Yeni OVP’de enflasyonun düşmesi, büyümenin hızlanması ve bütçe disiplininin güçlenmesi hedefleniyor. Ancak Türkiye ekonomisinin asıl sorunu artık hedeflerin ne kadar iddialı olduğu değil, ne kadarının gerçekleşeceğine duyulan güven. Çünkü ekonomide güveni rakamlar değil, tutan hedefler ve kararlı uygulama yaratıyor.
Yeni Orta Vadeli Program (OVP) açıklandı. Önümüzde yine üç yıllık, düzenli, iddialı ve ilk bakışta umut veren bir tablo var. Enflasyon düşecek, büyüme hızlanacak, işsizlik gerileyecek, bütçe disiplini güçlenecek. Kâğıt üzerinde bakınca insanın itiraz edesi gelmiyor. Zaten mesele de burada başlıyor. Türkiye’de artık sorun hedeflerin kötü olması değil, bu hedeflere ne kadar inanılabildiği.
Çünkü geçmişe baktığımızda benzer açıklamaları daha önce de çok gördük. Her defasında birkaç yıl sonrası için daha düşük enflasyon, daha yüksek büyüme, daha dengeli bütçe ve daha güçlü yatırım ortamı öngörüldü. Sonra gerçekleşmeler geldi, hedefler yukarı doğru revize edildi ve yeni bir program açıklandı. Böyle olunca da OVP’nin kendisinden çok, hedeflerin ne kadar dayanıklı olduğu tartışılır hale geliyor.
Mesela 2024 yılının eylül ayında açıklanan programda 2025 yılsonu enflasyonu yüzde 17,5 olarak öngörülmüştü. Gerçekleşme ise bunun çok üzerinde kaldı. Daha da önemlisi, geçen yıl açıklanan programda 2026 yılsonu enflasyonu yüzde 16, 2027 yılsonu enflasyonu ise yüzde 9 olarak yazılmıştı. Aradan yalnızca bir yıl geçti ve bu rakamlar ciddi biçimde yukarı taşındı. İşte tam da bu yüzden yeni OVP’yi değerlendirirken yalnızca bugünkü hedeflere değil, dünkü hedeflerin ne kadar tuttuğuna da bakmak gerekiyor.
Elbette ekonomide her şey masa başında planlandığı gibi gitmez. Savaş çıkar, enerji fiyatları yükselir, küresel ticaret yavaşlar, jeopolitik riskler artar, doğal afetler yaşanır. Bunların hepsi hesapları bozar. Ancak zaten Orta Vadeli Program denilen belge tam da bu belirsizlikler dikkate alınarak hazırlanıyor. Dolayısıyla hedefler her yıl ciddi biçimde değişiyorsa, bunun tamamını dış gelişmelerle açıklamak kolay değil. Bir noktada dönüp kullanılan varsayımların ne kadar gerçekçi olduğuna da bakmak gerekir.
Yeni programın en zor tarafı da burada... Bir yandan enflasyonun birkaç yıl içinde tek haneye doğru gerilemesi isteniyor, diğer yandan büyümenin giderek hızlanması hedefleniyor. Üstelik bütçe açığının da kontrol altına alınması bekleniyor. Bunların hepsi aynı anda olabilir mi? Olabilir. Ama kolay değil. Çünkü enflasyonu hızlı düşürmek için genellikle sıkı para politikası, kontrollü kredi büyümesi, daha zayıf iç talep ve ciddi bir mali disiplin gerekir. Bunlar da kısa vadede ekonomiyi hızlandırmaktan çok yavaşlatır. Dolayısıyla hem sert bir dezenflasyon, hem hızlanan büyüme, hem de daha iyi bütçe dengesi hedefleniyorsa, bunun arkasında çok güçlü bir verimlilik artışı, yatırım sıçraması ve yapısal dönüşüm görmek gerekir.
Tam da burada yıllardır duyduğumuz başlıklar yeniden karşımıza çıkıyor: yapısal reformlar, verimlilik, yatırım ortamı, yüksek katma değerli üretim, mali disiplin, fiyat istikrarı. Bunların hiçbiri yanlış değil. Hatta tam tersine, Türkiye’nin ihtiyacı olan şeyler bunlar. Sorun, bu başlıkların neredeyse her programda yer almasına rağmen uygulamada aynı hızla ilerlememesi. Bu yüzden OVP’nin başarısını belirleyecek olan şey, metinde ne yazdığı değil, önümüzdeki aylarda hangi kararların alındığı ve bu kararların ne kadar kararlılıkla uygulandığı olacak.
Asıl mesele de zaten burada düğümleniyor. Bir ekonomi programının güvenilirliği, üç yıl sonrasına güzel rakamlar yazmakla oluşmuyor. O güven, bir yıl sonra dönüp bakıldığında “bu hedef büyük ölçüde tuttu” denilebildiği zaman oluşuyor. Türkiye’de ise uzun süredir bunun tam tersi yaşanıyor. Hedefler gerçekleşmelere yaklaşmıyor, gerçekleşmeler geldikçe hedefler yeniden yazılıyor.
Bu yüzden yeni OVP’nin önündeki en büyük problem yalnızca enflasyon değil, yalnızca büyüme de değil. En büyük problem güven. Vatandaşın, şirketlerin ve yatırımcıların artık yeni hedeflerden çok, tutan hedeflere ihtiyacı var. Üç yıl sonrasına tek haneli enflasyon yazmak kolay. Asıl mesele, gelecek yıl için koyduğunuz hedefi bir yıl sonra neredeyse iki katına çıkarmak zorunda kalmamak.
Yeni OVP’nin gerçek sınavı da 2029’da değil, önümüzdeki 12 ayda verilecek. Çünkü rakamlar değil, uygulama ikna eder. Programlar değil, tutarlılık güven yaratır.
Bu arada son not olarak, giderek artan faiz yükünün oldukça korkutucu bir hal alacağı da anlaşılıyor. Türkiye’nin parametreleri ile Amerika Birleşik Devletleri veya Avrupa’nın parametrelerini karşılaştıran doğru olduğunu düşünmüyorum. Kamu borcunu milli gelire oranı üzerinden yapılan güzellemelerin de giderek tehlikeli hale geldiğini ve müdahale edilmezse ileride büyük sıkıntıların yaşanacağını söylemeyi bir borç biliyorum.