Merkez Bankası 2026 yılsonu enflasyon tahminini yüzde 28’e yükseltirken, efektif fonlama faizini yüzde 40’tan politika faizi olan yüzde 37’ye çekebileceğinin sinyalini verdi. Piyasalar faiz indirimi beklentisine girerken, kalıcı bir gevşemenin yolu hâlâ enflasyonun düşürülmesinden geçiyor.
Merkez Bankası bu hafta yılın üçüncü Enflasyon Raporunu açıkladı. Rapor kadar, Başkan Fatih Karahan’ın sonrasında yaptığı basın toplantısı da önemliydi. Çünkü verilen mesajlar, sadece enflasyon görünümüne değil, önümüzdeki dönemde uygulanacak faiz politikasına ilişkin de önemli ipuçları içeriyordu.
Peki, yılın üçüncü Enflasyon Raporundan enflasyon ve faiz politikasına ilişkin neler öğrendik? Öncelikle enflasyonla başlayalım.
Enflasyon tahmini bir kez daha yükseldi
Merkez Bankası 2026 yılsonu enflasyon tahminini yüzde 26’dan yüzde 28’e yükseltti. 2027 ve 2028 enflasyon tahminlerinde ise herhangi bir değişikliğe gitmedi. Ancak Başkan Karahan’ın soru-cevap bölümünde yaptığı açıklamalar önemli bir ayrıntıyı ortaya çıkardı. Enflasyon Raporu’nda, 2027 ve 2028 yılları için açıklanan tahminlerin aslında Merkez Bankası’nın güncel değerlendirmesini yansıtmadığını ve bankanın bu yıllara ilişkin tahminlerini güncellemek için Orta Vadeli Programı beklediğini öğrendik.
Bunun isabetli bir karar olmadığını düşünüyorum. Merkez Bankası’nın kayıtlara geçen 2027 ve 2028 enflasyon tahminleri kendi güncel duruşunu yansıtmamalıydı. Özellikle 2027 enflasyon tahmini, uygulanacak para politikasının duruşuna ilişkin önemli bir mesaj veriyor. Şimdilik bu mesajdan mahrumuz. Ayrıca, hükümet ile ana hedefler konusunda henüz uzlaşılmamış olmasını da önemli bir eksiklik olarak değerlendiriyorum.
Merkez Bankasının ana mesajı: Faiz oranı düşecek
Merkez Bankası, yılsonu enflasyon tahminini artırmasına rağmen para politikasında gevşeme sinyali verdi. Başkan Karahan’ın açıklamalarından, bankanın efektif fonlama faizini üst bant olan yüzde 40 seviyesinden politika faizi olan yüzde 37’ye doğru çekmek istediğini anladık. Birçok ekonomist için kafa karıştırıcı olan konu da bu oldu.
Merkez Bankası Başkanı yılsonu enflasyon tahminini yukarı çekerken faiz indiriminin şu gerekçelere dayandırdı:
- Gerekçe 1: En kötüsü geride kaldı
Merkez Bankası Başkanı faiz indirimine ilişkin açıklamalarında küresel risk ortamındaki gerilimlerin azaldığını ve en kötünün geride kaldığını ifade etti. Mevcut durumda küresel risk algısının ve emtia fiyatlarının ikinci çeyrek verilerine göre iyileştiğini görüyoruz.
Ancak finansal piyasalardaki dalgalanmanın azalmasına karşın petrol fiyatlarında kalıcı bir düşüşü de göremedik. Benzer şekilde, Enflasyon Raporu’ndaki petrol fiyatı varsayımlarına baktığımızda da önceki rapora göre çok büyük bir değişiklik görmüyoruz. Banka petrol fiyatlarının bu yıl ortalama 90 dolar, gelecek yıl ise 75 dolar civarında seyretmesini bekliyor.
Bunların yanı sıra, küresel çerçevede, enflasyon ve faize ilişkin beklentilerin de hızla bozulduğu bir dönemden geçiyoruz. Küresel ölçekte enflasyon beklentileri yükseldi; birçok gelişmiş ülke merkez bankası faiz artırımlarına başladı. Bu durum, finansal, ticari ve reel kanallarla Türkiye ekonomisine de etki edecektir. Enflasyon Raporu sunumunda ele alınmayan en önemli kalemin bu olduğunu düşünüyorum.
- Gerekçe 2: Enflasyon dinamikleri ve beklentiler iyileşiyor
Merkez Bankası Başkanı, Enflasyon Raporu sunumunda, bir önceki rapora göre yurt içinde enflasyon dinamikleri ve beklentilerinde önemli bir iyileşme sağlandığına vurgu yaptı.
Ancak, yılın ikinci ve üçüncü Enflasyon Raporları’nın açıklandığı dönemlerdeki göstergeleri karşılaştırdığımızda, Merkez Bankasının işaret ettiği ölçüde güçlü bir iyileşme görmek kolay değil. Her iki rapor döneminde de yıllık enflasyon yüzde 32; aylık enflasyon ise yüzde 2 civarında seyretti.
Enflasyon beklentileri tarafında da tablo farklı değil. Her iki rapor döneminde, 12 ay sonrası için beklenen enflasyon, piyasa katılımcıları için yüzde 24; reel sektör için yüzde 33 seviyesinde kaldı. İyileşme gördüğümüz tek oyuncu hane halkı oldu. Ancak buna rağmen, hane halkının 12 ay sonrası için enflasyon beklentisi yüzde 44,9 ile çok yüksek bir oranda gerçekleşti.
- Gerekçe 3: iç talepteki soğuma artıyor
Merkez Bankası, iç talepteki soğumanın belirginleşmesinin enflasyonu aşağı çekme yönünde etkili olacağını iletti. Kapasite kullanımındaki zayıf seyir, iç talepteki yavaşlama ile kredi artış oranları talep koşullarının zayıflamaya devam ettiğini gösteriyor.
İç talebin zayıflaması, Merkez Bankası’nın faiz politikasıyla hedeflediği bir göstergedir. Ancak sürecin bu kadar uzaması, arz ve maliyet kaynaklı istenilmeyen etkilere de sebep olabilir.
Netice: Piyasa faiz indirimi beklentisine girdi
Efektif fonlama faizinin ne zaman indirileceğine ilişkin henüz net bir takvim verilmedi. Ancak Başkanın açıklamalarının ardından piyasada, fonlama faizinin politika faizi olan yüzde 37 seviyesine çok kısa süre içerisinde çekilebileceğine ilişkin beklentiler oluşmaya başladı. Dolayısıyla Merkez Bankası henüz fiilen bir faiz indirimi yapmadan, sözlü yönlendirmeyle yeni dönemin kapısını açmış oldu. Ancak mesele yalnızca üç puanlık faiz indirimi değil.
Türkiye’de enflasyon hâlâ yüzde 32 civarında. Üstelik uygulanan makro finansal program üçüncü yılını tamamlıyor. Bu süreçte yüksek faizlerin üretim, yatırım ve hane halkı refahı üzerindeki olumsuz etkileri giderek daha fazla hissediliyor. Dolayısıyla faizlerin çok daha uzun süre bu seviyelerde tutulması pek de mümkün değil.
Ancak faizlerin kalıcı biçimde düşürülebilmesinin yolu yalnızca Merkez Bankası’nın faiz indirmesinden geçmiyor. Öncelikle enflasyonun kalıcı biçimde aşağı çekilmesi gerekiyor. Bunun için de Merkez Bankası’na duyulan güvenin güçlendirilmesi ve uygulanan programın mutlaka yapısal unsurlarla desteklenmesi gerekiyor.
