Boyner, uzun yıllara yayılan toplumsal fayda yaklaşımını Boyner Vakfı çatısı altında yeni bir aşamaya taşıyor. Yeni dönemin odağında kaç kişiye ulaşıldığından çok, insanların hayatında neyin değiştiği var. İlk Sosyal Etki Raporu’na hazırlanan Vakıf, iyi çalışan modelleri büyütmeyi, bireyi güçlendirmeyi ve sosyal faydayı kalıcı, yapısal bir dönüşüme taşımayı hedefliyor.
Sosyal etkiyi nasıl ölçersiniz? Kaç kişiye ulaştığınızla mı, yoksa dokunduğunuz insanların hayatında siz çekildikten sonra neyin değişmeye devam ettiğine bakarak mı? Aslında bu iki ölçüm arasındaki fark, sosyal sorumluluk ile gerçek etki arasındaki mesafeyi ortaya koyuyor. Boyner’de toplumsal fayda meselesi yeni değil. Eşitlik, kadınların güçlenmesi, gençlerin önündeki fırsatların artırılması, girişimcilik ve çocukların korunması uzun yıllardır grubun farklı çalışmalarında karşımıza çıkıyor. Yeni olan, Boyner’in uzun yıllara yayılan toplumsal fayda yaklaşımının, Boyner Vakfı çatısı altında daha sistematik, sürdürülebilir ve etkisi ölçülebilir bir yapıya taşınıyor olması. Yeni dönemde Vakfın odağındaki temel soru yalnızca “Kaç kişiye ulaştık?” değil, “Bir insanın hayatında neyi değiştirdik?” olacak. Boyner Vakfı bu yaklaşım doğrultusunda ilk Sosyal Etki Raporu’nu yayımlamaya hazırlanırken, önümüzdeki beş yılda yalnızca proje yürüten değil; sosyal etki alanında bilgi üreten, deneyimini paylaşan ve alana katkı sağlayan bir kurum olmayı hedefliyor.
İyi niyetten ölçülebilir etkiye
Bir proje bittiğinde geride ne kalıyor? Desteklenen kişi kendi yoluna devam edebiliyor mu? Bir model büyütülebiliyor mu? Ortaya çıkan değişim proje sona erdikten sonra da devam ediyor mu? Tüm bu sorulara cevap vermek ve kalıcı bir dönüşüm olup olmadığını anlamak daha uzun soluklu bir iş. Boyner Vakfı bu nedenle ilk Sosyal Etki Raporu kapsamında, yürüttüğü çalışmaların sonuçlarını yalnızca faaliyet ve erişim rakamları üzerinden değil, yarattığı dönüşüm üzerinden değerlendirecek. Sadece “Ne yaptık?” değil, “Yaptığımız şey neye dönüştü?” diye soracak
Sosyal etki kendi evinden başlamalı
Şirketlerin toplumsal meselelerde söyledikleriyle kendi kurumlarının içinde yaptıkları arasındaki mesafe bugün giderek daha görünür hale geliyor. Kadınların ekonomik hayata katılımını savunan bir şirketin kendi yönetiminde kadınların ne kadar yer aldığı da, aynı resmin parçası. Boyner Grup CFO’su Özgür Tokgöz Altun’un, “Sosyal etki kendi evinden başlamalı” sözleri bu nedenle önemli. Şöyle diyor Tokgöz Altun: Yarım asrı aşan yolculuğumuzda başarıyı hiçbir zaman yalnızca mağaza sayısı, çalışan sayısı ya da finansal sonuçlarla tarif etmedik. Nasıl bir kurum olduğumuz, çalışanlarımıza nasıl bir ortam sunduğumuz ve içinde yaşadığımız topluma nasıl katkıda bulunduğumuz da bunun bir parçası oldu. Boyner Grup Yönetim Kurulu ve İcra Kurulu’nun yüzde 50’sinin kadın olması; Grup genelinde kadın çalışan oranının yüzde 46’ya, Boyner Büyük Mağazacılık’ta ise yüzde 50,5’e ulaşması bizim için yalnızca rakam değil; nasıl bir kurum ve nasıl bir gelecek istediğimizi gösteren bir pusula. Başkalarına söylediğiniz bir şeyi önce kendi kurumunuzda yapmanız gerekiyor. Kadınların ekonomik hayata katılımını savunuyorsak kendi istihdam politikalarımızda bunun karşılığını yaratmalıyız. Kadınların ekonomik hayata katılımını destekleyen Seninle Tamam modelini yalnızca bir işe alım projesi olarak görmüyoruz. Kadınların çalışma hayatından neden uzaklaştığını anlamaya ve bu engellere uygun bir model yaratmaya çalışıyoruz. Esnek çalışma, oryantasyon ve mesleki gelişim bu modelin parçaları. Önümüzdeki üç yıl içinde 5 binden fazla kadının yeniden iş hayatına katılması hedefleniyor.”
Artık yalnızca kaç kişiye ulaştığımızı değil, neyi değiştirdiğimizi ölçeceğiz
Tokgöz Altun’un anlattığı tablo, sosyal etkinin kurumun kendi içinden başlaması gerektiğini ortaya koyuyor. Etkinin kalıcı hale gelmesi için ise, kurum içinde yaratılan yaklaşımı toplumla buluşturmak, doğru ortaklıklarla büyütmek ve sonuçlarını ölçmek gerekiyor. Boyner Vakfı’nın yeni dönemde üstlendiği rol de tam bu noktada başlıyor. Vakfın Genel Sekreteri Cihan Alpay, yeni dönemi şu cümleyle özetliyor: “Artık yalnızca kaç kişiye ulaştığımızı değil, neyi değiştirdiğimizi ölçeceğiz.” Alpay şu bilgileri veriyor: “Bugün Boyner Vakfı yalnızca burs veren, bağış yapan ya da tek tek sosyal sorumluluk projeleri yürüten bir yapı olarak konumlanmıyor. Eğitim, girişimcilik, kadınların ekonomik güçlenmesi, sosyal inovasyon ve çocukların korunması alanlarında çok paydaşlı projeler geliştiren bir sosyal etki kuruluşu olmayı hedefliyor. Vakfın yaklaşımında her işi doğrudan kendisinin yürütmesi gerekmiyor. Doğru fikri ve doğru paydaşları bulmak, iyi bir fikrin büyümesine alan açmak da sosyal etkinin önemli bir parçası olarak görülüyor. Önümüzdeki dönemin temel kelimesi ‘etki’. Program sayısından çok, bir insanın hayatında neyin değiştiğine bakılacak. İlk Sosyal Etki Raporu ile yalnızca ulaşılan kişi sayısı değil; yaratılan değişim, bu etkinin devam edip etmediği ve desteklenen kişilerin daha sonra başkalarının hayatında bir değişim yaratıp yaratmadığı da takip edilecek.”
"İyi geleceği birlikte inşa ediyoruz"
Eşitlik, birkaç iyi uygulama ya da sosyal sorumluluk projesiyle sağlanmıyor. Boyner Vakfı’nın yaklaşımını farklılaştıran konu da bu: Sosyal faydayı tek tek projelerin toplamı olmaktan çıkarıp, kalıcı ve yapısal bir değişime dönüştürmek. Çıkış noktası ise çok net: Potansiyel eşit, fırsatlar değil. Bir çocuğun güvenli bir ortamda büyümesi, bir gencin potansiyelini gerçekleştirecek fırsatlara ulaşması ya da bir kadının ekonomik ve sosyal hayatta güçlenmesi birbirinden bağımsız meseleler değil. Hepsinin temelinde bireyin önündeki engelleri kaldırmak ve “Ben değerliyim, yapabilirim, burada benim için de bir alan var” duygusunu güçlendirmek yatıyor. Boyner Vakfı için sosyal etki de bir projeyi başlatıp bitirmekten ibaret değil. Amaç, iyi çalışan modelleri büyütmek, kaynakları çoğaltmak ve bunları zaman içinde kalıcı, yapısal bir dönüşüme taşımak. Bunun yolu da, iş dünyasının, sivil toplumun, uluslararası kuruluşların, mentorların, gönüllülerin ve program mezunlarının birbirinden öğrendiği ve birbirine alan açtığı bir topluluk oluşturmaktan geçiyor. Ve Vakıf bu yüzden: “İyi geleceği birlikte inşa ediyoruz” diyor.
Etkiyi hayata taşıyan programlar
SHE LAB: UNDP Türkiye ve Boyner Grup iş birliğiyle genç kadınları sürdürülebilirlik, liderlik ve kariyer alanlarında güçlendiriyor. İlk yılında 35 şehirden 6 binden fazla başvuru alan programdan 291 genç kadın mezun oldu.
İyi İşler: Kadın girişimcilere eğitim, mentorluk, görünürlük ve pazar erişimi desteği sağlıyor. Bugüne kadar 220 kadın girişimci mezun oldu; ürünleri Boyner.com ve İyi İşler Festivali aracılığıyla tüketiciyle buluşuyor.
Dönüşümü Başlat!: TÜSİAD ve Boyner Vakfı iş birliğiyle gençlerin yenilikçi ve sürdürülebilir iş fikirlerini eğitim ve mentorlukla destekliyor.
Zamanında Yanında: UNICEF iş birliğiyle çocuklar için koruyucu ortamların güçlendirilmesine odaklanıyor; ebeveyn danışmanlığı, eğitim ve saha çalışmalarıyla çocuklara yönelik şiddetin azaltılmasını hedefliyor.
