Amerika’nın devletler hukukuna zaten pek saygı duymadığını hatırlamakta yarar vardır. Amerikan hukukunun farklı (muhtemelen üstün) olduğunu düşünüyorlar.
Dilimizde yerleşik bir deyim var: “Dinsizin hakkından imansız gelir.” Tahmin ettiğiniz gibi bu deyimi Trump’ın Maduro’ya yaptıklarını gördükten sonra hatırladım. Aslında Maduro evinizde ağırlamak isteyeceğiniz bir şahsiyet değil. Kendisi iktidarda kalabilmek için ülkenin ekonomisi dahil her şeyi yıkmaya hazır bir diktatör. İktidarda bulunduğu dönemde ülkesinden 8 milyon kişi muhtemelen iktisadi nedenlerle ayrıldı. Tahminlere göre son seçimleri ikide bir oranında az oy alarak kaybetmekle beraber sonuçlarla oynayarak kendisinin kazandığını ilan etti. Kitleler katında pek sevildiği söylenemez. Nitekim, ülkesini Amerikan esiri olarak terk edince büyük nümayişler olmadı, tersine kamuoyunda ülkeden gitmesinden kaynaklanan bir rahatlama görüldü. Yerinin nasıl doldurulacağı henüz açıklık kazanmış olmasa bile, Venezuela hükümetinin icraati için Amerika’dan onay alması, hiç olmazsa Amerikan çıkarlarına aykırı hareket etmemesi isteniyor.
Maduro, etkisiz bir Latin Amerika lideri konumuna sürüklenecek
“Maduro hakettiği sonucu buldu” demek isteyebilirsiniz, ama bir defa daha düşünmenizi tavsiye ederim. Sizin ülkenizin liderinin, başkalarının para kazanmasını engelliyor diye sarayından kaçırılmasını ve muhtemelen hayali iddialarla yargıç karşısına çıkarılmasını ister miydiniz? Pek sanmam. Ancak başkanlık sarayını basarak Maduro ve eşini esir alan, onları önce Amerikan donanmasına ait bir gemiye binmelerini sağlayan, oradan da uyuşturucu kaçakçılığından yargılanmak üzere New York’a sevk etme sürecini başlatan Delta Gücü’nün yaptığı tamamen budur. Bay Trump, Maduro’nun bir diktatör olması, demokrasinin kurallarını hiçe sayması, Venezuela vatandaşlarının anayasal haklarını görmezden gelmesi ile ilgilenmemekte, onu sadece Amerikan çıkarlarını engellemekle itham etmektedir. Ancak, yargı katında bu iddianın geçerli olmayacağının bilincinde olduğundan, Maduro’nun uyuşturucu ticareti yaptığı iddiasını ileriye sürmüştür. Yargının hüküm vermesi zaman alacaktır. Muhtemelen geçen süre içinde olaylar Maduro’yu geride bırakacak, onu etkisiz bir Latin Amerika lideri konumuna sürükleyecektir.
Maduro’nun yakalanması ve Amerika’ya gönderilmesi devletler hukukunun tamamen dışında bir olaydır. Ancak burada Amerika’nın devletler hukukuna zaten pek saygı duymadığını hatırlamakta yarar vardır. Amerikan hukukunun farklı (muhtemelen üstün) olduğunu düşünüyorlar. Hatırlayacaksınız, Amerika her daim diğer ülkelere, Rusya ve Irak örneğinde de görüldüğü gibi, kurallarını kendisinin belirlediği ambargolar uygulamıştır. Başka ülkelerle ortak hareket ederek devletler hukukunun düzenlemelerine tabi olmaktan uzak durmuştur. Her ne kadar Trump’ın biraz da put kırıcı bulunabilecek davranışları yadırganabilirse de temsil ettiği anlayış tipik bir Amerikan tavrıdır. Nitekim, gazeteler geçmişte de Amerika’nın hedeflerine ulaşmak için zor kullanmaktan çekinmediğini aktaran örneklerle doludur. Bunlar arasında Panama’da bir sefarete sığınan Başkan Daniel Noriega’nın teslim alınması, yanında İran’daki Amerikan sefareti personelini kurtarmayı öngörüp tam bir fiyasko ile biten Delta Gücü girişimleri de bulunuyor.
Trump’ın maceraperestliği kendi direnişini doğuruyor
Bay Trump’ın Venezuela’daki Amerikan askeri başarısından çok etkilendiği anlaşılıyor. Buna bağlı olarak Küba ve Kolombiya’nın da üzerine yürüyebileceğini mırıldandı. Her ne kadar Küba zayıf bir rejime sahipse de, artık herkesin Trump’ın neler yapabileceğini gördüğü ve ona göre tedbir alacağını, Trump’ın da hatırlamasında yarar vardır. Trump’ın uluslararası maceraperestliği kendi direnişini doğuruyor. Eğer Delta Gücü bile başkana aynı türden bir operasyonun yapılamayacağını söyleyecek olursa, buna şaşmamak gerekecektir.
Birçok zihni kurcalayan soru başkalarının Amerikan davranışını örnek alıp almayacağıdır. Örneğin, şimdi uyduruk mazeretlerle Çin de Tayvan’ı topraklarına katmaya çalışacak mıdır? Ya da acaba Rusya’nın Ukrayna’nın tümünü ele geçirene kadar savaşması daha mı tabii bulunacaktır? Her ne kadar Amerikan maceraperestliğine karşı gösterilen uluslararası tepki pek güçlü bulunmasa da, diğer ülkelerin Amerika’yı taklit etmelerini beklemek için sebep yoktur. Bu durum, diğer ülkelerin devletler hukukuna düşkünlüğünden ziyade onların kendilerini Amerika gibi, her kuralı ihlal edecek kadar güçlü hissetmemelerinin bir sonucudur.
Yine de hepimizin hatırlaması gereken husus, günümüzde dünyanın devletler hukukunun güçlü devletlerin davranışlarını belirlemekteki etkisinin azaldığı bir döneme girdiğidir. Bu durum ülkemiz dahil, tüm orta boy güçler için ciddi bir tehdit oluşturmaktadır.