar aradı ve “Gelin bir görüşelim.” dedi. Tekrar görüşüp başladık. Üç dört ay sonra veriler çıktı: Yüzde 45-46. Yüzde 38 çıkanlar var. Ahmet Arıkan “Haklıymışsın.” dedi. Sonra yavaş yavaş üstüne koya koya 70’lere, 75'lere çıkarttı. Ama tabii veriyi o topladı, gördü, farkındalık oluştu..
Biz farkındalık katmanı yarattık. Artık herkes olayın ve durumun farkında: Bir sürü taşıma, bekleme ve gereksiz faaliyet yapıyormuşuz, israflarımız çokmuş, dediler. “Bunları iyileştirelim." demeye başladılar. Yıllar sonra Tofaş’ta bir etkinliğe geldiğinde Ahmet Bey, “Biz OE değerlerimizi uyduruyormuşuz. Bunu bana söyleyen aslında İlhan Bey’di. Ona da baştan çok kızmıştım ama uydurduğumuzu fark ettirdiği için de teşekkür ediyorum.” dedi. İşletmelerin birçoğu OE’sini uyduruyor. Yani kapasite kullanım oranı hiç öyle düşündükleri gibi değil. Daha çok yol var gidecek.
Bunlar öyle karmaşık işler de değil, basit… Tek yapmaları gereken, burada anlattığımız türden uygulama örneklerini dinleyip “ben nasıl uygulayabilirim” diye kendilerine sormak. Biz de bilgiyi çoğaltmak için yaptığımız deneyim paylaşımıyla buna katkı vermeyi hedefliyoruz.
Kerem Özdemir: Kendi uzmanlığınız olmayan alanlara iş ortakları ile girme yaklaşımınızı ve iş ortakları portalınızı da anlatır mısınız?
İlhan Özdemir: Biz kurumsal kaynak planlaması alanında güçlü Alman şirketlerini kopyalamaya çalışıyoruz. Onlar nasıl olmuş bu kadar böyle bir bu işleri büyütmüşler: ekosistemleriyle büyütmüşler. Biz de son yıllarda ekosistemimize yatırım yapıyoruz; hem yurt içinde hem yurt dışında. Ekosistemimizle büyüyeceğiz. Çünkü trex’in ürünleri bir işletmenin tam kalbinde yer alıyor. Her yere veri üretiyor. Her yerden veri alıyor: Depodan veri alıyor, ERP’den veri alıyor, CRM’den veri alıyor, her yerden veri alıyor ve veriyor.
Dolayısıyla bir işletme bize geldiği zaman ben 360 derece nasıl dijital dönüşürüm, nasıl sürdürülebilir, karlı bir işletme olurum konusunda soru işaretleriyle geliyor. Ha tek başına bu ürünlerle olur mu? Hayır, olmaz. Bu ürün üstüne şu, üstüne şu, üstüne şu yapıyor olmalı ve bunu akıllı bir şekilde konumlandırıyor olmanız lazım. Ekosistemimizde bunun da danışmanlığını veriyoruz.
Ekosistemimizin içerisinde 100’ün üzerinde partner’ımız var ve bunu giderek arttırıyoruz. Bu yapıyı portalize ettik ve yakında onun lansmanını yapacağız.