Radikal gazetesi için 2002’de Prof. Dr. Zeyyat Hatipoğlu ile yaptığım röportajın başlığı “Verimsiz Vesselam” idi. Hocaya göre Türkiye ekonomisinin büyümesine bakıldığında tablo açıktı: Daha fazla insan çalıştırıyor, daha fazla sermaye kullanıyor ve büyüyorduk. Ancak büyümenin sürdürülebilirliği açısından verimlilik artışının yeterince güçlü olmaması önemli bir sorundu.
Aradan 24 yıl geçti. Türkiye ekonomisi elbette çok büyüdü. Fakat büyümenin nasıl gerçekleştiğine baktığımızda, o günkü sorunun hâlâ geçerliliğini koruduğunu görüyoruz.
Dünya Bankası’nın 2011-2022 dönemi hesabı bunu açık biçimde ortaya koyuyor. Yıllık ortalama yüzde 5’lik büyümenin 3,7 puanı sermaye stokundan, 0,9 puanı emekten geldi. Toplam faktör verimliliğinin (TFV) katkısı ise yalnızca 0,4 puan oldu. Yani büyümenin büyük bölümü, elimizdeki kaynakları daha verimli kullanmaktan değil, kaynakları artırmaktan geldi.
Oysa 2002-2007 döneminde tablo daha farklıydı. Strateji ve Bütçe Başkanlığı’nın hesaplamasına göre TFV’nin büyümeye katkısı 2,7 puandı. Ancak sonraki dönemde bu performans korunamadı. 2011-2022 döneminin tamamında ise ortalama katkı 0,4 puanda kaldı.
2024’te de benzer bir tablo gördük. Ekonomi yüzde 3,3 büyüdü. Sermaye stokunun katkısı 1,8 puan, istihdamın katkısı 1,9 puan oldu. TFV’nin katkısı ise eksi 0,4 puanda kaldı.
2025’in ilk yarısında ise farklı bir işaret geldi. Ekonomi yüzde 3,6 büyürken Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, bunun yarısından fazlasının toplam faktör verimliliğindeki artıştan kaynaklandığını söyledi.
Bir başka dikkat çekici nokta da 2026 hedefi. Eylül 2026’da açıklanan Orta Vadeli Program’da yüzde 3,3’lük büyümenin 1,2 puanının toplam faktör verimliliğinden gelmesi bekleniyor. Bu, verimliliğin büyüme kompozisyonunda daha yüksek bir pay almasının hedeflendiğini gösteriyor.
Çünkü Türkiye’nin asıl meselesi yalnızca daha fazla üretmek değil, aynı kaynaklarla daha fazla üretmek. Daha fazla fabrika, makine ve çalışan büyümeyi bir yere kadar taşıyabilir. Kalıcı büyüme ise teknoloji, eğitim, inovasyon, yönetim kalitesi ve sermayenin doğru alanlara yönelmesiyle mümkün.
Bu nedenle 24 yıl önceki sorun bugün hâlâ karşımızda: Türkiye daha fazla kaynak kullanarak mı büyüyecek, yoksa elindeki kaynakları daha verimli kullanarak mı?