Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in mali disiplinin devam ettiğini söylemesi bütünüyle yanlış değil. Ancak bu anlatım bütçenin yalnızca iyi görünen tarafını öne çıkarmakta. Hızla büyüyen bir faiz faturası var. Açıklanan rakamlara bakıldığında faiz ödemelerinin bütçenin en ağır kalemlerinden biri haline gelmiş durumda olduğunu görüyoruz.
Açıklanan bütçe rakamları, yalnızca bütçe açığının büyüklüğüne değil, faiz dışı dengedeki bozulmaya da işaret etmekte diyebilirim. Temmuz ayında merkezi yönetim bütçesi 378,1 milyar lira açık verirken faiz dışı açık 51,3 milyar liraya ulaşmış. Yılın ilk yedi ayında toplam bütçe açığı 1,32 trilyon lirayı bulmuş. Aynı dönemde faiz giderleri de yaklaşık 1,79 trilyon liraya çıkmış. Neredeyse 7 ayda yıllık hedefin büyük bir kısmı ödenmiş durumda.
Faiz dışı açık aslında oldukça basit bir durumu anlatmakta. Devlet, faiz ödemelerini hesaba katmadan bile topladığı gelirden daha fazla harcıyorsa faiz dışı açık ortaya çıkar. Yani eğitim, sağlık, personel, sosyal yardım, yatırım ve diğer kamu hizmetleri için yapılan harcamalar gelirleri aşmış demektir. Bunun üzerine bir de geçmişte alınmış borçların faizi eklenir.
Faiz ödemelerindeki artış oldukça yüksek
Tabii, bir ay faiz dışı açık verilmesi elbette bütçenin kontrolden çıktığı anlamına gelmez. Yılın ilk yedi ayında hâlâ yaklaşık 470 milyar liralık faiz dışı fazla bulunmakta. Bu nedenle Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in mali disiplinin devam ettiğini söylemesi bütünüyle yanlış değil. Ancak bu anlatım bütçenin yalnızca iyi görünen tarafını öne çıkarmakta. Hızla büyüyen bir faiz faturası var. Açıklanan rakamlara bakıldığında faiz ödemelerinin bütçenin en ağır kalemlerinden biri haline gelmiş durumda olduğunu görüyoruz. Yukarıda belirttiğim gibi, 2026 yılı için ayrılan faiz ödeneğinin önemli bir bölümü yılın ilk yedi ayında kullanıldı. Geçen yılın aynı dönemine kıyasla faiz ödemelerindeki artış da oldukça yüksek.
Vatandaş açısından mesele tam burada önem kazanmakta diyebilirim. Faiz gideri büyüdükçe bu vergi geliri havuzundan geçmiş borçlara ayrılan para da artıyor. Eğitim, sağlık, altyapı, sosyal yardım, deprem hazırlığı ve kamu yatırımları için kullanılabilecek alan ise doğal olarak daralıyor. Asıl tehlike faiz dışı açığın kalıcı hale gelmesi. Böyle bir durumda devlet yalnızca borcunun faizini ödemek için değil, normal faaliyetlerini sürdürebilmek için de yeni borç almak zorunda kalır. Daha fazla borç yüksek faiz yaratır. Yüksek faiz de ilerleyen yıllarda bütçenin üzerine yeni bir yük olarak biner. Böylece oldukça tatsız bir döngü başlar. Devlet vergi toplar, faiz öder, yetmeyen kısmı borçlanır, borçlandıkça faiz yükü büyür. Bir süre sonra bu yükü karşılamak için ya vergileri artırmak, ya başka harcamaları kısmak ya da yeniden borçlanmak gerekir. Üç seçeneğin de vatandaş ve ekonomi üzerinde bir maliyeti var.
Yalnızca “faiz dışı fazla verdik” demek yeterli değil
Bütçenin sağlığı açısından asıl mesele de burada. Devletin yalnızca borç verenlere karşı yükümlülüğü yok. Hastane işletmek, okul yapmak, güvenliği sağlamak, altyapıyı yenilemek, deprem riskine karşı hazırlık yapmak ve dar gelirliye destek vermek gibi ertelenmesi kolay olmayan görevleri de var. Faiz giderleri bütçede giderek daha fazla yer kaplarsa bu alanlara ayrılacak kaynak azalır.
Bu nedenle bütçeyi değerlendirirken yalnızca “faiz dışı fazla verdik” demek yeterli değil. Faiz dışı fazla elbette önemli. Ancak aynı anda faiz yükünün de kontrol altına alınması gerekir. Aksi halde devlet gelirlerini artırsa bile bu gelirlerin giderek daha büyük bölümünü geçmişte yaptığı borçlanmanın maliyetine ayırmak zorunda kalır.
Bakan Şimşek’in açıklamalarında bütçenin olumlu taraflarının özellikle öne çıkarıldığı görülüyor. İlk yarıda faiz dışı fazla verilmesi, vergi gelirlerindeki artış ve bazı dönemlerde bütçe performansındaki iyileşme gerçek. Ancak faiz giderlerinin hızla arttığı, toplam bütçe açığının büyüdüğü ve temmuz ayında faiz dışı dengenin açığa döndüğü de aynı ölçüde gerçek.
Dolayısıyla yalnızca olumlu rakamları öne çıkararak “mali disiplin devam etmekte” demek fotoğrafın tamamını göstermiyor. Çünkü bütçenin kalitesini anlamak için sadece ne kadar vergi toplandığına değil, toplanan verginin nereye gittiğine de bakmak gerekir. Eğer faiz ödemelerinin payı artmaya devam ederse devletin temel hizmetler ve yatırımlar için kaynak yaratması giderek zorlaşır. Bunun devamında yeni vergiler, harcama kesintileri veya daha fazla borçlanma gündeme gelir. Bu nedenle mesele yalnızca muhasebe hesabı değil, doğrudan vatandaşın alacağı kamu hizmetinin kalitesiyle ilgili.
Açıklanan bütçe rakamlarının bence en önemli mesajı burada. Yılın ilk yedi ayında faiz dışı fazla hâlâ korunmakta, ancak faiz faturası hızla büyümekte. Bu yüzden artık yalnızca “bütçe açığı ne kadar?” diye sormak yeterli değil. “Topladığımız vergilerin ne kadarı bugünün ihtiyaçlarına, ne kadarı borçların faizine gidiyor?” sorusunu da sormak gerekiyor.
