OECD tespitlerine göre 15 önemli sanayi sektöründeki sübvansiyonlar en yüksek seviyelere ulaşmış durumda. Dünyanın en büyük 525 firmasının aldığı sübvansiyonların toplam tutarı 108 milyar ABD doları olarak hesaplanmış.
Önceleri ‘can suyu’ kredisi vardı. Sonraları ‘nefes kredisi’ başladı. Her ikisi de üretenler açısından son kertede giderilmeye çalışılan finansman sorununa işaret ediyor. Geçtiğimiz günlerde hem de yüksek teknoloji alanında çalışan, orta boy firmalardan biri ‘banka banka dolaşıyoruz’ diye dertleniyordu. Hatta sıkıntı öylesine büyümüştü ki ‘üretenler’ artık maliyet sorunları nedeniyle ‘stajyer’ bile kabul edemez olmuştu.
Bu nedenle üretenler açısından ‘nefes kredisi’ yaşamak için bir ‘umut’ anlamına geliyor. 2026 için rakamları hatırlayacak olursak; başlangıçta 25 milyar TL tutarında bir havuz olacak. Sonrasında havuz 100 milyar TL büyüklüğüne çıkarılacak.
Bir işletme açısından kullanılabilecek kredi 3 milyon TL ile sınırlı. Her başvurana bu limit uygulansa 33 bin küsur şirket eder. Limit fiilen daha düşük uygulandığı takdirde havuzdan yararlanan şirket sayısı artar. 6 ay anapara ödemesiz, en çok 48 ay vadeli, 24 aya kadar yüzde 36 faizli, 24 ayın üstündeki vadelerde yüzde 34 faizli.
Mevcut ticari kredilerin yıllık faizinin yüzde 50’lerde olması nefes kredisinin ‘uygunluğu’nu ortaya koyuyor. Bugüne kadar nefes kredisi uygulamalarını gerçekleşen enflasyona göre değerlendirdiğimizde de ‘uygunluğa’ ulaşıyoruz.
İlk nefes kredisi 2016’da aylık yüzde 0,83, yıllık yüzde 9,90 faizle başlamış. 1 yıl vadeli uygulanan ilk kredi programında firma başına en çok 100 bin TL kredi verilmiş. O zaman bu krediye ‘finansmanda inovasyon’ denilmiş. 30 bin firma yararlanmış. 2016’da yıllık TÜFE yüzde 8,53 olarak gerçekleşmiş.
İkinci nefes kredisi 2018’de aylık yüzde 0,825 aylık 0,99 faiz, yıllık yüzde 12 faiz ve 12 ay vade ve azami 200 bin TL limitle uygulanmış. İki-üç ay içerisinde 50 bin KOBİ’nin faydalanması amaçlanmış. Kaynak 5 milyar TL olarak belirlenmiş. 2018’de yıllık TÜFE yüzde 20,30 olarak gerçekleşmiş.
Nefes kredisi 2019 uygulamasında faiz aylık 0,625, yıllık faiz yüzde 7,5 olarak belirlenmiş. 6-8 ay anapara ödemesiz, ardından bir yıl süreyle 12 taksitte geri ödeme formülü ile uygulanmış. 2019’da yıllık TÜFE yüzde 11,84 olarak gerçekleşmiş.
Nefes kredisinin 2020 uygulamasında yıllık yüzde 7,5 faiz, 12 eşit taksitte geri ödeme, 50-100 bin TL arası kredi limiti şeklinde uygulanmış. 6,25 milyar TL tutarında bir kredi havuzu oluşturulmuş. 2020’de yıllık TÜFE yüzde 14,60 olarak gerçekleşmiş.
Nefes kredisinin 2021 uygulamasında yıllık faiz oranı yüzde 17,50’ye çıkarılmış. Kredi limiti 50-200 bin TL olarak belirlenmiş. 6 ay ödemesiz dönemin ardından 12 ay eşit taksitte geri ödeme öngörülmüş. 2021’de yıllık TÜFE yüzde 36,08 olarak gerçekleşmiş.
Nefes kredisinin Temmuz 2025 uygulamasında faiz oranları 24-36 ay vade için yüzde 37-38 arasında değişmiş. Bir firma azami 2,5 milyon TL kredi kullanmış, krediler 6 ay ödemesiz şekilde azami 36 ay vadeli olarak uygulanmış. Bu dönemde 23.5 bin firmaya 30 milyar TL kaynak aktarılmış.
Nefes kredisinin Ekim 2025 uygulamasında; 24 ay vadeye kadar yüzde 33, 24 ay üzerinde ise yüzde 32 faiz uygulanmış. Kredi 6 ay anapara ödemesiz, azami 36 ay vadeli olarak verilmiş. Bir firma en fazla 1,5 milyon TL kredi kullanabilirken, kredi hacminin büyüklüğü ise 25 milyar TL olarak belirlenmiş. 2025’te yıllık TÜFE yüzde 30,89 olarak gerçekleşmiş.
Nefes kredisine gerçekten ihtiyaç var mı? Var ise bu ihtiyaç neden yıl ya da yıl aşırı kendini tekrarlar? Üretenler, ihraç edenler için asıl sorun bu olmalı. Öyle bir ekonomik iklim var ki, ‘finansmana erişim’ en geç yıl aşırı gündemdeki en yakıcı sorun haline geliyor.
Ancak bu kredinin bir bedeli de yok değil. Bir sanayi temsilcisinin bu krediyi kullandıkları için sanayicilerin adeta hesap vermek zorunda kaldıklarına ilişkin anlatısı aklımızda. Sanayicilere “Dün avantajlı krediyi kullandıysan bugün sorunlarının çözülmesi konusunda daha da sabırlı olabilirsin.” mesajı veriliyormuş.
Aslında nefes kredisinin bir öyküsü de var. Para bol olsa da KOBİ’lerin mutlaka ve mutlaka kredi kullanabileceklerine ilişkin garanti hiçbir zaman olmadı. Çünkü KOBİ’lerin kendilerine kredi verecek mekanizmanın kefalet koşullarını sağlaması mümkün olmadı. Bu ihtiyacın giderilmesi için 1991 yılında Kredi Garanti Fonu kuruldu. Kurum ancak 1994 yılında çalışmaya başlayabildi. KOBİ’lere ilk müteselsil kefil oluşu 1994, ancak TOBB, Hazine, KGF ve bankaların bir araya gelerek kredi programları oluşturmasının ilk büyük örneği için 2016 yılını beklemek gerekti.
İlk uygulama biri kamu biri özel iki bankanın aracı olmasıyla başladı. 2017 uygulamasında da aynı iki banka işbirliği yaptı. Bir yıl sonra iki kamu bankası ile iki katılım bankası listeye eklendi. 2021’e gelindiğinde diğer kamu bankaları ile özel bankalar da aracılar arasına katılmıştı. Bu arada Kredi Garanti Fonu’nun KOBİ’lere kefil olmasında Hazine’nin desteğinin sağlanmış olduğunu da gözden kaçırmamak gerekli. Dolayısıyla nefes kredisi hemen tüm tarafların işin içinde olduğu bir uygulama . O günlerde TOBB öncülüğünde çeşitli şehirlerde büyük toplantılar yapılarak sanayicilerle toplanılır, program tanıtılırdı.
Bugün itibarıyla da sanayiye, üretime hem de nefes almanın zorlaştığı koşullarda bu tür uygunluklar yaratılmasının şaşırtıcı bir yanı olmasa gerek. 24 milyon öğrencinin kabuğunu kırmaya çalıştığı ülkemizde çalışmak için işe ihtiyaç var. Hatta el oğlu bu tür uygunluklar için ‘zor günleri’ de beklemiyor.
Dünya gerçeğine bakacak olursak; OECD’nin tespitlerine göre 15 önemli sanayi sektöründeki 525 sanayi firmasının aldığı sübvansiyonlar takip edilmiş ve bunların toplamı şirket gelirlerinin yüzde 1,3’üne ulaştığı belirlenmiş. Bu sübvansiyonlar 108 milyar ABD doları olarak hesaplanmış. Herkes sübvansiyon yapıyor ama buna rağmen OECD’nin Mısır’a, “Tarım ve gıdada sübvansiyon yapma. Gübre tüketimi artıyor, su tüketimi azalıyor.” gibi bir şeyler söylemesini de iyi yorumlamak durumundayız.
Sonuç olarak nefes kredisinin 10 yıla varan geçmişi bize ne gösteriyor? Faizler yükseliyor, firmalara tanınan kredi limitleri yükseliyor, ödemesiz dönem yine 6 ayla sınırlı, vade neyse ki uzuyor. Ancak Nefes kredisinden yararlananların sayısı ne yazık ki 50 bini aşmıyor, genel olarak üretim iklimi de fazla değişmiyor. Üstelik KOBİ sayısının 3,5-3,8 milyon arasında olduğu düşünüldüğünde göründüğü kadarıyla, bu takviyeye rağmen bu nefes reel sektöre yetmediği gibi, reel sektörün nefesi de yetmiyor.