Ankara'da bugün başlayacak ve iki gün sürecek NATO Liderler Zirvesi tarihi bir toplantı olmaya aday; zirvede, Soğuk Savaş sonrası kurulan güvenlik mimarisinin resmen değiştiği ilan edilerek, yeni dönemde NATO'nun da nasıl evrileceği duyurulacak. İttifak'ın Ankara zirvesinde şekillenecek yeni dönemi "NATO 3.0" kavramıyla açıklanıyor. NATO'nun ilk dönemi, Sovyetler Birliği'ni çevrelemeye odaklanan Soğuk Savaş yıllarını kapsayan NATO 1.0 dönemiydi. Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla başlayan yaklaşık otuz yıllık süreç ise NATO 2.0 olarak tanımlanıyor. Bu dönemde Avrupa kıtası İttifak'ın üzerine kurduğu koruma şemsiyesinin tadını çıkardı, savunma harcamalarını azalttı, ordularını küçülttü ve güvenliğinin önemli bölümünü ABD'nin askeri kapasitesine bıraktı. Ankara'da ise Avrupa'nın "güvenliğini ABD'ye ihale ettiği" o dönem kapanıyor ve Avrupalıların kendi güvenliklerinin sorumluluğunu aldığı yeni "NATO 3.0" dönemi başlıyor. Dolayısıyla Ankara'da yapılacak NATO Zirvesi, yalnızca yeni savunma hedeflerinin açıklandığı bir toplantı olmayacak. Bu zirve, Soğuk Savaş sonrasında kurulan güvenlik düzeninin sona erdiğinin ilanı anlamına geliyor. Artık Avrupa, güvenliğini büyük ölçüde ABD'ye bırakan eski modelden uzaklaşıyor. Savunma sanayiini büyüten, üretim kapasitesini artıran ve savaş ekonomisine uygun hazırlık yapan yeni bir Avrupa inşa edilmeye çalışılıyor.
NATO 3.0 MANİFESTOSU; NELER DEĞİŞECEK?
Ankara Zirvesi öncesinde Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ile NATO Genel Sekreteri Mark Rutte'nin The Economist için kaleme aldığı ortak makale, aslında yeni dönemin manifestosu niteliğinde. Verilen mesaj oldukça açık: "Avrupa artık güvenliğini başkalarına ihale edemez." Başka bir ifadeyle Avrupa, savunmasını yeniden kendi omuzlarına almak zorunda. Washington uzun yıllardır Avrupalı müttefiklerinden daha fazla savunma harcaması yapmalarını istiyordu. Ancak artık yalnızca "burden sharing" yani külfetin paylaşılması değil, "burden shifting" yani külfetin tümüyle Avrupa'ya devredilmesi konuşuluyor. Reuters'ın ulaştığı NATO Zirvesi taslak bildirisinde yer alan "Daha güçlü NATO içinde daha güçlü Avrupa" ifadesi de tam olarak bu anlayışı yansıtıyor. NATO 3.0'ın hayata geçirilmesi ile birlikte, ABD'nin Avrupa'daki askeri varlığını zaman içinde azaltması, bazı kritik kabiliyetlerini Hint-Pasifik başta olmak üzere başka coğrafyalara kaydırması bekleniyor.
YENİ AVRUPA MİLİTARİZMİNİN MANİFESTOSU; "SAVAŞI ÖNLEMEK İÇİN HAZIR OLMAK..."
Von der Leyen ile Rutte'nin ortak makalesindeki "Savaşı önlemek istiyorsak savaşa hazır olmalıyız" cümlesi de önemli. Bu yaklaşım, Avrupa'nın yeni caydırıcılık doktrininin, kısacası Avrupa militarizminin manifestosu niteliğinde.
Bu çerçevede hedef olarak;
■ Avrupa'nın savaş ekonomisine uygun üretim kapasitesi oluşturması belirleniyor. Makaledeki "daha fazla, daha hızlı ve daha ucuza üretim" vurgusu bunun özeti gibi özellikle öne çıkarılıyor.
■ Sadece klasik savunma şirketlerinin değil, otomotivden elektronik sektörüne kadar sivil sanayinin de savunma üretimine entegre edilmesi gerektiği ifade ediliyor. Yeni dönemde fabrikaların gerektiğinde mühimmat, elektronik sistem, drone bileşeni veya askeri ekipman üretebilmesi hedefleniyor.
■ NATO 3.0 çerçevesinde, İttifak üyelerinin savunma sanayisinde işbirliğini arttırarak, kendi kendine yeten bir sistem oluşturulması da amaçlanıyor.
DÜŞMANLAR DEĞİŞMEDİ; ÇİN, RUSYA VE İRAN
Makalede Rusya'nın savaş ekonomisine geçtiği, Çin'in askeri kapasitesini hızla büyüttüğü, İran'ın Rusya ile savunma iş birliğini geliştirdiği ve Kuzey Kore'nin bu hatta dahil olduğu vurgulanıyor. Dolayısıyla Avrupa'nın bakışına göre artık geçici bir kriz değil, uzun süreli bir stratejik rekabet dönemi başladı.
"OSLO'DAN ANKARA'YA" YENİ SAVUNMA HATTI...
Ortak makalenin en dikkat çekici bölümlerinden biri ise ortaya konulan coğrafi tanımlama; Rutte ve Von der Leyen makalede, "California'dan Kiev'e, Kopenhag'dan Varşova'ya, Oslo'dan Ankara'ya" uzanan güvenlik hattını tarif ediyorlar. Bu ifade, Türkiye açısından sembolik olmaktan çok daha büyük anlam taşıyor, çünkü Ankara ilk kez Avrupa'nın yeni savunma üretim zincirinin doğal halkalarından biri olarak tanımlanıyor. Bu vurgu, birkaç hafta önce yapılan açıklamalarla birlikte okunduğunda ise dikkat çekici bir dönüşüme işaret ediyor. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, kısa süre önce Avrupa'nın güvenliği açısından Rusya, Çin ve İran'ın yanı sıra Türkiye'nin de çeşitli riskler oluşturduğunu savunan değerlendirmelerde bulunmuştu. Aradan geçen kısa sürede ise aynı Von der Leyen'in, NATO Genel Sekreteri Mark Rutte ile birlikte kaleme aldığı makalede Türkiye'yi Avrupa'nın yeni savunma mimarisinin ayrılmaz bir parçası olarak "Oslo'dan Ankara'ya" uzanan güvenlik hattının içinde tanımlaması, jeopolitik önceliklerin ne kadar hızlı değişebildiğini gösteriyor. Bunun temel nedeni ise Avrupa'nın karşı karşıya bulunduğu yeni gerçeklik. Ukrayna savaşı, hızla eriyen mühimmat stokları, artan savunma harcamaları ve ABD'nin Avrupa'daki yükünü azaltma isteği, Brüksel'i ideolojik tartışmalardan çok üretim kapasitesine odaklanmaya zorluyor. Üstelik son yıllarda Türkiye'nin geliştirdiği İHA ve SİHA teknolojileri, elektronik harp sistemleri, mühimmat üretimi, zırhlı araçlar ve hava savunma projeleri, Avrupa'nın bugün en fazla ihtiyaç duyduğu alanlarla büyük ölçüde örtüşüyor. Bu nedenle savunma sanayii, uzun yıllardır siyasi krizlerin gölgelediği Türkiye-Batı ilişkilerinde yeni ortak payda olmaya aday görünüyor. Jeopolitik zorunluluklar, tarafları yeniden aynı masaya oturtuyor.
TÜRKİYE İÇİN FIRSATLAR
NATO 3.0 Türkiye açısından önemli fırsatlar barındırıyor. Türkiye yalnızca NATO'nun Güney Kanadı'nın askeri merkezi değil; aynı zamanda Karadeniz, Kafkasya, Orta Doğu ve Doğu Akdeniz'i aynı anda etkileyebilen tek NATO ülkesi konumunda. Bu çerçevede;
■ Enerji güvenliği, kritik ulaştırma koridorları, Karadeniz dengesi ve savunma sanayii üretim kapasitesi düşünüldüğünde Türkiye'nin stratejik değeri önceki dönemlere göre belirgin şekilde artıyor.
■ Avrupa'nın yeniden silahlanma süreci, Türk savunma sanayiine yeni ihracat imkanları, ortak üretim projeleri ve teknoloji iş birlikleri sağlayabilir.
■ ABD'nin yükünü azaltmaya çalıştığı bir dönemde Türkiye, NATO içinde daha fazla sorumluluk üstlenen ülkelerden biri haline gelebilir. Bu tablo Ankara'nın diplomatik ağırlığını da artırabilir.
RİSKLER DE VAR...
Ancak fırsatların yanında NATO 3.0 konseptinin Türkiye'ye yüklediği yeni misyon yeni riskleri de beraberinde getirmeye aday;
■ Türkiye Avrupa savunmasının güçlenmesini, kendisini de kapsayacak şekilde destekliyor. Yani bu sürecin yalnızca AB ekseninde şekillenmesi ve AB üyesi olmayan NATO ülkelerinin dışlanması en büyük endişe başlıklarından biri. Türkiye, Avrupa savunma sanayii projelerinin NATO şemsiyesi altında ve ABD'nin de dahil olduğu kapsayıcı bir yapıyla ilerlemesini savunuyor. Ankara zirvesinde Türkiye'nin "kotarmaya çalışacağı" bu vaat olacak.
■ Diğer önemli risk ise jeopolitik; NATO belgelerinde Rusya ve İran'ın temel tehditler arasında daha güçlü biçimde tanımlanması, Türkiye'nin bu iki ülkeyle yürüttüğü çok boyutlu diplomasiyi daha karmaşık hale getirebilir. Ankara, bir taraftan NATO'nun doğu ve güney kanadında daha fazla sorumluluk üstlenirken diğer taraftan Moskova ve Tahran ile ekonomik, enerji ve bölgesel ilişkilerini dengelemek zorunda kalacak. Bu dengeyi koruyabilmek, önümüzdeki yılların en önemli dış politika sınavlarından biri olacak.
■ Ankara'da yapılacak NATO Zirvesi, yalnızca yeni savunma hedeflerinin açıklandığı bir toplantı olmayacak. Bu zirve, Soğuk Savaş sonrasında kurulan güvenlik düzeninin sona erdiğinin ilanı anlamına geliyor. Artık Avrupa, güvenliğini büyük ölçüde ABD'ye bırakan eski modelden uzaklaşıyor. Savunma sanayiini büyüten, üretim kapasitesini artıran ve savaş ekonomisine uygun hazırlık yapan yeni bir Avrupa inşa edilmeye çalışılıyor.
■ Ve son olarak, Türkiye'nin artan stratejik önemi, Batı ile ilişkilerde yeni fırsatlar yaratırken içeride de bazı beklentileri beraberinde getirebilir. Avrupa ile savunma, teknoloji ve ekonomi alanlarında daha derin entegrasyonun sürdürülebilir olabilmesi, hukukun üstünlüğü, demokratik standartlar, öngörülebilir kurumlar ve temel haklar konularındaki reform tartışmalarını yeniden gündeme taşıyacaktır. Güçlü savunma kapasitesi ile güçlü demokratik kurumların birlikte ilerlemesi, Türkiye'nin yeni jeopolitik konumunu kalıcı bir avantaja dönüştürmesinde belirleyici unsurlardan biri olabilir. Ankara ise uzun süredir tam aksi yönde ilerleyen bir imaj çiziyor.
ANKARA'DA TRUMP DİPLOMASİSİ
■ ABD Başkanı Donald Trump'ın Ankara programı, NATO Zirvesi'nin çok ötesine geçen stratejik bir gündeme işaret ediyor. Beyaz Saray'ın açıkladığı programa göre Trump, NATO temaslarının ardından Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ve Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ile ayrı ayrı görüşecek. Bu tablo, Ankara'nın yalnızca ittifakın buluşma noktası değil, Ukrayna savaşından Suriye'nin geleceğine uzanan kritik dosyaların da diplomasi merkezi haline geldiğini gösteriyor. ABD Başkanı Donald Trump'ın Ankara ziyareteti, diplomatik protokol açısından da dikkat çekici ayrıntılar içeriyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Trump için Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde resmi karşılama töreni düzenlemesi beklenirken, programda Anıtkabir ziyaretinin yer almaması dikkat çekti. Bu tercih, son günlerde ABD'nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack'ın "Ortadoğu'da en iyi yönetim sistemi monarşiler" yönündeki tartışma yaratan açıklamalarıyla birlikte değerlendirildiğinde sembolik bir anlam da kazanıyor. Trump'ın Zelenskiy ile savaşın sona erdirilmesini, Şara ile ise Suriye'deki yeni dönemi değerlendirmesi beklenirken, İran kaynaklı güvenlik riskleri, deniz ticaret yollarının korunması ve NATO'nun savunma kapasitesinin artırılması juga gündemin üst sıralarında yer alacak. ABD'li yetkililerin savunma sanayiinde yeni ortak üretim ve milyarlarca dolarlık projelere işaret etmesi ise Ankara Zirvesi'nin yalnızca siyasi değil, ekonomik ve askeri sonuçlar da üretebileceğini gösteriyor.
NATO ZİRVESİNE "AY YILDIZ" İMZASI
■ Ankara'daki NATO Liderler Zirvesi yalnızca siyasi mesajlara değil, Türkiye'nin yeni savunma altyapısına da vitrin olacak. Yapımı süren ve "Türk Pentagonu" olarak nitelendirilen Ay Yıldız Karargâhı, ilk önemli uluslararası organizasyonuna zirve kapsamında ev sahipliği yapacak. Konuk savunma bakanları ve NATO'nun üst düzey temsilcileri yeni yerleşkede ağırlanacak. Siber güvenlikten balistik korumaya, KBRN tehditlerine karşı alınan önlemlerden ileri mühendislik çözümlerine kadar son teknolojiyle donatılan kompleks, Çelik Kubbe konseptiyle desteklenen güvenlik mimarisini de yansıtıyor. Türkiye böylece yalnızca savunma sanayiindeki üretim kapasitesini değil, komuta-kontrol altyapısını ve yeni güvenlik vizyonunu da NATO müttefiklerine sergilemiş olacak.
ANKARA'DA MİLYAR DOLARLIK SAVUNMA HAMLESİ
■ Ankara'da NATO Liderler Zirvesi öncesinde düzenlenecek NATO Savunma Sanayii Forumu, ittifak tarihinde liderler zirvesiyle eş zamanlı gerçekleştirilen ilk sanayi buluşması olacak. Ancak forumun asıl önemi, sergilenecek teknolojilerden çok vereceği siyasi mesajda yatıyor. NATO Genel Sekreteri Mark Rutte'nin de açıkladığı gibi, Ankara'da milyarlarca dolarlık çok uluslu savunma anlaşmalarının duyurulması bekleniyor. İttifakın bu anlaşmaları özellikle zirveye saklaması, ABD Başkanı Donald Trump'a "Avrupa artık yalnızca daha fazla harcamıyor; birlikte üretiyor ve daha fazla sorumluluk üstleniyor" mesajı verme amacı taşıyor.
NATO'NUN ÜÇ "C" KONSEPTİ
Savunma Sanayi Fuarı aynı zamanda NATO'nun üç "C" olarak adlandırılan, üyelerinden beklentilerinin somut hale getirildiği bir ortam halinde planlanıyor. NATO'nun üç "C" konsepti, "Cash, Contribution, Capabilities", yani nakit, katkı ve kabiliyetten oluşuyor. Savunma harcamalarının artırılmasıyla ilk başlık büyük ölçüde karşılanırken, Ankara Zirvesinde, Savunma Sanayi Forumu ile ikinci ve üçüncü başlıkların nasıl hayata geçirileceğine dair bir ön gösteri planlanıyor. Bu nedenle Saab, Airbus ve Northrop Grumman gibi küresel devlerin Türk savunma şirketleriyle aynı platformda buluşması tesadüf değil. Forum boyunca imzalanacak mutabakatlar, ortak üretim projeleri ve Türkiye'nin yerli platformlarının sergileneceği etkinlikler, NATO'nun yeni savunma anlayışının merkezine sanayiyi yerleştirdiğini gösteriyor. Ankara, yalnızca zirveye ev sahipliği yapan başkent değil; NATO 3.0 döneminde savunma üretiminin, teknoloji ortaklıklarının ve çok uluslu iş birliğinin şekillendiği merkezlerden biri olma iddiasını da ortaya koyuyor.
ANKARALI'SIZ ANKARA...
■ Ankara, NATO Liderler Zirvesi öncesinde adeta yüksek güvenlikli bir diplomasi merkezine dönüştü. ABD Başkanı Donald Trump başta olmak üzere 32 müttefik ülkenin liderlerini ağırlayacak başkentte 49 bin polis ve 7 bin jandarma görev yaparken, Esenboğa Havalimanı ve kritik güzergâhlarda güvenlik önlemleri en üst seviyeye çıkarıldı. Devlet başkanlarının kullanacağı güzergâhlarda araçlar tek tek aranıyor, trafik ve asayiş denetimleri aralıksız sürdürülüyor. Ancak hazırlıklar yalnızca güvenlikle sınırlı değil. Ankara, aynı zamanda dev bir lojistik ve medya operasyonuna ev sahipliği yapacak. Zirve delegasyonları için üç ayrı havalimanı kullanılacak, dünyanın dört bir yanına yayın yapılabilmesi amacıyla 26 farklı noktada 96 kamera ve 18 canlı yayın aracı görev alacak. Milli Kütüphane, 1.800 çalışma alanı ve 40 kurgu odasıyla uluslararası basın merkezine dönüştürülürken, kent genelinde 5 bin yönlendirme noktası oluşturuldu. Zirve kapsamında çok sayıda panel, seminer ve yan etkinlik de düzenlenecek. Turgut Özal Bulvarı boyunca NATO üyesi 32 ülkenin bayrakları ile "Barışta Ortak Gelecek", "Güvenliğin Anahtarı" ve "Barışın Anahtarı" sloganlarının yer aldığı pankartlar ise Ankara'nın yalnızca bir zirveye değil, Türkiye'nin diplomatik ve organizasyon kapasitesini dünyaya gösterme fırsatına hazırlandığını ortaya koyuyor. NATO 3.0 tartışmalarının gölgesinde gerçekleşecek zirve, bu yönüyle yalnızca alınacak siyasi kararlarla değil, ev sahibi Türkiye'nin güvenlik, koordinasyon ve uluslararası organizasyon kabiliyetiyle de hafızalarda yer edecek.
ANKARA ZİRVESİNİN SATIR ARALARI
■ Rusya'ya sertlik, İran'a uyarı: Ankara'da yapılacak NATO Zirvesi'nin en kritik başlıklarından biri Rusya ve İran'a verilecek siyasi mesajlar olacak. Reuters'ın ulaştığı zirve bildirisine göre NATO, Rusya'yı "Avrupa-Atlantik güvenliğine yönelik uzun vadeli tehdit" olarak tanımlayacak. Bu ifade, ittifakın Moskova'yı geçici bir kriz değil, kalıcı bir stratejik rakip olarak gördüğünü ortaya koyuyor. Ancak Türkiye'nin yaklaşımı, birçok müttefikten ayrışıyor. Zirveden sadece iki hafta önce Moskova'ya giden Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın, "Rusya'nın yerini hesaba katmayan bir Avrupa güvenlik mimarisi eksik kalır" mesajı, Ankara'nın savaş sonrası dönemi de düşündüğünü gösteriyor. Avrupa başkentlerinde bugün bu görüşe destek sınırlı olsa da, birçok diplomat uzun vadede Rusya ile yeniden bir denge kurulmasının kaçınılmaz olacağını kabul ediyor. Fark, bunun zamanlamasında ortaya çıkıyor. Avrupa için öncelik caydırıcılığı güçlendirmek; Türkiye ise şimdiden savaş sonrası güvenlik mimarisinin nasıl şekilleneceğini de hesap ediyor. Zirvenin İran mesajı da dikkat çekici olacak. Nihai bildiride İran'ın asla nükleer silaha sahip olmaması gerektiği vurgulanırken, Tahran'a Hürmüz Boğazı'nda seyrüsefer özgürlüğüne tam saygı göstermesi çağrısı yapılacak. Bu söylem, ABD Başkanı Donald Trump'ın İran politikasıyla büyük ölçüde örtüşüyor ve Ankara Zirvesi'nin Washington'a güçlü bir siyasi destek mesajı verme amacı taşıdığı yorumlarına neden oluyor.
■ NATO DIŞINDAN KİMLER VAR ?
Zirvenin konuk listesi de bu yeni jeopolitik tablonun yansıması niteliğinde. Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy'nin liderlerle ve dışişleri bakanlarıyla bir araya gelmesi, Kiev'e verilen desteğin süreceğini gösterirken; Körfez ülkeleri ile NATO'nun Asya-Pasifik ortaklarının üst düzey katılımı, ittifakın güvenlik gündemini Avrupa'nın ötesine taşıdığını ortaya koyuyor. Ankara Zirvesi, böylece yalnızca NATO'nun değil, şekillenmekte olan yeni küresel güvenlik düzeninin de yol haritasını çizen toplantılardan biri olmaya aday görünüyor.
MACRON'UN MESAJI ÖNEMLİ
■ NATO zirvesinde Fransa Cumhurbaşkanı Macron'un mesajları da hem Türkiye-Fransa ikili ilişkileri, hem de Türkiye'nin AB ile yakınlaşması açısından önemli olacak. Fransa'nın yıllardır mesafeli yaklaştığı SAMP-T hava savunma sisteminin Türkiye'ye olası satışına ilk kez sıcak sinyaller vermesi, Ankara-Paris hattında dikkat çekici bir değişime işaret ediyor. Macron ile İtalya Başbakanı Giorgia Meloni'nin nisan ayındaki görüşmesinin ardından ivme kazanan süreçte henüz nihai karar alınmasa da, taraflarda siyasi iradenin oluştuğu belirtiliyor. Bu değişim, Fransa'nın son yıllarda Doğu Akdeniz'de Yunanistan, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve İsrail'le geliştirdiği yakın savunma ve güvenlik iş birliği düşünüldüğünde daha da dikkat çekici. Paris'in olası bir satış öncesinde Atina ve Lefkoşa'nın kaygılarını gidermeye çalışması beklenirken, Avrupa'nın değişen güvenlik ortamı ve Türkiye'nin artan stratejik ağırlığı, siyasi rezervlerin yerini daha pragmatik bir yaklaşıma bırakabileceğine işaret ediyor.
