Önemli Alman “muhafazakâr devrimcisi” ve siyaset felsefesi düşünürü Ernst Niekisch 1932 yılında çıktığı SSCB gezisi sonrası kısa bir not yazmıştır. On sayfa kadar ancak tutan notlarında Tocqueville esintisi görülür. Alexis de Tocqueville Niekisch’den bir asır önce yeni kurulduğu söylenebilecek, henüz yarım yüzyıllık ABD’yi gezmiş ve Avrupa’dan neden farklı olduğunu açıklamayı denemişti. Tocqueville hâlâ okunuyor. Daha az bilinen Niekisch de yeni kurulan SSCB hakkında ilginç gözlemler yapmıştır. Söz konusu notlar sadece Moskova, Leningrad ve Kiev’le ilgilidir. Büyük kentler.
Bir, Rusya’da şehirler proleter kentleridir. Başka sınıflar görülmez. Mağazalarda mal yoktur. Yaşam gayet monoton ve pırıltısız görünmektedir. Rus işçi sınıfı adeta “fakirlik yemini” etmiştir. İki, Rusya’da kilit mekân ve kurum fabrikadır. Fabrika proletaryadır, proletarya da fabrika. İşçiler delice bir tempoyla çalışmakta ve fabrikada/yakınında sürekli teknik eğitim görmektedirler. Sosyal bilimler de öğretilmektedir; yani bir tür basitleştirilmiş Marksizm anlatılmaktadır. Buna göre tarihin ekonomik yorumu benimsenmekte ve işçiler bu yorumla her tür soruya cevap verebildiklerini düşünmektedirler. Üç, feodalizmde toprak, kapitalizmde sermaye, sosyalizmde iş önemlidir. İşi olmayan aç kalır. Ancak sadece bu kadar değildir; iş kentlilerin varoluşu, adeta kimliğidir. Keza Orta Çağ’da papaz neyse Rusya’da mühendis odur. Rusya bir fabrika-ülkedir. Dört, fabrika-ülkede kiliseye yer yoktur. Kilise özel bir baskı görmemektedir ancak yaşlı kadınlar dışında giden yoktur. Çünkü mühendis vardır. İşçi sınıfı tekniğe ve mühendisliğe güvenmektedir. Rusya bir mühendislik projesidir ve sosyalizm dedikleri bir yeniden kuruluş, bir şantiye-ülke inşasıdır. Ki bu gözlem GOELRO planını, yani Rusya’nın elektriklendirilmesini sosyalizmin özü olarak gören ve Rusya’da sosyalizmi kendilerinin kurduğunu iddia eden Sovyet elektrik mühendislerinin iddiasına uymaktadır. Beş, kadın-erkek eşittir çünkü hepsi aynı koşullarda çalışmaktadır. Fabrikalarda kadın yöneticiler de vardır. Romans, flört gibi şeyler yoktur çünkü bu işler boş gezenlerin işleridir. Yüksek tempoda çalışıp sonra da eğitime giden işçiler bu tip şeylere zaman ayırmayıp doğrudan cinselliğe yönelmektedir. Niekisch bu serbestlikten dolayı Rusya'nın ahlaksız olduğunun söylendiğini ancak fahişeliğin çok az olduğunu ve Alman şehirlerinin daha ahlaksız olduğunu belirtmektedir. Cinsellik rahatça yaşanmakta olduğu için fahişeliğe talep yoktur.
İlgi çekici bir gözlemi daha var. 1932 yılında fakirlikte birleşen bu insanları gelecekte çok büyük ve müreffeh bir ülke olunacağı hayali veya hedefi beslemektedir. Bu noktada Rus işçisinin bir sigortası vardır: Rezervler. İşçi devasa ülkenin doğal kaynaklarına, hammaddesine, kentlere iş gücü akışına bakarak tükenmez rezervlere sahip olunduğunu düşünmekte ve sonunda dünya çapında bir güç olunacağına güvenmektedir.
Bu da çok yerinde bir gözlem olmalıdır. İlginç olan şu: 2000’lerde yayınlanan bazı çalışmalar 1960’lardan itibaren karşılaşılmaya başlanan ekonomik güçlüklerin önemli bir nedeni olarak demir cevheri, kömür vb. rezervlerin tükenmesini veya daha maliyetli hale gelmesini göstermekte, Avrupa Rusya’sında 1930’larda kurulmuş işletmelere Sibirya vb. uzak bölgelerden nakliye yapılmasının maliyetleri daha da yükseltmesine bağlamaktadır. 30-35 yılda verimli olmaktan çıkan fabrikaları kapatıp zengin hammadde bölgelerinde yeni teknolojiyle sıfırdan kurma kararı verilememiştir. Verilememiştir çünkü (a) işsizlikten çekinilmiştir (b) Doğu bölgelerindeki sosyalist cumhuriyetlere masif göçlerin oluşması istenmemiştir. Yani yerinde yenileme tercihinde işçileri/halkı yüzlerce kilometre öteye taşıyarak bütün ülkenin demografisini ve alışkanlıklarını zorlamama isteği de rol oynamıştır. Sonuçta 1960’larda yerinde renovasyon tercihi yapılmış ve büyük miktarlar harcanmış, ancak eski takım tezgâhlarının modernize edilmesi işe yaramamış ve eski tesisleri tümden kapatmadan yenileme yatırımları büyük kaynak israfına yol açmıştır. 1975 yılına gelindiğinde yapılan hata anlaşılmış ama kaynaklar boş yere israf edildiği için 1960’ların başındaki tercih anına geri dönülememiştir. Bir kez daha, yeniden, sıfırdan en son teknolojiyle ülke/sanayi kurmak geçmişte yapılan fedakârlıkların 30 yılda ıskartaya çıktığı, belki de boşa gittiği izlenimini yaratacağı için de bundan kaçınılmış olduğu açıktır. Ancak bu tercihin yanlış olduğu 1975 itibariyle belli olmuştu; SSCB 1960-1985 arası ekonomik verileri bunu açıkça gösteriyor.