Turquality Döviz Kazandırıcı Faaliyetler Derneği Başkanlığı yapan Kürşad Tüzmen’in bir söyleşisini izlemiştim. Uzun bir bürokratik geçmiş, vekillik, bakanlık deneyimiyle Türkiye ekonomisini değerlendiriyordu.
Dünyada globalleşmenin bittiğine ve komşularla ticaretin ön plana çıktığı bir dönemin başladığına dikkat çeken bir soru soruldu. Bu soru çerçevesinde AB ile Gümrük Birliği’nin yeniden ele alınması gerektiğine vurgu yapıldı.
Gümrük Birliği’nin başladığı dönemde Serbest Bölgeler Genel Müdürü olan yani işin içinde olan Kürşad Tüzmen soruyu yanıtlarken, ‘Acemiliğimize geldi.’ dedi. Sonra detaylandırarak; “Gümrük Birliğini biz 1996 yılında yaptığımız zaman o zamanki bilgi birikimimiz yeterli değildi. Yani gerek mevzuat okuma, gerek bu konudaki kapasiteleri geliştirme, gerek müzakere yapma… Bunların hepsi ayrı işler. Bizde dış ticaret konusunda bu kadar yetişmiş adam olmadığı için, siyasiler de güzel bir paketi Türkiye’ye hediye etme arzusunu taşıdıkları için, hızlı bir şekilde yapıldı. O dönemde tartışmak lazımdı. Şimdi burada biz gümrük birliğini yanlış yaptık, falan filan dersek, bu yanlış olur. Niye? Çünkü o dönemin bilgisi o kadardı.
Faydası, Avrupa Birliği pazarlarını açtı. Endüstrilerimizi ona göre geliştirdik falan. Bunlar önemliydi. Arkasını getirmek lazımdı. Bunu yapamadık, takibini yapamadık. Bıraktık, orada kaldı, Gümrük Birliği gibi. Sanki her şey bitmiş gibi.”
Sadece bu kadar değil bir de; ‘serbest ticaret anlaşmaları’ konusu var. ‘Bilmeden yapılanların’ içinde o da var. Öyle ki AB’nin STA imzaladığı her ülkeye karşı, 30 yıldır tek taraflı olarak gümrüklerimizi indirmek zorunda kalıyoruz.
Kürşad Tüzmen bu konuda da; “Biz işimizin takibini yapamadık. Hatamız o. Mesela Gümrük Birliği ile ilgili olarak, bunların serbest ticaret anlaşmalarından önce hareket etmek lazımdı. Proaktif olamadık. Ama biz bir Suriye, bir Mısır, bir Gürcistan STA’sını o dönemde Avrupa Birliği’nden herhangi bir derogasyon almadan yaptık. Hiçbir problem de olmadı. Şakır şakır çalıştı.” diyor.
STA sisteminin olası zararı bilinmedi, görülmedi. Bilenler, görenler de ses çıkaramadı. Çıkaranların AB düşmanı olarak görüldüğünü yaşadık. 30 yıllık bir gümrük birliğinden sonra bugün STA’lardan ‘80 milyar dolarlık zarar’ diye hesap yapanlar var. 80 ülkeye karşı 40 STA imzalayan AB’nin partnerlerine gümrükleri indirmek zorunda kalınca, bilenler de bilmeyenler de nihayet zarar konusunda uzlaştılar.
O günlerde gümrük vergilerindeki indirimi belirlerken işlenmiş tarım ürünlerinden sanayi payını düşen kafayla Gümrük Birliği yaparken ‘bilmeyerek’ masaya oturuyorsan çoktan yanmış olduğumuzu bugün anlamak da bir gariplik. Bir de hukuk tarafında bilmiyor olursak neler olabilirdi? “Gümrük Birliği’nin hemen öncesinde AB, Kıbrıs Türklerini AB üyeliğine ikna etmeye çalışıyordu. Bu dönemde Avrupa Komisyonunun GKRY Nezdinde Akredite Büyükelçisi Gilles Anouil yalan beyanlarda bulunarak, “Türkiye Gümrük Birliği Anlaşması ile GKRY’yi tanımıştır. Türkiye, Kıbrıslı Türkleri terk ettiği için artık başınızın çaresine bakmalısınız. AB’ye girdiğinizde Türkiye’nin garantörlüğüne ihtiyacınız kalmayacak, AB Adalet Divanı en büyük güvenceniz olacaktır. Kıbrıs Türkü artık AB’nin en önemli kurumlarında temsil edilecektir.” diyerek ikna çabalarına hız veriyordu.”
1995-1996 döneminin Lefke Avrupa Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Halûk Kabaalioğlu anılarında böyle anlatarak ekliyor: “Önemli kurumlarda temsil edileceksiniz” sözü “tanınmamış ülke” vatandaşı olan soydaşlarımızın kulağına müzik gibi geliyordu.”
İkna çabalarından birini de Cambridge Üniversitesi AB Hukuku Profesörü ve dönemin AB Konseyi Hukuk Müşaviri olan Prof. Dr. Alan Dashwood gösterir. Verdiği bir konferanstan sonra Kabaalioğlu, bu hukukçunun yanına giderek, kendisinin yazdığı AB Hukuku kitabından ilgili bölümleri okuyup, toplantıda söylediklerinin gerçek olmadığını belirtir.
“Kıbrıs Türkleri AB’nin önemli kurumlarında temsil edilecek” dediğinde bunun “Bölgeler Komitesi” olduğunu hatırlatarak: “Kitabınızda bunun önemsiz bir kurum olduğunu ve sadece bölgesel politikalar, tarım gibi konularda ve tamamen istişari mahiyette karar alabildiğini yazmışsınız” der. Karşı taraf her iki tepkiyi de ‘gülümseyerek’ karşılar.
Yalana dayalı iknaya karşı çıkan Hoca, AB hukuku ile ilgili olarak gazetelerde uzun makaleler yazar, toplantılar düzenler, tepkileri çeker ancak yılmaz ve yabancı AB uzmanlarını davet ederek onları konuşturur.
Bir toplantıda yüzüne karşı Avrupa Komisyonu Temsilcisi Büyükelçi Gilles Anouil’in söylediklerinin gerçek olmadığını, birleşik bir Kıbrıs Cumhuriyeti içinde federe devlet olarak AB üyesi olursa, KKTC’nin Adalet Divanında dava açma yetkisi olmayacağını, çok önemli kurum olarak belirtilen Bölgeler Komitesinin hiçbir icrai yetkisi olmadığını, sadece üç konuda danışılan istişari bir kurum olduğunu, Gümrük Birliği uygulamasının 1963 Ortaklık Anlaşması ve 1970 Katma Protokolü uyarınca öngörülen tarihte yürürlüğe girdiğini, Ortaklık Konseyi kararının sadece uygulama usullerini belirlediğini ve yeni bir unsur getirmediğini, GKRY’yi tanımamız gibi bir zorunluluk olmadığını, söylediklerinin tamamının gerçek dışı olduğunu söyler.
Gilles Anouil, “Bu bir skandaldır, beni yalan söylemekle itham ediyor.” diyerek masadan kalkar ve salonu terk eder.
Hukuku bile eğip büken çıkarcı anlayışı, ancak bilgi sahibiyseniz yüzüne vurup, dosta düşmana anlatabiliyorsunuz. (Ayrıntısını İKV Dergisi Ocak 2026 sayısında “Kıbrıs’ta Federasyon Söz konusu olamaz” yazısında bulabilirsiniz.)
Hele allem kalem ile Güney’in AB tam üyesi yapıldığını da içeren geçmişi unutmadan, bugün ne kadar bilgi sahibi olduğumuzu da tartmakta fayda var. Çünkü bilgi sahibi olmadan masaya oturmak fazla riskli olduğunu geç de olsa anlıyoruz!