Vizyon 100 ve WeShape buluşmaları, Türkiye’nin üretim gücünü artıracak en önemli kaynağın umut olduğunu gösterdi.
Bu sene bir ayağı İstanbul’a taşınan Vizyon 100 toplantılarında ilginç bir konuşma ile karşılaştım. Daha önce Çeşme’de yapılan buluşma etkinliklerinde karar vericiler önemli dinamikleri ve kendi deneyimlerini anlatarak birbirleri ile bilgi paylaşımı yapıyorlardı. 6 Mayıs 2026’da İstanbul Kuruçeşme’deki Mandarin’de düzenlenen toplantıdaki bu konuşmayı yapan kişi FANUC Türkiye ve CIS (Bağımsız Devletler Topluluğu) Genel Müdürü Teoman Alper Yiğit oldu. Yiğit’in konuşmasında en fazla ilgimi çeken üçlü formülü aktarmak istiyorum. Bunu da bağlamından koparmamak için bütün konuşma metninin daha uzun bir bölümünü kullanacağım. Daha önce olsa WhatsApp’tan mesaj atıp metni isterdim ancak şu anda sahip olduğumuz teknoloji buna gerek bırakmıyor. Doğrudan Google’ın ücretsiz araçlarımla metni oluşturuyorum. Yani inovasyon maliyetim benim onlarla paylaştığım metinden ibaret ki medya işinde açık içerik kullandığımız ve ürettiğimiz için bu herhangi bir sorun yaratmıyor. Arşiv oluşturmak için çok önemli bir zaman harcamaya devam ediyorum ancak Google arama motorundaki AI Modu bana arşiv oluşturma konusunda yeterli katkıyı sağladı. Bu sayede fark ettiğim değişimi notlarım arasında saatler geçirmeden size aktarabiliyor olacağım. Bu da ömrümün uzaması demek çünkü yapay zekâ yapmak istediklerimi daha hızlı yapmama sağlıyor olacak. Demek ki, yapay zekânın önemli özelliklerinden biri de ömrü uzatmasıymış.
Yiğit, konuşmasının sonunda Psikolog Charles Snyder’ın umut teorisinden bahsediyor ve üç madde sıralıyor. Ben bunların benzerlerini daha önce başarmak konusunda sıraladığını hatırlıyorum. Google’ın AI Modu karşıma şu sonucu çıkardı:
“Teoman Alper Yiğit, mühendislerin ve şirketlerin bir projede veya iş süreçlerinde başarıya ulaşabilmesi için şu kritik adımları ve koşulları vurgulamaktadır:
Belirlenmiş Net Bir Hedef: Bir mühendis ve yönetici olarak yapılması gereken ilk adım, vizyonu ve amacı net bir şekilde ortaya koymaktır.
Paydaşların Ortak Odaklanması: Başarı için sadece liderin değil, süreçteki tüm ortakların ve çalışanların aynı hedefe kilitlenmesi gerekir.
Hedef Bütünlüğü: Belirlenen stratejilerin parçalanmadan, bir bütün halinde doğru çizilmiş bir yolda uygulanması şarttır.
Ayrıca kendisinin yönetim felsefesinde ve FANUC kurum kültüründe kalıcı başarının zeminini oluşturan üç temel değer ise saygı, tutku ve kalite olarak sıralanmaktadır.”
Yiğit’in Mandarin’deki konuşmasında bu üç madde şu kapsam içinde karşıma çıktı:
“Şimdi baktığınızda zaman, bu salondaki en değerli kaynak. Sermayeden, bilgiden, ilişkiden önce zaman geliyor ve biliyoruz ki bu ortadaki her insanın takvimi dolu. Bugün bile, şu anda bile bekleyen işler, yapılması gerekenler, alınması gereken kararlar var. Ancak bizler yine de buradayız. Bu basit bir tercih değil, aslında bilinçli bir seçim.
Müsaadenizle ben uzun yıllardır büyük bir özenle bu ülkenin en değerli zihinlerini doğru atmosferde, doğru zamanda buluşturan ve bizleri bir araya getiren Vizyon 100 ekibine başta Bülent Bey ve Berkay Bey olmak üzere içtenlikle teşekkür ediyorum.
Şimdi geçmiş tecrübelerime dayanarak size bir söz verebilirim. Bugün bunu da geçirdiğiniz zamana değecek. Nasıl? Bazen bir konuşmacının söylediği tek bir cümleyle, bazen kahve arasında ya da yemekte biri ile edeceğiniz sohbetle ya da sadece şununla: aynı soruları soran, aynı baskıları hisseden ancak yine de ayakta duran farklı liderlerin varlığını görerek.
Çünkü bazen en güçlü hissettiren şey, yalnız olmadığını bilmektir. Şimdi yalnız olmadığımız dünyada neler oluyor? Çok kısaca ona dokunmak isterim. Bugün hangi coğrafyaya bakarsanız bakın karşınıza çıkan şey kırılganlık. Baktığınızda herkes bir sonraki şeyi bekliyor ama kimse nereden ve nasıl çıkacağını öngöremiyor. Dolayısıyla belirsizliğin tavan yaptığı bir dönemi hep birlikte yaşıyoruz.
Ve bizler bugünün liderleri, karar vericileri, bu belirsiz durumun içerisinde kalıp karar almaya çalışıyoruz. Bizden beklenti anda kalmak, karar almak. Peki günümüz koşullarında bu yeterli mi? Güzel bir başlangıç ancak yeterli değil gibi. Çünkü hayatın her alanı sebep ve sonuç zincirlerinden oluşuyor.
Bizim için asıl mesele o sebeple sonuç arasındaki boşluğu bilinçle doldurabilmektir. Pekiyi biz Türkiye olarak nereye yürümeliyiz? Naçizane ben 15 yıldır robotların, makinaların dünyasında yer alan birisi olarak şunu çok net söyleyebilirim.
İster teknolojik ürün, ister teknolojik olmayan ihtiyaca yönelik bir ürün, ister bir fikir, isterse bir değer. Biz ürettiğimiz sürece güçlüyüz. Ürettiğimiz sürece ayakta durabiliriz. Jeopolitik konum, köklü geçmiş, bunların hepsi çok büyük birer artı ancak üretim gücüyle çok daha anlamlı. Dolayısıyla burada bizim için şöyle bir fırsat var.
Üretim gücü dediğimiz şey petrol gibi doğalgaz gibi yer altından çıkan bir şey değil. Üretim gücü akıl kaynağını nasıl kullandığına, fırsatları nasıl gördüğüne ve kurduğu stratejiye göre şekilleniyor. Bizim için güzel olan şey gerçekten Türk iş dünyası zor koşullarda plan kurmayı ve o planı yönetecek stratejiyi bilen insanlardan oluşuyor. Tıpkı bu odada olduğu gibi...
Efendim dünya kaotik dedik, belirsizlik tavan yaptı dedik. Şimdi buraya dikkat duyurmanızı rica edeceğim. Pandemiden bu yana geçen süreçte yapılan bütün araştırmalar şunu gösteriyor: Karamsarlık giderek yayılıyor. Ve bu düşündüğümüzden çok daha tehlikeli çünkü şöyle bir yanılsamaya yol açıyor. En zor zamanlar bunlar. Daha ne olabilir? Artık düzelmez. Bundan sonrası tufan...
Şimdi tarihi geçmişteki insanların o dönemdeki anlatıların üzerinden okuduğumuzda insanlığın hiçbir dönem kolay bir dünyada yaşamadığını her kuşağın bunu hissettiğini zorluğun boyutunun ve formunun değiştiğini ancak varlığının hiç değişmediğini biliyoruz. Bunu fark etmek şikayet değil, sorudur. O zaman asıl soru neden şimdi neden bize değil Bunu anlıyor muyuz ve ne yapıyoruz da döner.
Şimdi konuşmamı tamamlarken psikolog Charles Snyder’ın umut teorisinden bahsedeceğim ve okumanızı şiddetle öneririm. Hepimizin kullandığı ancak çoğumuzun yanlış yorumladığı umut kelimesini şöyle tanımlar. Umut beklemek değildir, dilemek değildir, iyi şeyler olsun diye içini çekmek hiç değildir. Umut aktif bir zihinsel sistemdir, bir kafa yapısıdır. Ve bunun üç temel ayağı vardır.
Birinci ayak, hedef, ne istediğini bilmek, hedefin net olması. İkinci ayak yol, sadece istemek yetmez. Oraya nasıl gideceğini tasarlaman gerekir. Plan A, plan B, gerekiyorsa plan C. Üçüncü ayak ve en kritik olansa irade. O yolda yürüyecek enerji ve kararları kendinde bulmak. Eğlence çaba yoksa özetle umut da yoktur.
Bu odadaki her lider zaman zaman şu soruyu kendisine sormalarını “Ben gerçekten umutlu muyum? Yoksa sadece iyi şeyler olması biliniyor mu?" Çünkü umut yürüyene eşlik eder, bekleyenlere değil. Efendim, yürüdüğünüz yolda umudunuz hep yanınızda olsun diyorum ve sizleri saygıyla selamlıyorum.”
Mayıs 1915’te Samsun’a doğru ilerleyen Mustafa Kemal de, bundan 111 yıl önce bu tür bir kafa yapısıyla yolculuk etmiyor muydu ve bu bizi başarıya ulaştırmadı mı? O zaman bugün Yiğit’in söylediklerini ciddiyetle gözden geçirmemiz ve ülkemiz için düşünce düzeyinden hareket boyutuna taşımamız gerekmez mi? Bunu sizden yanıt bekleyerek sormuyorum; sadece kendi değerlendirmenizi yapmanız için soru setini buraya koyuyorum.
Başlangıcından beri takip ettiğim Vizyon 100 oluşumu da, ortaya koyduğu vizyonu hayata geçirme konusunda daha fazlasını yapmanın stratejisini oluşturmak durumunda. Yiğit’in söylediği gibi, en önemli sermayemiz olan zamanı harcıyorsak bunun hakkını vermeliyiz.
Ben kendi adıma bir süredir zaten bu yola girmiştim. Burada son olarak yaşadığım ve yaşattığım deneyimi aktarmak istiyorum.
WeShape’in kazananları ve kazananları
Arabaşlığı bu şekilde atmamın nedeni, ödül töreninden sonra konuştuğum gençlerden ödül alanlar dışında herkesin sorduğum soruya yanıt vermeye “biz kazanamadık ama…” diye başlamasıydı. Birinci gelen Enigma grubunun tanıtım föyünü gördükten sonra kendileriyle görüşmek istedim. İçerisi çok gürültülü olduğu için onları dışarıya çağırttım ve akıllı telefonumu onlara vererek kendi hikâyelerini anlattırdım. Siz bu yazıyı okurken ben onların çektiği videoyu Linkedin’de paylaşmış olacağım. (https://www.linkedin.com/in/kerem-ozdemir-2b13a55/) Bu bir haber çalışması değil, bizim yaptığımız işi, ekibin birlikte kolayca yapabileceğini göstermeye yönelik bir workshop çalışmasıydı. Şu anda içerideki gürültünün videoyu ne kadar bozduğunu ben dahil kimse bilmiyor ama bir daha yaptıklarında daha iyisini yapmaları gerektiğini bilecekler. Ya daha iyisini yapacaklar, ya da vazgeçecekler.
Bu konuda devam etmeden önce WeShape’ten biraz bahsetmek isterim. WeShape Girişimcilik Programı, CCN Holding liderliğinde, IC İbrahim Çeçen Vakfı desteği, Katalist yürütücülüğünde ve CIFE Avrupa Enstitüsü iş birliğiyle bu yıl ikinci kez gerçekleştirildi. CCN Holding’in sosyal yatırım programı olarak 2025 yılında hayata geçirilen WeShape, üniversite öğrencilerinin girişimcilik potansiyelini ortaya çıkarmak ve ekosistemde fırsat eşitliği yaratmayı hedefliyor. 14 Mayıs 2026’ta düzenlenen WeShape Ekosistem Buluşması ile son bulan yarışma süreci, bültende, “Türkiye’nin dört bir yanından, 110 üniversiteden yaklaşık 350 genç yeteneğin girişimcilik yolculuğuna adım attığı program kapsamında finale kalan 10 proje, iş dünyası, akademi ve sivil toplumun önde gelen isimlerinden oluşan güçlü bir jürinin önünde sunumlarını gerçekleştirdi.” ifadesiyle anlatılıyor.
CCN Holding Yönetim Kurulu Üyesi Berfin Çeçen Şenol, IC İbrahim Çeçen Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı ve CCN Holding Yönetim Kurulu Üyesi Ayşe Günseli Çeçen, IC Holding CEO’su Can Çaka, SEDEFED Yönetim Kurulu Başkanı Emine Erdem, Akademisyen ve Sosyal Girişimci Prof. Dr. Itır Erhart, , Aposto Co-Founder’ı Umutcan Savcı ve Berik Ventures Kurucusu Early Stage Angel Investor Hulusi Berik’in yer aldığı jürinin değerlendirdiği öğrenci grupları ilgi çekici bir mozaik oluşturuyor. Ağrı’dan Gizem Dinler, Elif Miroğlu ve Lorin Türe FittyFit girişimiyle FoodTech ve restoran teknolojileri alanında, Ağrı, Ankara ve Rize’den Elif Naz Günel, Süleyman Emre Kaya ve Hayati Kozak MEDBRIDGE ile dijital sağlık ve takviye güvenliği alanında, İzmir’den Ceylin Çetin PSYGrow ile mental sağlık ve dijital psikososyal destek alanında, Erzurum’dan Dilber Taştan ve Gökdeniz Aşık BÜTÇEM ile FinTech ve kişisel finans alanında, Ankara’dan Ersan Yüksekkaya, Burak Kılıç ve Batuhan İnce Enigma ile SpaceTech ve derin teknoloji alanında, Ağrı’dan Mehmet Deveci, Rabia Ebrar Ateş ve Ahmet Hatip MATEPLORER ile TravelTech ve turizm platformu alanında, Ağrı’dan Yusuf Emre Kılıç Care Circle ile CareTech ve yaşlı bakım koordinasyonu alanında, Antalya’dan Fatıma Nur Cengiz ve Selin Kuru DEĞERKAT LABS ile CampusTech ve sosyal platform alanında, Mersin’den Abdurrahman Bilgiç ve Celal Acar AcarSoft ile B2B SaaS ve belge otomasyonu alanında, son olarak İzmir’den Ali İmran Demirhan ise EduCoach girişimiyle EdTech ve yapay zekâ destekli çalışma koçluğu alanında geliştirdikleri projelerini jüriye sundu.
Ersan Yüksekkaya, Burak Kılıç ve Batuhan İnce, “Enigma” projesiyle birincilik ödülünün sahibi olarak CIFE Avrupa Enstitüsü’nün Avrupa’daki yaz okullarından birine katılım hakkı kazandı. Gizem Dinler, Elif Miroğlu ve Lorin Türe, “FittyFit” projesiyle ikinci olurken staj ve mentorluk desteği almaya hak kazandı. Elif Naz Günel, Süleyman Emre Kaya ve Hayati Kozak ise “MEDBRIDGE” projesiyle üçüncülük ödülünün sahibi olarak staj desteği elde etti. Ayrıca Ceylin Çetin, “PSYGrow” projesiyle Jüri Özel Ödülü kapsamında mentorluk desteğiyle ödüllendirildi.
Ödül konusundaki açıklamada, “Genç girişimciler için yerel bir başarı hikâyesinden çok daha fazlasını sunan WeShape, CIFE Avrupa Enstitüsü ile yapılan iş birliği sayesinde finale kalan katılımcılara Avrupa genelinde geçerli 6 ECTS değerinde akademik kredi kazanma hakkı sundu. Kazanan ekip, enstitünün Avrupa’nın farklı ülkelerinde düzenlediği CIFE Avrupa Yaz Okulu Programı’na katılım hakkıyla ödüllendirildi.” ifadesi kullanılıyor. Bu benim anladığım bir alan değil ancak büyük ekranda dönen sunumda CIFE ile ilgili slaytta Arnavutluk haritası ve Tiran vurgusu dikkatimi çekti. Uzun bir süredir Arnavutluk ile Türkiye arasındaki ilişkilerin iyi anlaşılmasının kazanç getirecek bir iş bilgisi olduğunu düşünüyorum. Bu da Enigma ekibinin kulağına küpe olsun.
Enigma ile videoçekmemizin üzerinden başka temaslarım da oldu. Bütçem ekibini oluşturan Dilber Taştan ve Gökdeniz Aşık benimle tanışmak için geldiler. Öğrencilerin harcamalarını düzenlemesine yardımcı olacak Bütçem projesi ilgimi çekmedi ve onlarla herhangi bir çalışma yapmadım; sadece biraz sohbet ettik. Anladığım kadarıyla bankacılık tarafında zaten olan bir uygulamayı, oraya güçleri yetmediği için böyle dar bir alana sıkıştırmışlar ama doğru yapmamışlar. Bizim okuduğumuz dönemde üniversitelerdeki harç uygulaması başladığında öğrenci dernekleri ve solcu arkadaşlar “har(a)ca hayır” kampanyası ve eylemleri yapmaya kalkmışlardı. Bu çok saçmaydı çünkü aileler çocuklarının eline parayı verip “götür, bunu yatır” diyordu. Harç olmasa zaten üniversite öğrenimi bu kişileri de içeren daha geniş bir kitlenin vergilerinden karşılanacağı için aslında kimse harca karşı değildi. Bugün de öğrencilerin aileleri ya da devlet kurumları tarafından kendilerine sağlanan parayı yönetmek için bir uygulamaya ihtiyaç duyduğunu düşünmüyorum. Zaten para banka ya da finans dışı bir kurum üzerinden gönderiliyorsa, yönetmek için çok daha gelişmiş uygulamalar bulunuyor. Bunların rekabetinden bu tür bir alana sığınarak kaçmaya çalışmak “kızıl göl-mavi okyanus” teorisinin çok yanlış bir yorumu olur.
Daha konuşkan olan Gökdeniz’e iki tavsiyem var. Birincisi yaptığı işi uygulatmanın yolunu ve bunu yapmak için ihtiyaç olan yeri bulmanın önemini anlayıp buraya odaklanması ile ilgili. İkincisi ise, asıl sorunu çözmek için benim gibi insanlarla değil, kendi benzerleri ile bir araya gelmeyi öğrenmesi gerekiyor. Çıkışta konuşmalarına kulak misafiri olduğum ve tanışmak istediğim Değerkatlabs üyeleri burada çok güzel bir örnek oluşturuyor. Öğrencilerin birbirine yarımcı olmasını sağlayabilecek bu platform ile bu platform üyelerinin ceplerindeki parayı daha iyi kullanarak güç birliği yapmasını sağlamak, başarılı bir uygulama örneği ortaya çıkarabilir. Ancak bu süreçte birbirlerini tanımaya zahmet ettiklerini düşünmüyorum. Yarışmada temel hedef kazanmak olduğu için herkes buna odaklanıyor ama bunu yaparken asıl başarıyı yakalamalarını sağlayacak fırsatları kaçırıyorlar. Gökdeniz, kendilerinin daha zor koşullarda çalışmak zorunda kaldığını anlatırken sözlerinden üniversiteyi bitirdikten sonra işsiz kalacaklarının da farkında olduğunu anlıyorum. Bu nedenle fırsat eşitliği teması onlara çekici geliyor ancak böyle bir dünya yok.
Yıllar önce Ağrı’ya gittiğimde Eleşkirtli öğrencilerin yaptığı Eleşkitt adlı elektrikli aracı görmüştüm. Tayin edilen öğretmenin birkaç hafta içinde tayin dilekçesi verdiği yokluklar kasabasının öğrencileri, tekerlekli sandalyeden metal dolaba kadar hurdaları kullanarak yanlış hatırlamıyorsam 2 bin 300 liraya bir elektrikli araç yapmışlardı. Araç çoğuna komik görünebilirdi ama üzerinde kartlı araç paylaşım sistemi vardı. Yokluklar içinde muazzam bir iş gerçekleştirmişlerdi ama ülkelerinin onlara gösterecek ilgisi yoktu. Kaçırdıysam özür dilerim ama ben aksine bir bilgiye rastlamadım. İbrahim Çeçen bildiğim kadarıyla Ağrılı olduğu için bunu bir kez daha yazmak istedim.
Son olarak fırsat eşitliğinin olmadığını ve olmamasının bazen daha hayırlı olduğunu belirtmek istiyorum. Ancak fırsatlar yakalanmak içindir. Çok iyi servis yapan garson arkadaşlardan biri son olarak beni küçük profiterol toplarından birini yemeye ikna ettiğinde dayanamayıp “burada en iyi işi siz çıkartıyorsunuz. Burada mı çalışıyorsunuz.” dedim. İyi ki demişim. “Biz ekstrayız” dedi. Class diye bir şirketin kendilerine bu işleri bulduğunu anlattı. İsmen tanışmadık ama eski bir itfaiyeciymiş ve şimdi bu işleri yapıyormuş. Sonra şans eseri otel çalışanlarından Mecbure Günel ile tanıştım ve bana oteli 360 derece anlattı. Bunların hiçbiri programın parçası değildi ama ekosistem dediğiniz şeyi aslında bu insanlar oluşturuyor. Çocuklar mutlaka insanlarla nasıl etkileşim kurulacağı konusunda bu garson arkadaşlardan ders almalı. Nerede olduklarını Mecbure Hanım’dan öğrenmeli. Sonra da kendilerini geliştirmeli. Ben bu yazıyı yazarken “ekstra garson” diye bir insan kaynağı olduğunu öğrendim. Google eski itfaiyecinin söylediği şirketin adına en yakın seçenek olarak Class Staff diye bir şirketi buldu ama tam olarak emin değilim. Kendime “İki soru daha sorup öğrenseydin ya adam” diyorum ama zaten bunu yapabilsek bu halde olmazdık.