Yeşil dönüşümün geleceği yalnızca ne kadar büyüdüğüyle değil, bu büyümenin nasıl finanse edildiğiyle de şekilleniyor. Ferzan Çakır’ın Prof. Dr. Erinç Yeldan ile gerçekleştirdiği röportaj, iklim finansmanının görünmeyen tarafını; kredi ağırlıklı sistemin gelişmekte olan ülkeler üzerinde yarattığı borç yükünü ve karbon adaleti tartışmasını mercek altına alıyor.
London Stock Exchange Group’un (LSEG) yayımladığı Investing in the Green Economy 2026: Resilience and Reacceleration (Yeşil Ekonomiye Yatırım 2026: Dayanıklılık ve Yeniden Hızlanma) raporu ise, aynı dönüşümün sermaye piyasalarındaki diğer yüzünü ortaya koyuyor. Rapora göre finansman açığı büyürken, finanse edilmesi gereken yeşil ekonomi de hızla büyüyor.
Veriler, küresel yeşil ekonominin piyasa değerinin ilk kez 10 trilyon dolar sınırını geçtiğini ortaya koyuyor. Bu büyüklük tek başına bir sektör olarak kabul edilseydi, yeşil ekonomi bugün teknoloji ve sanayinin ardından dünyanın üçüncü büyük sektörü olacaktı. Üstelik bu büyüme oldukça geniş bir alana yayılıyor.
LSEG’nin yeşil ekonomi tanımı yenilenebilir enerjiden temiz suya, enerji verimliliğinden geri dönüşüme, temiz ulaşımdan çevresel hizmetlere kadar çevresel fayda sağlayan ürün ve hizmetleri kapsıyor. Rapora göre 2025 yılında yeşil gelirler yüzde 5,3 arttı. İzlenen 133 yeşil ürün ve hizmet kategorisinin 99’unda gelir artışı kaydedildi.
Yeşil ekonomiyi büyüten nedenler değişiyor
Fakat raporun en önemli mesajı sadece 10 trilyon dolarlık büyüklük değil. Yeşil ekonomiyi büyüten gerekçelerin değişiyor olması. Yıllardır yeşil dönüşümü ağırlıklı olarak karbonsuzlaşma, net sıfır hedefleri ve iklim politikaları üzerinden konuştuk. Bugün bunların yanına çok daha güçlü ekonomik ve stratejik gerekçeler ekleniyor: Enerji güvenliği, elektrifikasyon, rekabetçilik ve tedarik zincirlerinin dayanıklılığı.
Özellikle artan elektrik talebi bu dönüşümde belirleyici hale geliyor. Yapay zekâ, veri merkezleri, ulaşım ve sanayinin elektrifikasyonu küresel enerji sisteminin önüne dev bir talep koyuyor.
Bu nedenle yatırımcı temiz enerjiyi “gezegen için doğru yatırım”ın çok daha ötesinde, enerji arzını güvence altına almak, maliyetleri yönetmek ve geleceğin ekonomik altyapısında yer almak açısından stratejik bir yatırım olarak görüyor.
LSEG raporu da, mevcut enerji şoklarının yeşil dönüşümü yavaşlatmak yerine bazı alanlarda hızlandırabileceğine dikkat çekiyor. Çünkü enerji arzındaki kırılganlıklar, ölçeklenebilir yerli ve yenilenebilir enerji teknolojilerinin enerji güvenliği açısından taşıdığı değeri daha görünür hale getiriyor.
Yeşil tahvilde 605 milyar dolarlık rekor
Rapora göre, finans piyasalarında da benzer bir hareketlilik var. Küresel yeşil tahvil ihracı 2025 yılında yüzde 5,7 artarak 605 milyar dolarla tarihi zirveye ulaştı. Dolaşımdaki toplam yeşil tahvil hacmi ise 2026’nın ilk çeyreği sonunda 3,3 trilyon dolara çıktı. Şirketler ihraçlarda ağırlığını korurken en güçlü büyüme Asya-Pasifik bölgesinde gerçekleşti.
Bu rakamlar yeşil yatırımlara yönelik sermaye talebinin ortadan kalkmadığını gösteriyor. İşte bu noktada da, Prof. Erinç Yeldan’ın finansman tartışmasına geri dönüyoruz. Bir tarafta 10 trilyon doları aşan ve yatırımcı açısından giderek daha cazip hale gelen bir yeşil ekonomi var. Diğer tarafta gelişmekte olan ülkelerin dönüşümü gerçekleştirebilmek için hâlâ yüksek maliyetli finansmana ve borca bağımlı olduğu bir sistem.
Dolayısıyla önümüzdeki dönemde en az yeşil büyüme kadar, büyümenin kim tarafından finanse edildiği, sermayeye kimin hangi maliyetle erişebildiği ve yaratılan ekonomik değerin nasıl paylaşıldığı da önemli olacak. 10 trilyon dolarlık yeşil ekonomi büyürken, bu dönüşüm gerçekten herkes için bir fırsata dönüşebilecek mi?