Üretim ağları farklılaşıyor; bağlantı, iletişim, rekabet ve iş birlikleri yapıları çözülüyor ve yeniden örülüyor. Çözülme ve yeniden örülme sürecinin hızı artıyor. Ekonomik örüntülerin dinamikleri hızla değişiyor; yapılar, işlevler ve kültür farklılaşıyor.
Ülkemizin en yaygın iş örgütleri olan oda ve borsa seçimlerinde ayrıştıran etkenleri sorgulamamak, geleceği düşünmemekle eş anlamlı bir olgu. Bu açıdan baktığımızda, oda ve borsa seçimlerinde “rekabet yapısı irdelemesi” önemli gündem maddelerinden biri olmalı.
*****
Oda ve borsa seçimlerinde piyasa ve plan algısının netleşmesi, kurumlara sahip çıkma bilincinin yükselmesi ve kaynak tahsisinin temel kurumlarından biri olan teşvik sistemlerinin yapılandırılması konularının nasıl ele alınması gerektiğini önceki yazılarda paylaştık. Bu yazıda gelişmenin temel belirleyicilerinden biri olan “rekabet yapılanmasının” neden sorgulanması gerektiği üzerinde duracağız.
Önemli tedarik merkezi
TEPAV’dan Güven Sak’ın sıklıkla gündeme getirdiği üzere, ülkemizin önemli bir tedarikçi konumuna ulaşmış olması önemli; ama daha önemlisi, geldiğimiz bu noktayı küresel sistemin gerektirdiği daha ilerilere taşıyabilmesidir.
Türkiye, Cumhuriyet döneminin ekonomik bağımsızlığını koruma, kalkınma ve refahla perçinleme idealine bağlılığını koruyor. Geride bıraktığımız 2024 yılında 1.700 ürünü 120’ye yakın ülkeye ihraç ederek gücünü sahada kanıtladı. Sak, gelişmeyi yaratan etkenlerden birinin de ülkemizin AB ile yaptığı Gümrük Birliği düzenlemesi olduğunu belirtiyor. Başka bir anlatımla, dışa ve dünyaya açılmamızın olumlu etkilerine gönderme yapıyor. Türkiye’nin performansını Çin ve Hindistan’la karşılaştırıyor. Daha net anlaşılması için Çin’in 1995 yılında 1.700 dolayında ürünü 20-25 ülkeye sattığını, 2024’te ise 2.400 kadar ürünü 120 dolayında ülkeye satabildiğini paylaşıyor. Hindistan, 1.200 dolayında üründen 1.700 ürüne ulaştı. Satış yaptığı ülke sayısı da 80’lerden 100’e tırmandı.
Dış politika analisti Barçın Yinanç, Oksijen’in 276’ncı sayısındaki değerlendirmesinde, “AB, Türkiye’nin yaşadığı tüm ekonomik sıkıntılara ve kırılganlıklara rağmen Türkiye’nin ticari ve ekonomik potansiyelini görüyor. Özellikle son dönemlerde Made in Europe alanında Avrupa’da kamu ihalelerindeki başarılarına” gönderme yapıyor. Sahadaki durum, AB ülkelerinde iki değişik algıyı geliştiriyor: Biri, rakip olarak korku kaynağı olması. Diğeri, kapasite olarak iş birliği yaparak ortak yararın artırılması.
Odalar ve borsalarda seçim sürecinde, ülkemizin imalat kesiminin yarattığı kapasite ve teknik olanakların en büyük pazarı olan AB ülkeleri başta olmak üzere, diğer ülkeleri de dikkate alarak rekabet gücü odağından sorgulamayan oda ve borsa seçimleri, temel görev olan mensuplarının hak ve çıkarlarını koruma amacından sapmaz mı?
İthalat bağımlılığımız
Ülkemizin küresel pazarlarda tedarikçi konuma yükselmesini önemsemeliyiz; ama biriktirdiğimiz sermaye ve yararlı bilginin rekabet gücünü birkaç basamak yukarı taşıyacak fırsat ve tehlikeleri bilerek kararlar üretmeliyiz. Dayanıklı rekabet yapısı oluşturmak için oda ve borsa seçimlerinde imalat sektörünün “hammadde, yarı mamul madde, yatırım malı ithalatında” nicelik ve niteliklerini sorgulayarak net bilgi sahibi olmalıyız.
Meslek komitelerine seçilenler, yaşadıkları günlük sorunları ve kısa dönemli yararlar sınırlarına kendilerini hapseden kısır döngüden uzak durmalı. Ortak gücü yaratmaya odaklanmalıyız: Net bilgi, etkin koordinasyon ve odaklanma olmadan ilerlemeyeceğimiz bilincini yükseltmeliyiz. İthalat bağımlılığını yaratan etkenleri, bu etkenlerden bağımsızlaşarak yerli ve millî olanı öne çıkarmayı sorgulamayan oda ve borsa seçimleri anlamlı olabilir mi?
Çağımızın gerçeği olan küreselleşmede ülkeler arasında ithalat ve ihracat dengeleri yeniden kurulma yolunda ilerliyor. Gelecek 5 yıl da kritik öneme sahip. Gelecek yılların “kayıp yıllar” olmasını istemiyorsak; oda ve borsa seçimlerinde ithalat bağımlılıklarımızı ve bağımsızlaşma fırsatlarımızı irdelemeli ve ortak bir akıl ve anlatım yaratmalıyız.
Yaratıcı yıkım odaklı rekabet
Sayısal teknolojilerin etkisini göstermeye başladığı ilk yıllarda, otomasyon uygulamaları ve ürünlerde kalite homojenliği sorgulanıyordu. Rekabet analizlerinde, teknolojinin yarattığı kalite homojenliğini aşmak için “marka ve imaj yaratmanın” yol ve yöntemleri aranıyordu. Yapay zekâ aşamasında, “yaratıcı yıkım”, “sürekli kriz koşulları”, “süreçlerin uçtan uca kontrolü”, “başkalarını taklidin yarattığı tüketim kalıbı”, “ticarette fiyat odaklı etkileşimin ahlâk temelli etkileşime kayması”, “yeni platformlarda tekno-feodallerin etkileri” gibi sorunlar öne çıkıyor.
“Güçlendiren, sürdüren ve verimlilik yenilikleri” gelişmeyi sürdürebilmenin gerek şartları. Bu konularda “uyum sağlamanın” hayati önemi çok açık ve net. Kamu kurumlarının, üniversitelerin, hâkim özel kesim kuruluşlarının, start-up yapıların rekabetteki yönlendirici etkileri akademik çevreler kadar uygulamacıların da gündeminde ilk sıralarda yerlerini alıyor.
Rekabet yapılanmasının yarattığı genel eğilimleri, eğilimlerin yarattığı fırsatları ve tehlikeleri, birikimlerimizin yarattığı olanakları ve kısıtları sorgulamadan dayanıklı bir üretim yapısı oluşturulamıyor. Bu bakış açısı bizi, oda ve borsa seçim sürecinde, geçmişin alışkanlıklarının uyuşturucu etkilerinden uzak durmaya zorluyor. Yeni bakış açıları ve anlayışlara ihtiyacımız var. Seçimlerde görev üstlenmek isteyenler, siyasi irade, bürokrasi, kendi üyeleri ve medya gibi aktörleri yönlendirecek fikirler üretebilmeli.
Teknik ve sosyal beceri ihtiyacı
Yaratmak istenilen sonuca ulaşmak için teknik bilgi becerimizle dünyanın en kaliteli işini yapabiliriz. Ürettiklerimizi uygun bir fiyata pazarlarda satamazsak “değer üretmemiz” mümkün olmaz. Ürettiklerimizin pazarda gerçek değerini alabilmesi için ülke imajından yerel ve küresel marka yaratmaya, sayısal teknolojinin yarattığı platformlarda yer edinme sorunlarına kadar bir dizi konuda ne yapacağımızı ve nasıl yapacağımızı bilmemiz gerekiyor.
Bilim, teknoloji, mühendislik ve matematik alanlarında faydalı bilgi alanımızı genişletmek çok ivedi sorunumuz. Kalkınma için sermaye kadar faydalı bilginin gerekliliği, “sosyal beceri düzeyimizin” de belirleyicisi. Ülkemizin en yaygın örgütleri olan odalar ve borsaların seçim süreçlerinde, eğitim sisteminin ileri düzeyde kalifiye iş gücü arzı yaratmadığını anlatmak önemli; ama değerli değil. Değerli olan, uygun çözüm önerileri sunmak ve onların yaşama taşınması için harekete geçilmesi.
Yeni rekabet koşullarında faydalı bilgi kadar sosyal bilgi ve beceri de gerekli. Sosyal becerilerimizi artırabilmek için de yüksek düzeyde öz farkındalık gerekiyor. Sorgulama merakı için ortam ve iklimi yaratarak yaygınlaştırmamız olmazsa olmazımız. Akıl yürütme disiplini, elimizdeki etkin zihinsel araçlardan bir başkası. Bağlantı, iletişim ve etkileşim kurma ve geliştirme gerekiyor. İş birlikleriyle ortak çalışma ve ortak güç yaratmaya dönük kültürü yaratma, olgunlaştırma ve çoğaltma ihtiyacımız var. Rakiplerimizin güçlü ve zayıf yönlerini değerlendirecek donanıma sahip olmamız şart. Vazgeçilmez bir ideale ve yaratılmak istenen sonuçlara odaklanmamız da önemli.
Yeni bir dünya kuruluyor; bu dünyanın üretim ağları farklılaşıyor; bağlantı, iletişim, etkileşim ve rekabet yapılanmaları çözülüyor ve yeniden örülüyor. Çözülme ve yeniden örülme süreci hızlanıyor. Oda ve borsa seçimlerinde görev almak isteyenler, değinilen sorunları sorgulamazsa, geçmişin verimsiz tekrarının tuzaklarına yakalanmaz mı?
Aktörler arasında iş birlikleri
Teknik altyapı akışları hızlandırıyor. Akışların hızlanması, rekabet yapısını yeniden oluşturuyor. Oluşumu kaliteli yönetmek istiyorsak, siyasi irade, bürokrasi, iş dünyası, medya yeni oluşumları sorgulayarak, çoğunluğun gönüllü katılımını sağlayan bir uzlaşma zemini ve iş birlikleriyle içerideki gücü artırmamız gerekli. Bu konuda herkes eteğindeki taşı dökmeli, kimse kendi bildiğini tek doğru sanma batağına saplanmamalı.
Gazze, Ukrayna, İran-ABD ve İsrail savaşları açıkça kanıtladı ki yeni bir dünya düzeni kurulacak. Bu yeni dünya düzeninde onurlu bir yer edinmek için, önce kendi kapımızı iyi süpürmeliyiz. Odalar ve borsaların seçim sürecini vesile ederek, ülkemizde ekonominin aktörleri arasındaki etkileşimin kalitesini sorgulamalıyız. Nerede eksik yapıldığını, hangi boşlukların oluştuğunu tanımlamalıyız. Tanımlamalıyız ki tutarlı betimlemeler yaparak yaratmak istediğimiz sonuca bizi götürecek belirlemeler yapabilelim...