Ekonomiyi ilgilendiren tüm bakanlık ve birimlerin tek bir ortak hedefe bağlanması gerekir. Bu hedef sadece “enflasyonu düşürmek” diye yazılıp bırakılmamalı. Enflasyonun hangi kanallardan geldiği, hangi kurumun hangi kanalı etkilediği ve hangi kararın hangi yan etkiyi doğurduğu açıkça belirlenmeli.
Türkiye’ye benzeyen ülkelerin en büyük yanılgısı şu: Ekonomide işler bozulunca herkes gözünü sadece ekonomi yönetimine, Merkez Bankası’na, faize ve döviz kuruna çeviriyor. Oysa hayat pahalılığı dediğimiz şey yalnızca para politikasının sonucu değil. Market rafındaki fiyat, okul ücreti, otobüs bileti, otoyol geçişi, elektrik faturası, doğalgaz bedeli, kira, gıda maliyeti, ithal ara malı, vergi yükü, üreticinin finansman maliyeti ve hatta şehir planlaması aynı anda vatandaşın cebine yük bindiriyor.
Bu yüzden sadece faizi yükseltip döviz kurunu düşük tutarak kalıcı çözüm üretmek mümkün değil. Böyle yapılınca kısa vadede döviz sakinleşebilir, yabancı yatırımcı yüksek faizden memnun kalabilir, enflasyonda baz etkisiyle düşüş görülebilir. Ama bu yöntem tek başına uygulanırsa bir süre sonra yan etkileri büyür. Kredi pahalılaşır, üretici yatırımını erteler, ihracatçı kur yüzünden rekabet gücünü kaybeder, şirketler ucuz göründüğü için döviz borcuna yönelir, vatandaş ise hayat pahalılığının yalnızca raporlarda düştüğünü ama pazarda, okulda, yolda ve faturada pek değişmediğini görür.
Ekonomide ortak hedef şart
Asıl mesele burada başlıyor: Ekonomi yönetimi tek başına ekonomiyi yönetemez. Ekonomi, yalnızca Hazine ve Maliye Bakanlığı ile Merkez Bankası’nın alanı değildir. Tarım, enerji, ulaştırma, ticaret, çevre ve şehircilik, milli eğitim, çalışma ve sosyal güvenlik, sanayi ve teknoloji, kültür ve turizm, yerel yönetimler, düzenleyici kurumlar ve kamu bankaları aynı hedefe hizalanmadan hayat pahalılığı kalıcı biçimde düşmez.
Bu iş, güçlü bir orkestra şefliği ister. Çünkü herkes kendi enstrümanını iyi çalsa bile ortak ritim yoksa ortaya müzik değil gürültü çıkar.
Bugün birçok ülkede sorun tam olarak bu. Merkez Bankası enflasyonu düşürmek için sıkı duruş gösterir, ama başka bir yerde KDV artışı yapılır. Ticaret Bakanlığı bir sektörü korumak için ek ithalat vergisi koyar, ama bu vergi üreticinin ara malı maliyetini artırır. Enerji fiyatları bütçeyi bozmasın diye vatandaşa ve sanayiciye hızla yansıtılır, ama bu kez gıda, ulaştırma ve üretim maliyeti yükselir. Ulaştırma tarafında geçiş ücretleri artar, lojistik maliyeti raf fiyatına girer. Eğitim ücretleri yükselir, orta sınıfın bütçesi bozulur. Şehircilik politikası kira baskısını hafifletmezse hizmet enflasyonu düşmez. Sonra herkes Merkez Bankası’na bakıp “neden enflasyon inmedi?” diye sorar.
Cevap basit: Çünkü aynı anda başka kurumlar enflasyonu yukarı iten kararlar almıştır.
Bu nedenle ekonomiyi ilgilendiren tüm bakanlık ve birimlerin tek bir ortak hedefe bağlanması gerekir. Bu hedef sadece “enflasyonu düşürmek” diye yazılıp bırakılmamalı. Enflasyonun hangi kanallardan geldiği, hangi kurumun hangi kanalı etkilediği ve hangi kararın hangi yan etkiyi doğurduğu açıkça belirlenmeli.
Ekonomi yönetiminde beş adımlı yol haritası
İlk adım, birbirine bağlı hedef ve işlerin tespitidir. Mesela gıda enflasyonunu düşürmek sadece tarım meselesi gibi görünür ama değildir. Tarım Bakanlığı üretimi artıracak, Enerji Bakanlığı sulama ve elektrik maliyetini takip edecek, Ulaştırma Bakanlığı lojistik maliyetini azaltacak, Ticaret Bakanlığı hal zinciri ve rekabeti izleyecek, belediyeler pazarlama ve dağıtım altyapısını düzenleyecek, Hazine ise desteklerin bütçe etkisini hesaplayacak. Bu zincir birlikte yönetilmezse gıda fiyatı kalıcı düşmez. Elbette daha satılamadan heba olan ürünleri de takip etmek gerekir.
İkinci adım, her hedefin hangi yan etki ve maliyeti oluşturacağının önceden hesaplanmasıdır. KDV artırmak bütçeye kısa vadede gelir sağlar ama fiyatları yükseltir ve düşük gelirli kesimi daha fazla zorlar. Ek ithalat vergisi bazı üreticileri korur ama ara malı kullanan başka üreticilerin maliyetini artırır. Kurun baskılanması kısa vadede ithal fiyatları sınırlayabilir ama ihracatçıyı zayıflatır ve firmaları döviz borcuna teşvik edebilir. Enerji fiyatını tamamen sübvanse etmek vatandaşı rahatlatır ama bütçeyi bozar. Enerji fiyatını tamamen vatandaşa ve üreticiye yansıtmak bütçeyi rahatlatır ama enflasyonu ve üretim maliyetini artırır.
Üçüncü adım, bu maliyetin toplumsal, finansal ve siyasi etkisini analiz etmektir. Çünkü ekonomi yalnızca tablolarla yönetilmez. Bir vergi artışının bütçeye katkısı hesaplanabilir ama bunun düşük gelirli hanelerde yaratacağı geçim baskısı da hesaplanmalı. Enerji fiyatı artışının kamu maliyesine etkisi ölçülebilir ama sanayicinin rekabet gücü, küçük işletmenin nakit akışı ve vatandaşın faturası üzerindeki etkisi de ölçülmeli. Otoyol geçiş ücretinin resmi enflasyona yansımamasının arkasına saklanmamalı, lojistik maliyeti ve gıda fiyatına yansıması hesaba katılmalı.
Dördüncü adım, öncelikleri doğru tespit etmektir. Aynı anda her hedefe aynı ağırlık verilemez. Bazen enflasyonu düşürmek öncelik olur. Bazen deprem harcamaları nedeniyle bütçe disiplini öne çıkar. Bazen enerji şoku nedeniyle sanayinin ayakta kalması daha kritik hale gelir. Bazen gıda fiyatı toplumsal huzur açısından en acil başlık olur. Önemli olan, hangi dönemde hangi hedefin ana hedef olduğunu net söylemek ve diğer kurumları buna göre hizalamaktır.
Beşinci adım, doğru birimlerin doğru görevle sorumlu tutulmasıdır. Her bakanlık kendi alanında ayrı ayrı hedef açıklamamalı; ortak ekonomik hedefin kendi payına düşen kısmını üstlenmeli. Tarım Bakanlığı “gıda arzını ve üretici maliyetini” izlemeli. Örnek verelim: Ulaştırma Bakanlığı “lojistik maliyetlerini ve geçiş ücretlerinin fiyatlara etkisini” takip etmeli. Enerji Bakanlığı “enerji maliyetlerinin üreticiye ve hanehalkına yansımasını” yönetmeli. Ticaret Bakanlığı “rekabet, ithalat vergileri, ara malı maliyetleri ve tedarik zinciri” üzerinden sorumluluk almalı. Milli Eğitim Bakanlığı “eğitim maliyetlerinin aile bütçesine etkisini” görmeli. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı “düşük ücretlinin vergi ve kesinti yükünü, kayıt dışılığı ve istihdam kalitesini” takip etmeli. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı “kira, konut arzı, imar ve şehir maliyetleri” konusunda doğrudan ekonomik programın parçası olmalı.
“Hedef tutmadı, bir sonraki aya bakalım” denmemeli
Bu koordinasyon kâğıt üzerinde kalmamalı. Her ay en az 2 defa düzenli durum tespiti toplantısı yapılmalı. Ama bu toplantı klasik sunum toplantısı gibi olmamalı. Her birim hedefini, gerçekleşmesini, sapmasını ve sapmanın nedenini masaya koymalı. Gıda fiyatları hedefin üzerinde mi? Neden? Enerji maliyetleri üretici fiyatlarını mı bozdu? Hangi sektör daha çok etkilendi? Eğitim ücretleri aile bütçesini mi sıkıştırıyor? Kira artışı hizmet enflasyonunu mu besliyor? Ek ithalat vergileri hangi sektörün maliyetini artırdı? KDV artışı enflasyon beklentilerini ne kadar bozdu? Bu sorular her ay düzenli ve dürüst biçimde sorulmalı.
Hedeflerden geri kalındığında geri besleme mekanizması çalışmalı. Yani “hedef tutmadı, bir sonraki aya bakalım” denmemeli. Eğer gıda fiyatı düşmüyorsa, neden düşmediği bulunmalı. Üretim mi eksik, lojistik mi pahalı, depolama mı yetersiz, aracılık zinciri mi uzun, ihracat politikası mı fiyatı yukarı çekiyor, ithalat vergisi mi maliyeti artırıyor? Sorun nerede ise ilgili kurum oraya müdahale etmeli. Enflasyon hedefinden sapmanın nedeni ulaştırmaysa, sadece Merkez Bankası açıklama yapmamalı; Ulaştırma Bakanlığı da ne yapacağını söylemeli. Sapmanın nedeni enerji ise Enerji Bakanlığı devreye girmeli. Sapmanın nedeni kira ise şehircilik politikası sorgulanmalı.
Başta konuşulan hedefler ile ortaya çıkan sonuçların sürekli etki analizi yapılmalı. Mesela “KDV artışı bütçe gelirini ne kadar artırdı, enflasyona ne kadar katkı yaptı, tüketim davranışını nasıl etkiledi?” sorusu ölçülmeli. “Ek ithalat vergisi ilgili sektörü ne kadar korudu, ama başka sektörlerin maliyetini ne kadar artırdı?” sorusu cevaplanmalı. “Enerji sübvansiyonu bütçeyi ne kadar yordu, vatandaşın ve üreticinin maliyetini ne kadar azalttı?” diye bakılmalı. “Düşük kur-yüksek faiz dengesi rezervleri ne kadar artırdı, ama ihracatçıya ve reel sektörün döviz borcuna nasıl etki yaptı?” sorusu açıkça tartışılmalı.
Türkiye’ye benzeyen ülkelerin çıkarması gereken ders budur: Ekonomi tek bir düğmeyle yönetilmez. Faiz önemli bir araçtır ama bütün sorunları çözmez. Kur önemlidir ama tek başına rekabet gücü yaratmaz. Bütçe disiplini şarttır ama yanlış vergiyle sağlanırsa hayat pahalılığını artırır. Enerji desteği gerekir ama hedeflenmezse bütçeyi bozar. Sektör koruması gerekir ama akıllı yapılmazsa üretim maliyetini yükseltir.
Asıl ihtiyaç güçlü bir koordinasyon merkezidir. Bu merkez bakanlıkların üstünde siyasal otoriteye sahip olmalı ama teknik akılla çalışmalı. Hedefleri belirlemeli, yan etkileri hesaplamalı, kurumları görevlendirmeli, her ay gerçekleşmeleri izlemeli, sapmalarda düzeltme istemeli ve kararların vatandaş, üretici, bütçe, enflasyon ve dış denge üzerindeki etkisini sürekli ölçmeli.
Bu orkestra şefliği olmadan herkes kendi notasını çalar. Tarım başka, enerji başka, ticaret başka, ulaştırma başka, maliye başka, eğitim başka telden gider. Sonra ortaya çıkan gürültüye de “ekonomi programı” denir.
Özetle iyi ekonomi programı, sadece Merkez Bankası karar metni değildir. İyi ekonomi programı, bütün kamu yönetiminin aynı hedefe göre disiplinli çalışmasıdır. Gıda fiyatı düşecekse tarım, lojistik, enerji ve ticaret birlikte çalışır. Kira enflasyonu düşecekse şehircilik, finansman, vergi ve yerel yönetimler birlikte çalışır. Eğitim maliyeti düşecekse Milli Eğitim, maliye ve yerel yönetimler birlikte çalışır. Enerji maliyeti yönetilecekse enerji, sanayi, ulaştırma ve bütçe politikası birlikte çalışır.
Orkestra iyi yönetilmeze her kafadan bir ses çıkar
Vatandaş enflasyonu market rafında, elektrik faturasında, okul ücretinde, kirada, otobüs biletinde, otoyol geçişinde ve mutfak masasında yaşar. Bu yüzden hayat pahalılığıyla mücadele de vatandaşın yaşadığı yerden başlamalı. Sadece faizi artırıp döviz kurunu düşük tutarak bir yere kadar gidilir. Sonrası için akıl, disiplin, kurumsal koordinasyon ve sürekli etki analizi gerekir. Ekonomide gerçek başarı, bir kurumun kahramanlığıyla değil, bütün kurumların aynı hedefe doğru uyum içinde çalışmasıyla gelir. Orkestra iyi yönetilirse müzik çıkar. Yönetilmezse her kafadan bir ses çıkar. En önemlisi bundan sonra iyi bir müzik çalacağına güvenilmeyen orkestrayı kimse dinlemek istemez.
