Avrupa'nın dört bir yanından gelen orman yangını görüntüleri artık sıradan bir yaz haberi olmaktan çıktı. Fransa'da tek bir yangın Paris'in dört katı büyüklüğünde alanı küle çevirdi. İspanya'da alevler Madrid’e yaklaştı. Kanada'dan Yunanistan'a kadar benzer manzaralar yaşanıyor. Türkiye'de de son günlerde Ege ve Akdeniz'de peş peşe yangın haberleri geliyor. Sezonun ilk bölümü, geçen yıllara göre daha sakin geçmesine karşılık sıcaklık, düşük nem ve kuvvetli rüzgârın aynı anda devreye girmesiyle risk yeniden en üst seviyeye çıktı.
Türkiye'de orman yangınlarının yaklaşık yüzde 88’i insan kaynaklı. Yani mesele yalnızca iklim değil. İhmal, dikkatsizlik ve eksik hazırlık da en az hava koşulları kadar belirleyici. Yıllardır her büyük yangından sonra uçak sayısını, helikopter kapasitesini ve müdahale süresini tartışıyoruz. Oysa dünya artık başka bir noktaya geçti.
Financial Times'ta önceki gün yayımlanan dikkat çekici iki yazı bunun en açık göstergesi. Bilim insanları, orman yangınlarının artık mevcut modellerin öngöremediği yeni bir döneme girdiğini söylüyor. Aşırı sıcaklar ve kuraklık, yangınların daha hızlı yayılmasına, kendi hava sistemini oluşturmasına ve öngörülemez hale gelmesine yol açıyor. Kısacası yangınlar artık sadece büyümüyor; karakter değiştiriyor.
Bu yüzden gözler, 2019-2020'de yaşadığı "Kara Yaz" felaketinden sonra radikal değişime giden Avustralya'ya çevrilmiş bulunuyor. O felakette 33 kişi yaşamını yitirmiş, binlerce ev yanmış ve ülke milyarlarca dolar kaybetmişti. Sonrasında ise "yangın çıktıktan sonra söndür" anlayışı terk edildi.
Bugün Avustralya, cep telefonlarına saniyeler içinde ulaşan acil uyarı sistemi kullanıyor. Ormanlarda kontrollü yakmalar yaparak kuru bitki örtüsünü temizliyor, yangın şeritleri oluşturuyor, uydu verileri ve yapay zekâyla risk haritaları hazırlıyor. Ev sahiplerinden çatı oluklarını temizlemeleri, bahçelerini yangına dayanıklı hale getirmeleri isteniyor. Çünkü kabul edilen gerçek şu: Büyük yangınlar, çıktıkları gün değil, yıllar önce alınan ya da alınmayan önlemlerle belirleniyor.
Belki de bizim de artık her yaz aynı tartışmaları yapmak yerine şu soruyu sormamız gerekiyor: Yangın söndürmeye mi hazırlanıyoruz, yoksa yangının hiç büyümemesini sağlayacak bir sistemi mi kuruyoruz?
Çünkü geleceğin başarısı, kaç uçağınız olduğuna değil; yangının çıkmasını ne kadar zorlaştırdığınıza bağlı olacak.