İstanbul Üniversitesi’nin rektörlük binası ile Muş Devlet Hastanesi arasında kurulan 5G köprüsü ile böbrek taşının uzaktan kırılıp hafriyatın dışarı alındığı operasyon, başlangıç aşamasındaki bir tele-cerrahi uygulaması olarak “heyecan verici” oldu. Konunun heyecan vericiliği, benim böbrek taşların hâlâ ses dalgaları ile kırıldığını düşünüyorken böbreğin içine sokulan lazer-kamera aparatıyla karşılaşmamdan kaynaklandı. Ameliyat ya da operasyon, tıbbi boyutundan ziyade mühendislik kurgusu ve teknoloji uyarlaması ile ilgi çekiciydi. Bunu biraz felsefi ve teknolojik boyutu ile ele almak istiyorum.
Prusyalı general ve askeri teorisyen Carl von Clausewitz’in ünlü eseri Savaş Üzerine’de, askeri çatışmaların amaç değil, devletin siyasi hedeflerine ulaşmak için başvurduğu rasyonel bir araç olduğu tezini ifade ediyor. Clausewitz, bu önermesiyle savaşı politikanın bir parçası olarak tanımlıyor ve şu boyutlar dikkat çekiyor:
- Araçların Değişimi: Siyaset, diplomasi ve ekonomik yaptırımlar gibi barışçıl yollarla sonuç vermediğinde, şiddet araçları devreye girer. Savaş bu yönüyle siyasetin bitişi değil, başka araçlarla (şiddet yoluyla) sürdürülmesi anlamına gelir.
- Siyasetin Üstünlüğü: Savaş, başından sonuna kadar politik bir karaktere sahiptir. Siyasi hedefler savaşın ne kadar büyük olacağını ve ne kadar süreceğini belirler. Savaş sırasında siyaset askıya alınmaz.
- Asker ve Siyasetçi: Clausewitz'e göre savaşta orduyu yöneten komutan, devletin siyasi hedeflerine hizmet etmekle yükümlüdür. Siyasi akıl ile askeri güç birbirinden koparılamaz.
Clausewitz'in bu fikri, devletlerin "dost veya düşmanı değil, yalnızca değişmez çıkarları olduğu" ve şiddet kullanımının daima daha büyük bir siyasi stratejinin parçası olması gerektiği gerçeğini vurguluyor. Clausewitz’in sözlerinin birebir çevirisini “Savaş, politikanın (siyasetin) başka araçlarla sürdürülmesinden başka bir şey değildir.” şeklinde aktarırken bunun en yaygın kullanımının, “Savaş, siyasetin başka araçlarla devamıdır.” olduğu bilgisini de aktarıyor.
Konuya Clausewitz ile girmemin birkaç nedeni bulunuyor. Birincisi, böbrekteki taşın kırıldığı ameliyatın, televizyonda yıllardır izlediğimiz ve düşman hedeflerini vuran füze ve daha sonrasında dronların üzerlerindeki kameralar ile çekilip daha sonra medyaya verilen görüntülere göre çok daha az ilgi çekici olması. Savaş için geliştirilen teknoloji insan canı kurtarmak ya da hastalıkları tedavi etmek üzere tıp için geliştirilenin çok daha ötesinde. Bu da geleneksel olarak karşımıza çıkan bir hakikatı oluşturuyor.
Her şeyin temelinde siyaset yer alıyor. Siyasetin başka araçlarla sürdürüldüğü savaş dönemleri, teknolojinin en hızlı geliştiği dönemleri oluşturuyor. Bunun sonrasında hızla gelişen teknoloji ticari amaçla kullanılıyor.
İkinci Dünya Savaşı’nın ardından sivil havacılığın hızla gelişmesi, savaşın yaşandığı alanlara yönelik merak kadar savaş sırasında hem bombardıman hem paraşütle asker indirme hem de diğer lojistik ihtiyaçların karşılanması için geliştirilen uçakların yolcu taşıma kapasitesi yaratmasının da etkisi bulunuyor. Uzay teknolojisinin gelişmesinde, Almanların İngiltere’ye attıkları insansız V2 roketlerini geliştirmesinin payı yok mu? Televizyon ve radyo teknolojilerinin geliştirilmesi kadar organ nakli konusunda mesafe kat edilmesi de bu dönemde savaşı kazanma motivasyonu ile yüksek hızda teknoloji geliştirme eyleminden kaynaklanıyor.
Benzer biçimde böbrekteki taşı kırma operasyonundan önce savaş alanlarındaki hedeflerin vurulmasına tanık olduk. Hele ki FPV dronlarla Rusya’nın uzun menzilli bombardıman uçaklarının Batının desteklediği Ukraynalı ajanları tarafından imha edilmesi, film gibi bir görüntü oluşturmuştu. FPV yani “birinci şahıs görüşü” savaş alanını gözleyen bir dronun bakış açısıyla olanların görüntüsünü aktarıyordu. Dronların hareket tarzı, İkinci Dünya Savaşı filmlerinde filotila ya da filolar şeklinde düşmana saldıran hava kuvvetlerine göre çok daha dağınık ve çok daha etkili bir saldırı oluşturuyordu. Bilgisayar ve konsol oyunlarındaki birinci şahıs tetikçi/rol yapma (FPS/RPG) oyunlarında çok daha heyecan verici görsellikle çok uzun süredir karşılaşıyoruz. Yani Clausewitz’in tezine bir de insan zihninin yarattığı oyunların gerçekte savaşların oynadığından bir adım ilerisini gösterdiğini eklememiz gerekiyor.
Yani savaş, ister siyasetin devamı, isterse bir sağlık sorunuyla mücadele isterse de insan zihninin yarattığı bir sanal âlem şeklinde olsun; teknolojinin gelişmesine rehberlik ediyor. Bunu herkesin başka biçimlerde algılaması da iyi bir şey çünkü bu şekilde teknolojiyi geliştirmek için geniş bir geliştirme zemini elde edebiliyoruz.
Farklı bakış açıları tek geliştirme ortamı
Bu geliştirme zemini hakkında kendi görüşlerimi yazmadan önce tarafların ne dediğini aktarmak istiyorum. Turkcell’in servis ettiği bültende şu noktalar öne çıkıyor (Burada bir analitik yapmadan bültendeki sıralamayı önceliklendirme olarak algılamanızı istiyorum):
Turkcell 5G ile 1500 kilometreden tıbbi operasyon
Turkcell gücünde 5G teknolojisiyle, Muş Devlet Hastanesi’ndeki tedavi gören bir hastanın ameliyatı, İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’ndeki doktorlar tarafından başarıyla gerçekleştirildi. Türkiye’de yerli ve milli imkânlarla üretilen bir cihazla yapılan ilk uzaktan operasyon, 5G teknolojisinin sağlık hizmetlerine erişimde sağladığı fırsat eşitliğini ortaya koydu. Hayatı kolaylaştıran 5G teknolojisinin tıpta; uzaktan teşhis, görüntüleme, operasyon hasta takibi ve eğitim süreçlerinde yeni kullanım alanlarının önünü açtığına işaret eden İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Osman Bülent Zülfikar, uzaktan ameliyatla ilgili olarak, “Sağlık teknolojileri ve telecerrahi uygulamaları, kendilerini insanlığın hayatını kolaylaştırmaya adamış uzman hekimlerimizin elinde ülkemiz için önemli bir bilimsel adımdır.” değerlendirmesinde bulundu.
5G ile mesafelerin engel olmaktan çıktığının altını çizen Turkcell Genel Müdürü Dr. Ali Taha Koç ise “5G’nin sunduğu ultra düşük gecikme süreleri ve yüksek veri iletme kapasitesi, eğitimden sağlığa, sanayiden ulaşıma kadar yaşamın her alanında köklü bir dönüşümü de beraberinde getiriyor. Yaklaşık 1500 kilometre mesafeden Superbox 5G aracılığıyla gerçekleştirilen bu operasyon da bu kapasitenin çok çarpıcı bir örneği. Turkcell olarak bu sürece liderlik etmenin gururunu yaşıyoruz” diye konuştu.”
Burada dikkat çekici olan konuların başında operasyon sırasında 1.300 kilometre olarak ifade edilen mesafenin bültende 1.500 kilometre olarak yazılmasıydı. Bu iletişim sektörü açısından daha akılda kalıcı bir ifade ve haberde kullanılması daha doğru. Ancak bunun operasyon sırasında lazeri yüzde 15 kaydırmak gibi düşündüğünüzde kabul edilemez hata payı ile karşı karşıya kalacağımız aşikâr.
Bundan fazlasını sona bırakıyorum ama görüşlerin önceden alındığı ve genel bilgilere dayandığını dikkate alırsam, bu içeriğin online mecralarda hızla dağıtılmak ve bu şekilde etki yaratmak üzere hazırlandığını söyleyebilirim. Bülten üzerinden devam edeyim.
“Turkcell gücünde 5G’nin mesafeleri ortadan kaldıran kapasitesi ve sağlık alanına vadettiği dönüşüm, İstanbul ile Muş arasında gerçekleştirilen bir uzaktan ameliyatla ortaya konuldu. Muş Devlet Hastanesi’nde tedavi gören bir hastanın böbrek taşı kırma operasyonu, İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’ndeki deneyimli doktor ekibi tarafından başarıyla gerçekleştirildi. Operasyon, 5G teknolojisinin sağlık hizmetlerine erişimde sağladığı fırsat eşitliğini de güçlü bir şekilde ortaya koydu.
Operasyonda, İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi’nden Prof. Dr. Tzevat Tefik ile Muş Devlet Hastanesi’nden Op. Dr. Rıfat Burak Ergül görev aldı. Her iki hastanede mevcut olan Turkcell 5G altyapısı, yüksek veri aktarım kapasitesi ve ultra düşük gecikmeyle uzaktan ameliyata imkân verdi. Yaklaşık 4 saat süren ve hastaya herhangi cerrahi müdahale olmadan damar yoluyla yapılan başarılı operasyon, aynı zamanda, böbrek taşı tedavisinde RIRS (Retrograd İntrarenal Cerrahi) ile yapılan dünyanın ilk uzaktan ameliyatı oldu.
5G teknolojisinin; tıp sektöründe uzaktan teşhis, takip, görüntüleme, eğitim ve operasyon gibi süreçlerde yeni kullanım alanlarının önünü açtığına işaret eden İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Osman Bülent Zülfikar, “5G destekli bu operasyon, İstanbul Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim Dalı’nın robot yardımlı Retrograd İntrarenal Cerrahi ve ileri endoüroloji alanındaki deneyiminin farklı merkezlere başarıyla aktarılabileceğini göstermesi açısından son derece önemli. Sağlık teknolojileri ve telecerrahi uygulamaları, kendilerini insanlığın hayatını kolaylaştırmaya adamış uzman hekimlerimizin elinde ülkemiz için önemli bir bilimsel adımdır” dedi.
“Turkcell 5G, mesafeleri engel olmaktan çıkarıyor”
Turkcell Genel Müdürü Dr. Ali Taha Koç, 1 Nisan itibarıyla tüm Türkiye’de kullanıma açılan 5G teknolojisinin eğitimden sağlığa, sanayiden ulaşıma kadar yaşamın her alanında köklü bir dönüşümü tetiklediğini belirterek şunları söyledi: “Turkcell olarak 5G’yi Türkiye’nin dijital geleceği için stratejik bir eşik olarak görüyoruz. Bu teknoloji; çok yüksek hız, ultra düşük gecikme ve güçlü veri taşıma kapasitesiyle hayatın her alanında yeni bir dönemin kapılarını açıyor. İstanbul-Muş arasında yaklaşık 1500 kilometre mesafeden Superbox 5G aracılığıyla başarılı bir şekilde gerçekleştirilen bu operasyon, Turkcell 5G’nin mesafeleri engel olmaktan çıkaran kapasitesinin çok çarpıcı bir örneği. Bu kapsamda yakın gelecekte eğitimden sağlığa, sanayiden ulaşıma kadar birçok alanda 5G’nin dönüştürücü etkisini daha da fazla göreceğiz. Turkcell olarak sahip olduğumuz altyapı ve en geniş frekans bandıyla, bu köklü değişime liderlik etmenin haklı gururunu yaşıyoruz. Bu vesileyle sayın rektörümüze, kıymetli hocalarımıza, tüm paydaşlarımıza ve çalışma arkadaşlarıma teşekkürlerimi sunuyorum.”
“Hastamızı, aynı ameliyathanede gibi takip edebildik”
İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tzevat Tefik de operasyonla ilgili bilgi vererek şöyle dedi: “Turkcell'in 5G altyapısı ve ELMED'in yerli üretim İbn-i Sina robotu aracılığıyla, Muş'taki hastamızı İstanbul'dan, tıpkı aynı ameliyathanede gibi takip edebildik. Sistemin sağladığı ultra düşük gecikme süresi sayesinde cerrahi sezgimizden hiçbir şey kaybetmeden işlemi tamamladık. Bu çalışma, telecerrahinin yalnızca bir teknoloji demonstrasyonu olmadığını; doğru altyapı, deneyimli ekip ve multidisipliner iş birliğiyle, klinik pratikte güvenle uygulanabilir bir model olduğunu somut biçimde ortaya koydu. Türkiye'de bir ilk olmasının ötesinde, RIRS yöntemiyle gerçekleştirilen dünyanın ilk uzaktan böbrek taşı ameliyatı olması bu başarıyı küresel ölçekte de anlamlı kılıyor. Uluslararası akademik iş birlikleri çerçevesinde robot yardımlı retrodrad intrarenal telecerrahiyi, küresel ölçekte yaygınlaştırmayı ve Türkiye'yi bu alanda uluslararası bir referans merkezi konumuna taşımayı hedefliyoruz.”
Yerli ve milli teknolojiyle Türkiye’de ilk uzaktan ameliyat
Türkiye’de yerli ve milli teknolojiyle üretilen bir cihazla yapılan ilk uzaktan ameliyat olan böbrek taşı kırma operasyonunda, ELMED firması tarafından geliştirilen İbn-i Sina adlı cihaz kullanıldı. 1991 yılında Ankara OSTİM’de kurulan ELMED, Türkiye’nin ilk yüksek teknolojili tıbbi cihaz üreticilerinden biri konumunda. Şirket, Türkiye’nin ilk yerli üretim böbrek taşı kırma cihazını 1992’de üretti. 1994 yılında da ilk ihracatı yapıldı. İlk Türk malı ESWL cihazını 1996 yılında AUA (Amerikan Üroloji Derneği) Kongresi’nde dünyanın farklı ülkelerinden üroloji uzmanlarına tanıtan şirket, üroloji alanında bilinen bir marka olarak 60’tan fazla ülkeye ihracat gerçekleştirdi. ELMED 2012 yılında Tübitak projesi ile böbrek taşlarının lazerle kırılarak tedavisinde fURS (flexible ureterorenoskopi) ile kullanılmak üzere Avicenna Roboflex adı verilen İbn-i Sina robotun ilk protipini üretti. Patent alınan bu robot, Avrupa CE işaretine sahip ve ABD’den de FDA onayını aldı. Halen, ABD, Birleşik Krallık, Almanya, Polonya, Türkiye, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar’da bu robot kullanılmaktadır. ELMED, bu robota tele–cerrahi özelliğini ve yapay zekâ desteğini de entegre etmektedir.
Mühendis gözüyle bir değerlendirme
Kurumların ve içlerinde yer alan kişilerin anlatmak istedikleri bu şekilde.
Birçok konuda yapay zekâ ile birlikte çalışmama rağmen toplantıda konuşulanların medyaya bülten düzeyinde yansıması kendi gözlerimle ve aldığım mühendislik eğitimine bağlı bir değerlendirme yapmamı gerektiriyor. Yapay zekânın da kendisini eğitirken bundan faydalanmasını dilerim.
İlk olarak, iletişim ile mühendisliğin kesiştiği noktada bir yorum yapayım. Etkinlik sırasında kullanılan “kıtalararası operasyon” ifadesi çok daha çarpıcıydı. İstanbul Üniversitesi, İstanbul’un Avrupa yakasında ve Muş da Türkiye’nin Asya’da kalan bölümünde yer aldığı için ameliyat Avrupa ile Asya kıtaları arasında yapılmış oluyordu.
Toplantıdan sonra Turkcell Genel Müdürü Ali Taha Koç’a kullanılan şebekenin “stand alone mu non-stand alone mu olduğunu” sordum. “Stand alone kullandık. İki site kurduk” yanıtını aldım. Bu doğru bir yaklaşım: Slicing ile gereken kaynağın tahsis edilmesi ayrı bir şey, insan sağlığını güvence altına alacak teknik kapasiteyi oluşturmak ayrı… Bu hassasiyetin yerinde olduğunu düşünüyorum.
Avicenna Roboflex adı verilen robot, yurtdışında birçok noktada bulunsa da Türkiye içinde sadece test amaçlı olarak İstanbul Üniversitesi’nde bulunuyor. ELMED şirketinin MULTİMED EM Vücut Dışından Şok Dalgaları İle Böbrek Taşı Kırma Cihazı Devlet Malzeme Ofisi (DMO) portalında 12 Haziran 2024-12 Haziran 2026 tarihleri arasında geçerli olan bir ilanla 3 milyon 861 bin lira fiyatla satışa sunulurken Avicenna’yı burada listelenmiş olarak görmüyoruz. Bu da cihazın yurtiçinde neden satılmadığının bir boyutunu açıklıyor. Konunun diğer boyutu ise, bu tür operasyonların robot kullanmadan yapılmasının kimi cerrahlara göre 20, kimilerine göre ise 30 yıllık geçmişinin olması. Etkinlikte ayaküstü konuştuğum doktorlar bu tarihleri verdi.
Benim çocukluğumda böbrek taşı veya kumu olanlar bunu yoğurt suyu ile dökmeye çalışırdı. Dinlediğim bir hikâyede, genç bir mahalle komşumuz sabah kalktığında ağrıdan kendisini yataklı divanın dolap kısmına tırmanmış bulduğunu anlatmıştı. Ameliyat ile taşın temizlenmesi zordu. Daha sonraki yıllarda taşın ses dalgaları ile kırılıp soruna çözüm üretildiğini heyecanla takip ettim. Yakın geçmişte safra kesesi taşı vakasıyla karşılaşınca çözümün buna uyarlanıp uyarlanamayacağını sordum. Birden çok doktordan ikisinin farklı olduğu yanıtını aldım ama bunun anabilim dallarının mı yoksa problemin mi farklı olmasından kaynaklandığını bilmiyorum.
Toplantıda moderasyon yapan Prof.Dr. Tarık Esen, bu konuda daha iyi bir yanıt verebilir. Böbrekten iyi anladığı aşikâr olan Esen’in Google’da prostat kanseri ile ilgili bir videosu da ilk anda karşıma çıktı. Esen, böbrek taşının Türkiye’de yedi kişiden birinde görülen yaygın bir rahatsızlık olduğunu belirtiyor. Dolayısıyla bu aslında bir mühendislik problemi.
Telecerrahi operasyonunda 250 mikronluk düşük güçlü lazer kullanılırken operasyonu yakından takip Esen, benim de dikkatimi çeken hedefi ıskalama görüntülerine bakıp, cerrahın hedefi kaybedince ayağını pedaldan çekip lazer uygulamayı kestiğini söyledi. Bu da yetişmiş insan gücümüze robotlarla karşılaştırıldığında güvenilir bir konumda olduğunu gösteriyor. Robotlarla birlikte daha güvenilir olacaklarından şüphe yok.
Bu ekibe Turkcell Genel Müdürü Ali Taha Koç’u da eklemek gerekiyor. İstanbul’daki salonda 72 milisaniye, Muş’ta 48 milisaniye ve yabancılara anlatırken de 100 milisaniye olarak ifade edien gecikmeyi Turkcell sağladı. Bu, insan gözünün algı süresinin 150 milisaniye ve sorun ya da hata oluşturacak gecikmenin 300-350 milisaniye olduğu bir ortamda iyi bir sonuç.
Anladığım kadarıyla şu anda cerrahlar bu yöntemi, kendi zaman yönetimlerinin ve operasyonel verimliliğin bir unsuru olarak değerlendiriyor. Muş’taki ameliyathanede bulunan cerrahın da ameliyatı yapabilecek olması, buradaki örneği gösteri amaçlı hale getiriyor. Mühendislik ise, Esen’in söylediği yoğunlukta bir soruna karşı bir robot ordusundan faydalanılmasına hükmediyor. Ancak bu insan olmadan bu robotlara yetki verilemeyecek olması nedeniyle mümkün olmayacaktır.
Bu nedenle son bir tıbbi boyut ile bu yazıya son veriyorum. Ameliyatın genel anestezi altında yapılıyor olması, hızı ve kullanılacak lazerin gücünü seçmeyi bir mühendislik boyutu haline getiriyor. Doktorlar bu sorunu, anestezistin kalan sürenin azaldığını belirtmesi üzerine operasyonu hızlandırarak çözüyor. Hastayı uyutarak yapılan bütün operasyonlarda olduğu gibi zamanlama önemli ama operasyonu yapanın niyetini bilmek ve nasıl bir ortama uyanacağını bilmek de sağlıklı bir vücut için aynı derecede önemli. Dolayısıyla gücünü tıp bilgisinden ya da onu programlayandan alsın, insan ya da robot olsun; operasyon geçiren tarafın kime güveneceğine doğru karar vermesi gerekiyor. Buna “güvenmek” deniyor. Yazı uzun olsa da sonuç bu kadar kısa.