İran krizinde iki hafta dolmak üzere. Herkes bir durum tespiti yapmaya çalışıyor. Önceki gün Garanti Bankası’nın da hakim ortağı olan BBVA, İran savaşının olası etkileri ve bundan sonra neler beklenmesi gerektiğine ilişkin bir “özel not” yayımladı. Benzer değerlendirmeler diğer önde gelen finans kuruluşlarından da geliyor.
Ortaya çıkan tablo kabaca şöyle özetlenebilir:
- Bu süreçte en kritik değişken, İran ile ABD-İsrail bloğu arasındaki çatışmanın süresi ve fiili savaşa yeni ülkelerin dahil olup olmayacağı. Daha önce de örneklerini gördüğümüz üzere bu kuruluşlar, petrol fiyatının “kısa süreli” olarak varil başına 100 doların üzerine çıkmasının genellikle küresel ekonomiye ciddi zarar vermeyeceğini düşünüyor. Bu krizde asıl risk, enerji şokunun aylarca sürmesi.
- Hürmüz trafiğinin kesilmesiyle belirginleşen enerji şokunun uzaması halinde enflasyonun kalıcı biçimde yükseleceği konusunda neredeyse herkes hemfikir. Bu durum özellikle enerji ithalatçısı ülkelerde hanehalkı gelirlerini ve şirketlerin kar marjlarını aşındıracak; büyümeyi baskılayacak.
- Şu anda askeri dengeler İran aleyhine görünüyor. Rusya ve Çin savaşı uzaktan izliyor. BBVA raporunda da ABD-İsrail koalisyonunun hava üstünlüğü, İran’ın füze üretim ve lojistik altyapısına yönelik saldırılar ve komuta zincirindeki kayıplar nedeniyle saldırı kapasitesinin giderek zayıfladığına işaret ediliyor. Ancak daha önce Irak ile sekiz yıl süren kanlı bir savaşa giren İran’ın birkaç haftada pes etmesi de pek mümkün görünmüyor. Oyunu değiştirecek gelişme İran’daki rejimin değişmesi olur; fakat o yönde de henüz güçlü hatta zayıf bir sinyal bile yok. Yani savaş, Trump’ın ilk başta söylediği gibi 3-4 hafta yerine daha uzun sürebilir.
- Bu şartlar altında aynı analizi yapan ABD, petrol piyasasında uzun süreli bir kesintiyi önlemeye çalışıyor. Hürmüz’de deniz güvenliği, sigorta garantileri ve alternatif boru hatları gibi araçlarla enerji akışını açık tutmaya yönelik adımlar planlanıyor. Bu önlemler işe yararsa enerji piyasası rahatlayabilir.
- Buna rağmen ortaya çıkabilecek olası arz daralmasına karşı bazı tampon mekanizmalar da var. Örneğin OPEC+ üretimi artırabilir; “gereken her türlü önlemi alacağız” diyen G7 ülkeleri stratejik rezervleri devreye sokabilir. Bu nedenle şimdilik piyasalarda riskli varlıklara ilişkin temkinli bir yaklaşımın korunduğu görülüyor.
Kısacası piyasalarda asıl belirleyici olacak unsur çatışmanın şiddetinden çok süresi olacak. Daha önceki kısa süreli çatışmalarda enerji fiyatlarında yaşanan sıçramalar küresel ekonomiyi genellikle sarsmadı. Bu kez de benzer bir tablo ortaya çıkabilir; yakın geçmişte bunun örneklerini gördük. Ancak şok aylarca sürerse enflasyon kalıcı hale gelir, büyüme baskı altına girer ve piyasalarda risk iştahı hızla düşer. Bu da kaçınılmaz bir sonuç olur.
BBVA’nın özel notunda da vurgulandığı gibi, şimdilik askeri dengeler ve enerji piyasasını dengelemeye yönelik politikalar bu senaryonun merkezde olmadığını gösteriyor. Ancak petrol fiyatlarının seyri ve Körfez’deki gelişmeler, yatırımcıların dikkatle izlemesi gereken en kritik göstergeler olmaya devam ediyor.
Türkiye’nin şanssızlığı
Türkiye’nin şanssızlığı ise geçici de olsa bu şoka, yüksek enflasyon ve zayıf sanayi üretimiyle yakalanmış olması.
Bu nedenle, Türkiye’nin dezenflasyon sürecinde olduğu bir dönemde ortaya çıkan bu gelişme para politikası alanını daraltabilir, Merkez Bankası’nın manevra kabiliyetini azaltabilir ve maliye politikası üzerindeki yükü artırabilir.
Sürecin para politikasına ilk yansımasını da bugünkü Para Politikası Kurulu toplantısında "faiz indirimi" kararı yerine “pas geçme” şeklinde görebiliriz.