Trump yönetimi açısından İran savaşı artık yalnızca bütçe değil, üretim kapasitesi ve mühimmat yönetimi meselesi haline de gelmiş durumda. Washington bu açıdan İran cephesini genişletme, son dönemde Avrupa ülkelerinin desteğiyle silah ve mühimmat üretim üssü haline gelmekte olan Ukrayna’yı da dahil etme yolunu seçebilir.
Türkiye’nin kuzey ve güneyindeki iki cephe “mükemmel fırtına” haline gelmeye doğru hızla ilerliyor.
Dördüncü yılına giren Ukrayna savaşı ile bu yılın ilk aylarında başlayan ABD/İsrail’in İran’a yönelik saldırıları şimdiye kadar “birbirine pek değmeden” ilerleyen, iki ayrı çatışma olarak devam ediyordu.
Ancak Hazar Denizi’nde İran bağlantılı olduğu belirtilen bir geminin Ukrayna tarafından vurulması, ilk kez iki çatışmanın fiilen birleşmesi ihtimalini ortaya çıkardı.
Zelensky’nin İran karşıtı söylemi
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelensky’nin son açıklamalarında İran’ı Rusya-Ukrayna savaşının “doğrudan tarafı”olarak tarif eden cümleleri de “mükemmel fırtınanın” ayak sesleri gibiydi.
Zelensky son yaptığı televizyon röportajında İran’ın Rusya’ya gönderdiği Şahid kamikaze İHA’ları, balistik füze desteği ve üretim lisansları nedeniyle Tahran yönetimini Rusya’ya destek vermekle açık açık suçladı ve “İran zaten bize saldırdı” ifadesini kullandı.
Ukrayna Devlet Başkanı aynı röportajda sadece İran’ın değil, Kuzey Kore’nin asker ve mühimmat desteği verenek, Çin’in ise uydu ve hedefleme teknolojisiyle Rusya’ya katkı sağladığını da öne sürdü.
Bu söylem değişikliği, Kiev yönetiminin ilk kez İran’ı yalnızca Moskova’nın tedarikçisi değil, Ukrayna savaşının doğrudan aktörlerinden biri olarak tanımlaması açısından son derece dikkat çekici.
Washington’daki zamanlama tesadüf mü?
Üstelik Hazar Denizi’nde İran gemisinin Ukrayna tarafından vurulması ve Zelensky’nin Tahran’ı doğrudan savaşın tarafı olmakla suçlayan açıklamalarından sadece saatler sonra Washington’da gerçekleşen görüşme trafiği de, “mükemmel fırtınanın” yaklaştığının diğer habercileri gibiydi.
ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray’da aynı gün, İran savaşının tarafı olan İsrail Başbakanı Netanyahu ve Ukrayna Devlet Başkanı Zelensky ile ayrı ayrı görüşme yaptı. Ardından da Netenyahu ve Zelensky, ani şekilde ölen Amerikalı senatör Lindsay Graham’ın cenaze töreninde sohbet ederken görüntülendi.
ABD’nin askeri stokları azalırken...
Tüm bunlara son dönemde Amerikan basınında yer alan, ABD’nin İran’ı vuracak ya da kuvvetlerini koruyacak askeri mühimmatının azaldığına ilişkin haberleri de eklemek gerek elbette; Haberlerde özellikle Patriot önleme füzeleri, THAAD sistemleri ve hava savunma mühimmatında ciddi stok baskısı oluştuğu vurgulanmaya başlandı.
ABD’de Kasım’da yapılacak ara seçimler öncesinde Başkan Trump’ın da mensubu olduğu Cumhuriyetçi parti kamuoyu yoklamalarında zor durumda görünüyor. Cumhuriyetçiler’in Kongre’deki mevcut çoğunluğu kaybedebilecekleri tahminleri yapılıyor.
Dolayısıyla Trump yönetimi açısından İran savaşı artık yalnızca bütçe değil, üretim kapasitesi ve mühimmat yönetimi meselesi haline de gelmiş durumda. Washington bu açıdan İran cephesini genişletme, son dönemde Avrupa ülkelerinin desteğiyle silah ve mühimmat üretim üssü haline gelmekte olan Ukrayna’yı da dahil etme yolunu seçebilir. Ukrayna Lideri Zelensky’nin son açıklamaları ise, Kiev yönetiminin de böyle bir duruma “gönüllü” olacağının ilk sinyalleri olarak okunabilir.
En büyük risk Hazar hattı
Son gelişmeler Hazar Denizi’nin de yalnızca Rusya ile İran arasındaki lojistik koridor olmaktan çıktığını gösteriyor. Bölge aynı zamanda Çin’in Orta Koridor ticaret güzergâhı, Azerbaycan’ın enerji ihracatı ve Avrupa’nın alternatif enerji stratejisi açısından kritik önem taşıyor.
Dolayısıyla burada yaşanacak her askeri gerilim yalnızca Moskova ile Kiev’i değil, Avrupa’dan Orta Asya’ya kadar uzanan geniş bir ekonomik hattı etkileyebilir.
AB araya girdi, iki savaşın “birleşmesi” şimdilik engellendi
Nitekim, Avrupa Birliği Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas’ın İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile yaptığı telefon görüşmesi de, Avrupa’nın iki kriz dosyasını artık birlikte ele almaya başladığını gösterdi.
Kallas, İranlı Bakan ile yaptığı görüşmede hem Körfez’deki son gelişmeleri hem de Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik saldırılarını ele aldıklarını açıkladı.
Kiev üzerinde büyük etkisi olan AB devreye girince, Ukrayna’dan da geri adım geldi. Ukrayna Dışişleri Bakanı Sybiha, İranlı mevkidaşı Arakçi’yi telefonla arayarak, “Hazar’daki İran bağlantılı geminin vurulmasının kasıtlı olmadığını” söyledi. Ukrayna tarafından gemi saldırısı konusunda yapılan resmi açıklamada da, “operasyonlarının yalnızca Rus askeri kapasitesini hedef aldığını ve sivilleri hedef alma amacı taşımadığı” savunuldu.
Tahran yönetimi de “şimdilik” gerilimi artırmama yolunu seçti; Arakçi bir sosyal medya paylaşımıyla, İran’ın da krizi tırmandırmak istemediğini, ancak İran vatandaşlarına ve çıkarlarına yönelik her saldırının karşılıksız kalmayacağını, zararların tazmin edilmesi gerektiğini vurguladı.
Diplomatik kriz şimdilik kontrol altına alınmış görünse de Hazar’ın da artık savaşların yeni temas alanlarından biri haline geldiğini gösterir nitelikte.
İran medyasında sular durulmadı
Üstelik, Arakçi’nin açıklamalarına rağmen İran’da şahin kanadın kontrolündeki medyada sular pek durulmuş görünmüyor. İran medyasında ve rejime yakın sosyal medya hesaplarında Avrupa’nın enerji altyapısına ilişkin çeşitli hedef listeleri dolaşıma sokulmuş durumda. Bu listelerde Bakü-Tiflis-Ceyhan, Güney Gaz Koridoru, Doğu Akdeniz enerji projeleri, Azerbaycan gaz sahaları ve Doğu Akdeniz LNG terminalleri gibi stratejik projeler yer alıyor.
Bir başka sürpriz gelişme ise, Irak’ın da bir şekilde krize dahil olmasıydı; Irak Ulusal Güvenlik Danışmanı Kasım el-Abudi’nin Ukrayna istihbarat hücrelerinin Irak’ta faaliyet gösterdiği yönünde yaptığı açıklamaları adeta “yangına körükle gitmek” gibiydi. El Abudi, yapılan operasyonlarda bazı kişilerin gözaltına alındığını ve Ukrayna bağlantılı faaliyetleri itiraf ettiklerini öne sürdü. Ancak Bağdat tarafından şimdiye kadar kamuoyuna bu konuda herhangi bir somut delil sunulmadı. Ukrayna ise suçlamaları “Rus propagandası” olarak nitelendirerek reddetti.
Ankara’daki küçük diplomatik krizin verdiği büyük mesaj
İran ile Ukrayna arasında Hazar Denizi üzerinden yükselen gerilim, Türkiye’yi de giderek sertleşen jeopolitik mücadelenin merkezine doğru itiyor.
Azerbaycan ile kurduğu stratejik ortaklık, Karadeniz ve Hazar havzalarındaki konumu, Orta Koridor’un kilit ülkesi olması ve NATO üyeliği, Ankara’yı olası bir “mükemmel fırtına” senaryosunda vazgeçilmez aktörlerden biri haline getiriyor. Ancak bu avantaj, aynı zamanda ciddi bir kırılganlığı da beraberinde getiriyor. Türkiye, iki savaşın tek bir stratejik denklemde buluşması halinde, uzun süredir sürdürmeye çalıştığı “herkesle konuşabilen denge ülkesi” kimliğini kaybetme riskiyle karşı karşıya kalabilir.
Nitekim, Irak Başbakanı Ali Zeydi’nin Ankara ziyareti sırasında kameralar önünde yaşanan küçük çaplı diplomatik kriz de, bölgedeki fay hatlarının artık Ankara’ya kadar uzandığını gösteren sembolik ama önemli bir işaret olarak kayda geçti. İran’a yakınlığıyla bilinen Irak Ulaştırma Bakanı Selman el-Hasenî’nin Kalkınma Yolu Anlaşması’nı iki liderin basın açıklaması sırasında imzalamayı reddetmesi, Başbakan Zeydi’nin ise canlı yayında bakana “Gel, imzala” talimatı vermesi, Bağdat’taki iç siyasi dengelerin ve İran etkisinin Türkiye ile yürütülen diplomatik süreci doğrudan etkileyebildiğini gözler önüne serdi.
Irak Başbakanı’nın ziyaretinin bilançosu da Ankara’nın beklediği stratejik kazanımların henüz gerçekleşmediğini ortaya koydu. Süresi dolan Kerkük-Ceyhan Ham Petrol Boru Hattı Anlaşması yenilenemedi, 17 milyar dolarlık Kalkınma Yolu Projesi’nde somut ilerleme sağlanamadı, Bağdat ile Ankara arasındaki en büyük meselelerden biri olan Dicle ve Fırat sularının yönetimine ilişkin kritik başlıklarda yeni bir mutabakat çıkmadı. Ziyaretin Türkiye açısından tek stratejik kazanımı, Türkiye Petrolleri’nin (TPAO), BP’nin işlettiği Kerkük sahalarındaki yüzde 15’lik ortaklığı oldu.
Yeni cephe mi, yoksa yeni baskı stratejisi mi?
Avrupalılar’ın devreye girmesi, Trump’ın da henüz “çılgınca bir adım atmaması” nedeniyle, İran ve Ukrayna savaşları henüz birleşmiş değil. Ancak iki kriz arasındaki temas noktalarının hızla artması nedeniyle buna “şimdilik” kaydını koymak yanlış olmaz.
Washington’daki diplomatik temaslar, Hazar’daki gerilim, İran-Rusya askeri işbirliği, Ukrayna’nın İran’ı doğrudan savaşın tarafı ilan eden söylemi ve enerji hatlarının giderek daha fazla stratejik hedef haline gelmesi, uluslararası sistemin yeni ve daha karmaşık bir evreye girdiğini gösteriyor.
Önümüzdeki süreçte asıl belirleyici soru şu olacak: Bu gelişmeler kontrollü diplomatik gerilim olarak mı kalacak, yoksa Karadeniz’den Hazar’a, Ortadoğu’dan Avrupa enerji hatlarına uzanan çok cepheli yeni bir güvenlik krizinin başlangıcına mı dönüşecek?
Mevcut tablo, ikinci ihtimalin artık geçmiş aylara kıyasla daha fazla ciddiye alınması gerektiğine işaret ediyor.
